PKK eşkıya örgütünün, cani başı Abdullah Öcalan''ın 16 Şubat 1999''da Kenya''da yakalanışından sonra, 2 Mayıs 1999''da İmralı''da Devlet Güvenlik Mahkemesi''nde yargılanmasına başlayalı, bir yıl geçmiş. Önümüzdeki Haziran ayının 29''u da idam cezasına çarptırılışının birinci yıldönümü olacak. Hatıraları tazeleyelim; Öcalan''ın cezası sonra Yargıtay tarafından tasdik edildi ama hüküm, nihai tasdik için, hükümet tarafından gerektiği gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi''ne sevkedilmedi ve tabii ceza da infaz edilemedi. Dava o zamandan beri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi''nin kararına "intizaren" askıda veya buzdolabında.
İpin ucu Avrupa''da... Öcalan da şimdi İmralı''daki hücresinde umutla bekliyor. Çünkü bir yetkilinin dediği gibi, "ipin ucu Avrupalılar''ın elinde"; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi''nin neticede, Türk mahkemesinin kararına karşı çıkacağı, yeniden yargılanmasını isteyeceği muhakkak. Hükümet, kararı otomatik olarak TBMM''ye sevketmemekle, hangi hukuki veya idari kurala dayanmıştır, bilemiyorum ama şurası muhakkak ki, Türk Devleti''nin egemenlik hakları açıkça ihlal edilmiştir, ihlal edilmesine müsaade edilmiştir. Şehit yakınları da artık bekleyedursunlar: Öcalan, bu kadar tertipli savsaklama sayesinde, neticede idam edilmeyecektir.
Hafıza-yı beşer Hatıraları tazelemeye devam edelim; çünkü özellikle biz Türkler''in hafızamız "nisyanla malul"dür; çoğumuz Öcalan''ı unuttuk. Galiba hükümet de unuttu veya unutmayı yeğledi. Şehit yakınları ise, bağıra bağıra çok yoruldular ama herhalde onlar "unutmadılar!" Resmî makamlarımızın Öcalan hakkındaki hükmü buzdolabına koymalarının gerekçeleri, sureta Türkiye''de hâlâ mevcut olan idam cezasının uygulanmasının Avrupalılar''ı kızdıracağı, AB aday adaylığına kabul edilmemizi engelleyeceği idi. Bir de alttan alta Öcalan''ın ölüsünün -hele idam edilerek ölmesinin- dirisinden ve yaşamasından kıymetli veya Türkiye için tehlikeli olacağı -Güneydoğu''da kuvvetlenen HADEP''in Kürt Milliyetçiliğine ivme kazandıracağı savları idi. Ben ise, hep bunun aksine inandım. Öcalan yaşarsa, zamanla cinayetleri unutulur, hatta biz Türkler''in "nisyanla" (unutmamızla) özdeş, ünlü merhametimize gelir. Dünyada bir "Öcalan''ı kurtarma kampanyası" başlar... Neticede, affa uğrar, yeni bir Mandela olur ve hatta, yabancı dostlarımızın telkini ile, Güneydoğu sorununun çözülmesi için başlatılacak görüşmelere taraf yapılır dedim... Hâlâ da diyorum ve galiba da haklı çıkıyorum. Hükümetimiz şu sırada daha önemli konulardan vakit bulup PKK organlarında yazılıp söylenenleri, bölücü Kürt cephesindeki gelişmeleri yakından takip edemese bile, inşaallah bizim canibimizden bazı kuruluşlar ve kişiler -mesela Profesör Özdağ- uyanıktırlar. Çünkü, öteden beri, tahmin ettiğim gibi şimdi tehlikeli bir oyun oynanmaktadır; PKK, YDK (Kürdistan Demokratik Halk Birlikleri) şemsiyesi altında, meşrulaştırılmaya, siyasallaştırılmaya çalışılıyor. PKK organları ve ideologları, Öcalan''ın son kozu olan ve üniter Türkiye Cumhuriyeti''ne son verecek ve neticede Türkiye''yi "Kürdistan" yapabilecek "Demokratik Türk-Kürt Cumhuriyeti" fikrini İmralı''daki hücresindeki Öcalan''dan aldıkları ilham mesajları ile YDK vasıtasıyla sokuşturmaya çalışmaktadırlar. Acı olan şu ki, bu tertipçiler, sözde "mücadeleden bıkmış ve barış isteyen "iş ve medya entelektüel çevrelerinin" de, artık bu çözüme müsait hale geldiklerine, inanmakta, sadece Dr. Sami Selçuk''tan değil, yeni Cumhurbaşkanımızın bazı sözlerinden de -herhalde yanlış yorumlayarak- cesaret almaktadırlar.
Yeni kampanya Şimdi de, gene önceden tahmin ettiğim gibi, Öcalan''ı İmralı''daki hücresinde mağdur hale getirmek sonra da sırası ile İmralı''dan başka bir yere daha sonra da affa uğratma kampanyası başlatılmış bulunuyor. Kardeşi Osman Öcalan söylüyor ve PKK yazarları yankılıyorlar: "Zavallı Öcalan belki de ölümcül hastadır, hayatı gün geçtikçe artan tehlikeler içindedir. Sağlığını kurtarmak için kasden müdahale yapılmamakta, böylelikle idam edilmeden imhası istenmektedir. PKK onu ölüme terkedemez... Öcalan ölürse başlatılan barış süreci (kim ne zaman başlatmış?) tehlikeye girecektir." Osman Öcalan, ağabeyinin başka yere nakledilmesini, yabancı sağlık heyetlerince muayene edilmesini adeta "talep ediyor." Öcalan gazete okuyamıyormuş. TV seyredemiyor sadece bir tek radyo kanalı dinleyebiliyormuş. Sanırsınız ki, Öcalan bir idam mahkumu değildir ve bazı özel imtiyazları olmalıdır. Bunu da açıkça şöyle ifade ediyor Osman Öcalan: "Orada bulunan bir ulusun lideridir, bu koşullarda yaşatılamaz." Yani Öcalan harp esiri bile değil "Bir ulusun tutsak lideri" Ve "Kürt ulusu sessiz kalmamalı. Uluslararası kuruluşlar sessiz kalmamalı" diye ilave ediyor küçük Öcalan! PKK''nın Avrupa''daki organı, Özgür Politika da, Osman Öcalan''ın bu muhakkak, zamanlaması hesaplı açıklamalarının ardından Strasbourg''daki işkenceyi önleme komitesinden acil müdahale bekliyor.. Avrupalı İnsan Hakları şampiyonları da hemen Öcalan''ı kurtarmaya koşarlar da! Siz gördünüz mü, Öcalan hakkındaki hükmün savsaklanma ve dalgalanmaya bırakılması ile kendi kendimizi nasıl bir köşeye sıkıştırdığımızı? Hani Öcalan hücresinde unutulacaktı?
Ölse bile Öcalan belki gerçekten ölümcül hasta. Belki de İmralı''da hastalıktan ve eceli ile ölecek. Acıyan acır, yas tutan da yas tutar. Ama hakettiği cezayı bulmadan ölmesi ve hele Türk adaletinden ve şehit yakınlarının intikamından -evet intikamından-, kaçıp kurtulması demek olacaktır. Hoş yaşarsa, yaşatılsa da neticede gene bu olacaktır ya! Bir şey daha var: Öcalan İmralı''da hastalıktan veya eceli ile ölse, "Türkler öldürdüler!" diyeceklerdir. Benim bu sözlerimi belki zalimane bulanlar olacaktır ama, doğrusu otuzbin Türk şehidini hâlâ unutamadığım için, Öcalan''a acıyamıyor ve bağışlayamıyorum. Yüce Allah''a havale ediyorum. Bu konudaki katılığımın bir sebebi de var: Öcalan''ın dirisinin hatta bu bağlama gelindikten sonra ölüsünün de gerisinde, Türklük ve Türkiye için bekleyen yakın ve açık tehlikeler seziyorum. Bu gelişme ve tehlikeleri, önümüzdeki pazar gününden itibaren köşemde irdelemeye çalışacağım.
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Hücrede yaşatılacak bir Öcalan''ın mağdur bir kahraman ve bölücülüğün simgesi ve Türkiye için işleyen bir çıbanın başı olması ihtimali daha varittir". (Geçen yıl gene Nisan sonlarında yayınlanan Titrek Pusula kitabımın sonuç bölümünden)

