Kaydet
a- | +A

Yıllardır, Türkiye''nin üzerine karabasan gibi çöken -çoğu devlet, derin devlet vb. güçleri ile ilgili- türlü komplo teorilerinin üretilmesine meydan veren "faili meçhul" cinayetlerin en önemli ikisi -Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı cinayetleri- çözülmek üzere ve bazı failleri de derdest! Muhtemelen Bahriye Üçok cinayeti de zincirleme çözülecek. Böylelikle bir karabasandan, milletçe kurtulacağız! Bu neticeyi elde eden Sadettin Tantan''ı ve emniyet teşkilatını ne kadar tebrik etsek, onlara ne kadar müteşekkir olsak yeridir. Aynı azim ve metodlarla diğer "faili meçhulleri" de çözerler inşaallah.

Sorular Aklımı tırmalayan ve komplo teorilerine, hâlâ imkan veren bir soru var: Tantan ve ekibinin bu kadar kısa sürede çözdüğü bu konu bundan önce yıllarca devletin bütün imkanlarına rağmen neden çözülememişti: Yeteri derecede siyasi veya idari irade mi yoktu? İlgililer, altından bilmedikleri bir çapanoğlunun çıkmasından mı çekiniyorlar, arı kovanına çomak sokmamak mı istiyorlardı? Veya bu cinayetler çözülürse, işin ucunun başka yerlere mi gideceğinden şüphe ediyorlardı? Herhalde ülkenin huzur ve istikrarı için bu şüphelerin de açıklığa kavuşturulması gerekecektir! UMUT operasyonu başlayalı, resmi bir açıklama yapılmadan ve DGM''nin konuya, haklı olarak tahkikatın selameti bakımından yayın yasağı koymasına rağmen, gene de türlü spekülasyonlar yapıldı ve hatta "Bu sefer de boş çıkacak" yolunda yorumlar yürütüldü. Medyamız mensuplarının, bu cinayetlerin faillerinin bulunmasını muhakkak istedikleri halde, yayın yasağına aldırış etmeden verdikleri bölük pörçük haberlerle tahkikatın selametini engellemeleri, hatta belki de bazı sanıklara kaçmak ve saklanmak imkanını, pervasızca vermiş olmaları kayda şayandır. Diğer taraftan, medyanın, yasağa rağmen soruşturmaların ve ifadelerin metinlerini de ve herhalde başta Tantan olmak üzere amirlerin uyarılarına rağmen, elde etmiş olmaları sadece gazetecilik başarıları olarak izah edilemeyecek bir husustur. Acaba sadece emniyet ve yargının değil tüm devletin, en mahrem bilgileri dahi sızdırabilecek bir elek olmaktan çıkarılması, bundan sonra acaba mümkün olamaz mı?

Spekülasyonlar Bu spekülasyonlar arasında, bazı malum kişilerin imaları ile hâlâ devleti veya derin devleti ve bu arada MHP''yi veya ülkücüleri bu cinayetlerle bağlamak ve ilgilendirmek gayretleri de vardı. Bu arada bazıları ve özellikle, eski terör örgütlerindeki kendi sicili ve sabıkası malum bir kadın yazar sanıklardan birinin eski bir ülkücü olmasından hareketle cinayetlerde MHP''yi aradılar. Tabii bulamayacaklar, ama bir defa "eski" mesela "eski tüfeklerden" bahsetmeye başlarsak, bundan en fazla eski solcular hatta bugün medyada ve siyasette saygın yerlerde olanlar zararlı çıkarlar. Belki ben biraz safım ama, Uğur Mumcu''yu, Ahmet Taner Kışlalı ve Bahriye Üçok''un yazılarından çok rahatsız olan bazı çevrelerin karanlık maksatları vardır ama "devletin veya derin devletin, MHP''nin, gerçek ülkücülerin, onları ortadan kaldırmakta ne çıkarları olabilirdi ki? Umuyorum gerçekler yakında tamamiyle ortaya çıkınca bu spekülasyonlara da kesin bir çizgi çekilir.

Ve İran Bir başka spekülasyon var ki doğruluğundan, en az benim zerre kadar şüphem yok, bu meşum cinayetlerde İran veya İran''ın şu veya bu şekilde "parmağı", "kolu", daha doğrusu "kafası" olduğu! İran hükümeti, resmi makamları ve diplomatları herhalde bunu şiddetle reddedeceklerdir. Muhtemelen cinayetlerdeki parmak, kafa veya kol, doğrudan İran devletine, hükümetine, hatta belki de gizli servislerine, kesin olarak bağlanamayacaktır. Minareyi çalan kılıfını hazırlamıştır. Ama karine ortada. İran, ister Şahlık ister İslami Cumhuriyet olsun, Türkiye''nin Türklüğün ezeli düşmanıdır. Türkiye''yi hep kıskanmış ve kendi rejimleri için tehlike addetmiştir. Addetmekte de haklıdır, çünkü Türkiye Cumhuriyeti, İranlılar''ın kendi halkları açısından çekindikleri "kötü" bir emsaldir. Daha önemlisi, İran nüfusunun yarısı Azeri, Türkmen, Kaşkayi, Türk kökenlidir. İranlı resmi çevreler bu gerçeği dahi inkar ederler. Washington''daki resmi bir yemekte, yüksek rütbeli bir İran diplomatının önünde İran''daki Türkler''den bahsedecek olmuştum. Adam kızgınlıktan masayı terkedecek hale geldi ve bana "Bu sizin hayaliniz, İran''da bir tek Türk bile yoktur!" dedi. Bunun bir de mukabili var, gene Washington''da görev yaparken, bir Amerikalı dostun evinde, İran''ın Güneyinde yaşayan Kaşkay aşiretinin liderlerinden Hüsrev Kaşkayi''ye rastlamıştım. Kendisine, yanlış bir cevap alırım kaygısıyla, önce Türkçe bilip bilmediğini sordum. Biraz kızgın bir eda ile "Bilirim" dedi. Sonra Kaşkayi''lerin Türklükle biraz ilgileri olup olmadığını sorunca, adam güzel bir Türkçe ile "Sen ne diyorsun kardaşım, ben en az senin kadar Türküm!" diye parladı.

Kıskançlık Şah zamanında o zaman Dışişleri Bakanı olan rahmetli İhsan Sabri Çağlayangil''in refakatinde İran''a giden diplomat bir arkadaşım anlatmıştı. Heyet özel uçağına binmiş, motorlar çalışmış fakat kuleden dakikalarca hareket işareti gelmiyor. Türk Dışişleri Bakanını uçakta bir saate yakın bekletmek nezaketsizliğinin sebebini sonra anlamışlar; meğer İran Hava kuvvetlerinin en son model uçaklarıyla uçağımızın önünden Tiryaki Hasan Paşa misali, iniş ve kalkışlarıyla gösteriş resmi yapılması düzenlenmiş! Sonunda o uçaklar ne Şaha ne de Humeyni''ye hayretmedi ya! İranlılar''ın şu veya bu kisve altında, mübarek dinimizi de alet ederek Türkiye''yi istikrarsızlığa sürüklemek istemeleri ve bunu eylemlere dökmeleri için çok sebepleri var. Bunu biz de biliyoruz, herhalde inkar etseler de, onlar bizim de bildiğimizi biliyorlardır!

GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Hasmına karşı öylesine ince üslupla ve zeka ile hareket et ki, istediğin olsun ama senin maksadın anlaşılmasın!" İsfahanlı Hacı Baba''dan öğütler