Kaydet
a- | +A

ABD-TC ilişkileri tarihinde, Başkan William Jefferson Clinton''ın şu günlerdeki Türkiye ziyareti kadar hararetli ve duygusal günler yaşandığını hatırlamıyorum. Tabii, anında TV görüntülerinin, bugünkü havanın oluşmasında büyük rolü var. Clintonlar''ın karizmatik görünüşlerinin de büyük payı var. Ama, gerçek muhteva olarak da, bu sefer Clinton''ın daha Türkiye''ye gelmeden önce vermeye başladığı sıcak mesajlardan sonra, Ankara''da hem Çankaya''daki, hem te TBMM''deki sözleri, basmakalıp protokol konuşmaları değildi, iyi düşünülmüş ve iyi hazırlanmış "stratejik" mesajlardı.

Anlaşılıyor ki, ABD''nin Türkiye''ye karşı sadece tutumu değil, stratejisi büyük bir değişiklik geçirmiştir. Kısacası, artık Türkiye, Amerika indinde "pivotal" yani üzerinden hareketler yapılacak, kullanılacak bir müşteri devlet veya müttefik olmaktan çıkmış. Amerika''nın, Orta Doğu''daki Avrasya''daki "çıpası (anchoru)" olmuştur. Clinton, Amerika''daki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce Rum ve Ermeni lobilerine aldırış etmeden, hatta Yunanlılar''ı kızdırmak pahasına, bunu cesaretle ifade etti.

RAHAT VE GERÇEKÇİ Çünkü, artık kendisi aday olmadığı için daha rahat ve gerçekçi konuşuyordu. Özellikle Pentagon''un değerlendirmelerini daha rahat algılayabilmişti. Özetle Türkiye''nin Amerika için bir feda edilebilir ileri karakol veya elde var bir müttefik olmaktan öte, başlıbaşına bir güç olduğunu ve Amerika''nın çıkarları açısından yararını anlamıştı. Clinton''ın konuşmaları, iltifatları, Türkler için gurur vericidir ve Amerikan Başkanı samimi olduğu belli olan tavırları ile, deprem felaketlerinin de duygusallığı içinde kalplerimizi büsbütün kazanmıştır. Hele afetzedeler için 1 milyar dolarlık kredi vaadi ilaç gibi gelmiştir. Atatürk''ü ve Türkiye''nin konumunu değerlendirmesi de belki şimdiye kadar yabancı bir devlet adamından sadır olan en gerçekçi değerlendirmedir. Ancak bunları, içtenlikle de söylenmiş olsalar bile sadece boş komplimanlar olarak algılamak yerine Amerika nezdindeki değerimizin, şu sırada daha iyi anlaşılmış olması şeklinde değerlendirmeli ve kendi kıymetimizi bilmeliyiz! İkinci Dünya Savaşından beri Türk-Amerikan ilişkileri bir çok safhalardan geçti.. Önce Türkiye''nin, Sovyet dayatmaları karşısında feda edilebileceğinin düşünüldüğü ve Türkiye''nin Stalin''in Boğazlar ve Doğu vilayetlerimiz üzerindeki talepleri karşısında yalnız kaldığı kısa bir dönem oldu. Bundan sonra, Roosevelt ölünce, yerine hiç ummadığı bir zamanda hazırlıksız olarak geçen Başkan Yardımcısı Harry S. Truman, yemin töreninin hemen ertesi günü, Türkiye konusunda ne yapılacağını soran, o zamanki Ankara''daki Büyükelçisi Edmund Wilson''a sadece iç güdüsü ve sağduyusu ile, "Türkiye''yi destekleyeceğiz" demişti. Bu sözlerin arkası Truman Doktrini ve askeri ve ekonomik yardımlarla getirildi. Missouri zırhlısının İstanbul''a gönderilmesi Ruslar karşısında yalnız olmadığımızı gösteren ve maneviyatımızı destekleyen jestlerdi.

MÜTTEFİK TÜRKİYE Kore Harbinde Türk tugayının kahramanlıkları 1952 şubatında Türkiye''nin artık feda edilebilir bir ileri karakol olmayıp tam bir müttefik olarak NATO''ya alınması..1954 Ocak ayında Cumhurbaşkanı Celal Bayar''ın Amerika''yı ziyareti ve Amerikan Kongresi''nin Birleşik oturumunda büyük tezahüratla karşılanması...ABD''nin yeni Başkanı Eisenhower''in 1959''da Ankara''yı ziyareti. Türk-Amerikan ilişkilerinin sıcak olayları idi. Sonra yavaş yavaş ittifakta bunalımlı hatta sancılı günler başladı. Bunun da sebepleri, Türkiye''nin elde artık "elda var bir" müttefik olarak telakki edilmesi idi. Amerika Türkiye''nin geçirdiği ekonomik bunalımlara artık bigane kalıyordu. İzmir Çiğli''ye, yerleştirilen atom başlıklı balistik füzelerin, Türkiye''ye danışılmadan ve hatta haber verilmeden, Küba''daki füzelerle takas olarak çekilmesi, Kennedy döneminde Türkiye''ye verilen "kıymetin" ölçüleri oldu. Nixon döneminde de Afyon ekimi konusundaki dayatmalar ilişkilere gölge düşüren nahoş olaylardı..Balayı sona ermişti... Türkiye ABD''nin bu bigane tavrı karşısında adeta Moskova''ya yanaşmayı bile düşünmüştü...

VE KIBRIS KONUSU İtitfakı sıkan ve bunaltan asıl mesele "Kıbrıs" oldu. ABD Başkanı Johnson''ın aslında bir Rum''a aşık ABD Dışişleri yetkilisi hanımın kaleme aldığı Türkiye''yi tehdit eden, duyarsız "mektubu" zaten nazik olan ilişkilerin üzerine tüy dikti... Sovyet kötülükler imparatorluğu yıkıldıktan sonra Türkiye''nin öneminin kalmadığının dünüşüldüğü kısa bir dönemden sonra, ABD-TC ilişkilerinde gerçekçi bir dönemin başladığına Clinton gerçekçi damgasını vurmuş oluyor. Hiçbir şey bedelsiz olmuyor. Bu güzel gelişmelerin üzerine Amerikan deyimiyle "soğuk bir havlu" atmak istemem ama Amerika ile çıkarlarımızın önceliklerimizin tıpı tıpına aynı olduğunu, olabileceğini söylemek yanlış olur. Demokrasi çıtasının yükseltilmesi, İnsan Hakları konusunun çözülmesi, Kıbrıs sorununun çözülmesi ve hatta Güneydoğu konularında, bu duygusal havada çok dikkatli olmamız ve ketenpereye gelmememiz gerekiyor.. Amerika''nın kötü niyetlerinden dolayı değil, bizim kendi gerçeklerimiz açısından!.. İster istemez De Gaulle''ün bir sözünü hatırlıyorum: "Fransa''nın Dostları yoktur, çıkarları vardır".. Son tahlilde bu Amerika için de böyle, Türkiye için de böyle!

GÜNÜN FİKİR KIRINTISI Clinton''ın ziyareti vesilesiyle haberlerde yapılan bir hatayı düzeltmek isterim. ABD Başkanı''nı ve Başkanlarını "yakından" koruyan teşkilat FBT (Federal Araştırma Bürosu) veya CIA (Merkezi İstihbarat Örgütü) değil SECRET SERVİCE''dir. Amerika''nın iç savaşından beri, Başkanları Hazine Bakanlığı''na bağlı ve aslında Kaçakçılık ve Kalpazanlıkla mücadele için kurulmuş Gizli Servis ve ajanları korur. Clinton''ın ve eşinin yakın korumaları da bunlardır.