Basın ve devlet görevi hayatımda, Çankaya''da birkaç görev değişimine tanık oldum. Bazı değişiklikler zecrî, olağanüstü oldu. Ama, Cumhurbaşkanlarının hem normal hem de radikal görev değişikliklerinde, özellikle basınımız hep "giden ağam gelen de (sadece paşam değil) paşaların paşası" havalarına girer, selefle halef arasındaki çoğu abartılı, farkları ortaya koymaya çalışır. Şimdi de, Ahmet Necdet Sezer''in Çankaya''ya çıkışı arefesinde, aynı manzaralara tanık oluyoruz...
İhtiyaçları kendisi görmeli Yeni Cumhurbaşkanımız, henüz Çankaya''ya çıkmadı; inşallah 17''sinde göreve başlayacak. Ama şimdiden Çankaya''da çoğu personel ve tahsisat tasarrufu ile ilgili olarak, yapmak istediği değişiklikler, hem de kendisine atfen dile getiriliyor. Ben dikkatli bir hukukçu olan Sezer''in, daha makamına oturmadan ve biraz zaman geçip de, ihtiyaçları ve gerçekleri bizzat görmeden, bu konularda peşin hükümlü olabileceğine, sağdan soldan yapılacak tenkitlere de kapılacağına ihtimal veremiyorum... Hem nisbeten mütevazı bir özel hayattan, hatta devletin en yüksek makamlarından biri olsa dahi, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı''nın belirli görevlerinin icaplarından, Çankaya''ya, devletin en başına çıkmak ve bu yeni makamın icaplarına intibak etmek pek kolay olmasa gerek! Sayın Sezer, eğer doğru ise yakınlarına, özel Toyota''sından veya eski makamının Mercedes 500''ünden inip -veya çıkıp, Çankaya''da Limuzin kullanmayacağını söylemiş. Biraz acele sözler! Ötedenberi, ülkemizde, belki de resmi otomobillerin özel işlerde kullanılması yanlışlığından kaynaklanan, fakat biraz da abartılan bir resmi otomobil kompleksi hatta "görgüsüzlüğü" vardır. Bunun için de, kendimi bildim bileli, Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, Bakanlar, resmi otomobil kullanmakta veya kullanmamakta, bu otomobillerin modelleri konusunda, eski deyimiyle "avamfiriplik" yani halka hoşgörünmek jesti yapmak ihtiyacını duymuşlardır. Demokrat Parti''nin 1950''de iktidara gelmesi üzerine yeni Cumhurbaşkanı Celal Bayar dahi belki de eski Cumhurbaşkanı İnönü döneminin halktan kopukluğuna karşı Çankaya''ya limuzinle değil ciple çıkmıştı. Ama bu cip sevdası, gerçekler ve gerekler karşısında bir hafta bile sürememiş. Bayar gene lüks bir resmi otomobile binmek zorunda kalmıştı. Zaman zaman, aynı jesti yapmak isteyenler de sonunda ihtiyaçlar karşısında bu tür araba sevdasından vazgeçtiler. Bazı Cumhurbaşkanları da, Çankaya''da ihtiyaçlar ve gerçekler karşısına radikal personel ve tahsisat tasarrufları sevdasından vazgeçmek zorunda kalmışlardır. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti çok zengin olmasa bile, otomobillerin nev''inden başlayarak, namının ve konumunun gerektirdiği, "pembe incili kaftan sendromu" diyebileceğim bazı zorunluluklar vardır. Hem Türk halkının da, artık "otomobil görgüsüzlüğü" olmadığı, birkaç marjinal kişi hariç, Türkiye Cumhuriyeti Devleti''nin gene de birçok diğer ülkelerinkine göre çok mütevazı olan "debdebesine" ve hele Cumhurbaşkanları''nın kullanacağı otomobillerin modellerine de "takmayacaklarını" sanıyorum. Kaldı ki, limuzinlerde, artık bir güvenlik faktörü de var. Sayın Sezer, Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak, devletin en yüksek makamlarından birini işgal ediyordu. Ama bu makamın protokol gerekleri mahduttu. Sezer''in kendisi de tab''an mütevazı bir kişi olarak eşi ve ailesi ile birlikte mütevazı bir yaşam tarzını tercih ediyordu. Şimdi Çankaya''daki protokolü ve uzaktan debdebe sayabileceği yeni hayatı ve icaplarını, ilk başta yadırgaması mümkündür. Bu hayata ve özel protokolüne intibakı da haliyle zaman alacaktır. Ama O, artık Türkiye Cumhuriyeti Devleti''nin en başıdır! Herhalde Çankaya''ya kendi karakterinin damgasını vuracak ve ayrı bir üslup da getirecektir ama, naçizane tavsiye ederim, Çankaya''ya çıkmadan ve hatta çıktıktan sonra da, görevinin icaplarını bizzat görmeden acele ile halka hoş görünmek için de olsa, şimdiden bu konularda büyük söylemesin, peşin hükümlü davranmasın. Protokolün ve hatta ve biraz da şatafatın, uluslararası ilişkilerde önemli bir rolü olduğunu da herhalde görecektir.
Demirel dönemi Eski Cumhurbaşkanı Demirel savurgan bir kişi değildir. Bildiğim ve gördüğüm kadar Genel Sekreter Seçkinöz''ün sıkıca kontrol ettiği bir harcama mekanizması da vardı. Çankaya''daki personel sayısına gelince, bunun da, görevin ihtiyaçlarına göre asgaride tutulduğunu sanıyorum. Eğer peşin hükümlerle, eski döneme nisbet bir tasfiyeye girişilirse, ilerde gerçeklerin zorlaması ile kaçınılmaz olarak geri dönüş yapmak pek kolay olmayacaktır. Tabii, bazı kilit yerlere kişileri, Cumhurbaşkanı kendisi seçecek ve kendi özel danışmanlarını da kendisi tayin edecektir. Cumhurbaşkanı Sunay dönemine kadar Cumhurbaşkanlarının basın ve halkla ilişkileri, önemli de olsa özel ve uzman bir danışmanlığı gerektirmemişti. Demokrasi yerleştikçe bu fonksiyonunun önemi arttı. Hele, basınla hiç ünsiyeti olmayan eski görevinde basınla ve halkla ilişkileri en asgari hadde tutması gereken Ahmet Necdet Sezer için, şimdi bu konu önemli bir mahiyet arzediyor. Sezer, bundan evvelki iki Cumhurbaşkanları, Özal ve Demirel gibi medya ile çok yakın, samimi ilişkiler mi kurup sürdürecek? Bu çok netameli hem faydaları hem mahzurları olan bir yöntemdir. Bazı basın mensupları ile yakın ayrıcalıklı ilişkiler kurmak özel bir iletişim yolu olarak, yararlı olabilir ama diğer medya mensuplarını gücendirebilir de!.. Bir denge kurmak çok güçtür. Burada basın başdanışmanına büyük görev düşecektir. Sonra daha başta seçmek gerek; Sezer''in Basın Danışmanı şimdiki Baş Danışmanı Metin Yalman''ın başarı ile yaptığı gibi teknisyen bir bürokrat olarak sadece Cumhurbaşkanından demeç vb, Çankaya''dan da genel haber ve bilgi iletişiminden, basın mensuplarına ilk muhatap olmaktan sorumlu mu olacak, yoksa Ali Baransel''in iki Başkana hizmeti esnasında, çok başarılı ve dengeli olarak yürüttüğü "sözcülük" ve bununla beraber Cumhurbaşkanına medya ile ilişkileri hususunda tavsiyelerde bulunmak görevini mi yürütecek? Velhasıl, bu konuda ve bu danışmanlığa getirilecek kişi konusunda, fazla acele edilmemesini, deneyimli ve ehil bir kişinin tayinini, eski tecrübelerime istinaden, gene haddim olmayarak öneririm. Askerî bir kaideyi hatırlatayım; en vahim hatalar yığınakta, başlangıçta yapılır!
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Ne yaparsanız yapın, basını karşınıza almamaya bakın! Basın mensuplarına istihza ve ironi ile cevap vermek ölümcül olabilir!" (Genç politikacılara tavsiyelerden) J.F. Kennedy

