Bir grup Türk dost, Galatasaray-Leeds maçını yurttan uzakta, televizyondan seyrettik. Zaten kaç gündür, bu maçın heyecanı ile yatıp kalkıyorduk... Aramızda "hasta" Galatasaraylılar ve Fenerliler, Beşiktaşlılar ve bir de Trabzonsporlular vardı... Bu arada, bir zamanlar, sarı-kırmızı fanila ile futbol oynamış olan Galatasaraylı genç dostumuz, buradaki otomobilinin plakasını "CİM BOM" yazdıracak kadar "hasta" Galatasaraylı Cevat Vuran, sarı-kırmızı fanila ile gelmişti. Özellikle gollerimiz olunca, havalara fırlıyor ve çılgınlar gibi bağırıyordu. Ertesi gün sesi filan kalmamıştı. Diğerlerimiz de ondan aşağıya kalmıyorduk. Maç 2-2 berabere bitince ve Galatasaray''ın, UEFA kupasında Kopenhag''daki finale kaldığı belli olunca, sevincimize payan yoktu. Ve sanırım, bu aynı sahne Türklerin dünyada yaşadıkları her yerde, Türkiye''deki milli sevincin mikrokozmu olarak tekrarlanmıştı... Ve gene sanıyorum ki, hangi kökenden gelirlerse gelsinler "Ne mutlu ki Türküm" diyen, kendilerini Türk addedenler, hatta Türklüğe ucundan da olsa değenler ve mesela Galatasaray taraftarı olduğu söylenen Öcalan bile, İmralı''daki hücresinde heyecanlanmış ve sevinmişlerdir! Pekala, biz günlerden beri böyle heyecanlandığımız için deli veya iptidai magandalar mıyız? 17 Mayıs''ta Kopenhag''da, Galatasaray''ın Arsenal ile oynayacağı maç için heyecanlanmakla, hatta aradaki Cumhurbaşkanlığı seçimini bile biraz arka plana itmekle, ilkelliğimizi, ilkel "milliyetçiliğimizi" mi kanıtlıyoruz?
Aykırı sesler Aramızda böyle düşünen "aykırı" kişiler, bizimle alay edenler var, ama bence aksine, bu heyecanda birleşebilmek bizim üstünlüğümüzdür... Ama, bakınız. Başlıca meşgalesi, tarihin çöplüklerinde dolaşarak "Türk''e Türk''ü kötülemek" olan Çetin Altan efendi, daha maçtan evvel, hem galibiyet hem de mağlubiyet şıklarındaki muhtemel gazete manşetlerini inceden inceye daha doğrusu kabaca alaya alarak, "Türk''e Türk propagandası yaparak" durmadan pompalamış olan endazesiz övünme naraları, enternasyonal planlarda gerçek bir doyuma bir türlü ulaşmamış ve sonunda futbol maçlarına kanalize olmuş!" diye yazıyor. Daha evvel hep yazdığına göre, Türklerin bir zaafı da, "Marksizm tecrübesinden" geçmediğimiz için, böyle "ilkel" kalışımız! Altan''ın bu yazısını, şu sıra herkesin okumasını isterim: Bilvesile bu araya Yargıtay Başkanı Dr. Sami Selçuk''u sokuyor, aklı sıra, Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş''la kıyas edip, Selçuk''un Cumhurbaşkanlığına pompalanmasına hizmet ediyor. Bir adamın daha doğrusu "bu" adamın kimi tuttuğunu size kişinin ne menem kişi olduğunu söyleyeyim. Kısacası Çetin Altan bir kişiyi tutuyorsa o kişinin hele Cumhurbaşkanlığı için pek şansı yok demektir. Hele onu değerli vatansever Vural Savaş''la kıyaslamaya kalkışırsa! Altan''a göre, Savaş güya "her fırsatta ayağa kalkıp dersini okuyan sevimli bir yurtbilgisi öğrencisi gibi imiş..." yabancıların gerçek maksatlarına ve içişlerimize müdahale etmelerine karşı çıktığı için de Altan''a yabancılar konusunda hassas olan "ittihatçı" babasını ve ondan durmadan dinlediği eski plağı hatırlatmış... Altan''ın "aykırılıklarının" bir sebebinin de Freud''yen bir kompleksten ileri geldiğini böylelikle anlamış olduk! Ama ''60''lı, ''70''li yıllarda Avrupa, Amerika düşmanı olan hazretin şimdi neden 180 derece döndüğünü çözemedim. Tabii Vural Savaş''ın, 1930''lu yılların öğrenciliğinde "demir atmasını" yani milliyetçi ve vatanperver görüşlerde ısrar etmesini de, tab''ı icabı, anlıyamıyor!.. Ona göre adam dediğin kendisi gibi veya Dr. Selçuk gibi olmalı, rüzgara göre dönmeli, kutsal saydığımız her şeye karşı çıkmalı, lugat paralayıp, ondan bundan alıntılarla, entellere hoş görünmeli!.. Fakat bilsin ki, ne kendisinin ne Dr. Selçuk''un bu milletin çoğunluğuna göre, hiç şansları yoktur, Türkiye asla onların diledikleri "çizgiye" gelmeyecektir.
Bir de kırgın kanat Altan, Galatasaray-Leeds maçını aşırı milliyetçilik ve iptidailik saymakta yalnız değil. Mine Kırıkkanat hanım da yaşadığı Paris''ten bu koroya katılıyor. "Türkün Maçlı Seferi" başlıklı yazısı ile!.. "Acaba yadellerde vatansevmez mi oluverdim birden?.." diye soruyor ve hemen "Sırtımda taşıdığım Türk damgasıyla, her gün her saat yurttaşlık kimliğimi savunmak durumundayım" deyip Türk olduğu için Paris''te kompleks duyduğunu ima edince, kendisini ele veriyor ve benim de kendisine "Ha şunu bileydin!" diyesim geliyor. Ne var ki, Mine hanım, iddiasının aksine anlaşılan "Türkiye''nin nabzını da" kendi gazetesinin ve bilumum Türk gazetelerinin başlıklarında atan nabzı da, pek iyi tutamıyor ve bu yüzden de maç heyecanını alaya alabiliyor. Doğrusu, gazetelerinin yazıişlerinin, bu nabza göre, okuyucularını memnun edecek başlık ve haberler vermeleri ile bazı gözde yazarların böyle milletin nabzına aykırı yazıları arasında ilginç ve anlamlı bir çelişki var... Ya yazarlar ters düşüyor ya da Genel Yayın Müdürleri ve Yazıişleri Müdürleri, kendi yazarlarına ters düşüyorlar!.. Bu aykırı entellerin büyük bir hataları var; fırsat bu fırsat, "Bu konularda heyecanlı ve iddialı vatanperverleriz ama... Mesela Avrupalılığın gereklerini yapmıyoruz, maça giden milletvekillerimiz teşrii görevlerini layıkıyle yapmıyorlar" gibilerden ucuz demagojiye sapıyorlar. Çok merak ederim, bu "aykırılar" eğer Milli Mücadele Mütareke döneminde yaşasalardı, nerelerde olurlar, milli heyecanın üzerine nasıl limon sıkarlardı diye! Yeni Heyecan İnşallah 17 Mayıs Çarşamba günü Kopenhag''da Galatasaray-Arsenal maçı oynanacak. Bu heyecan, 10. Cumhurbaşkanımızın Çankaya''da bir an önce göreve başlaması heyecanına karışacak... Hatta yeni Cumhurbaşkanının Kopenhag''a gidip gitmemesi belki de sorun olacak. Yani o kadar önemli. Ben kendi hesabıma, Kopenhag''da odaklanacak bu milli heyecanı, tek yürek gibi hessedecek olan milletimle iftihar ediyorum.
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Spor sadece oyun değildir: Hayatın ve savaşın eğitimidir!" Sir Baden Powell-İzciliğin Kurucusu

