Helsinki Zirvesi''ne 3 gün kaldı... Bu toplantıda, Lüksemburg zirvesinde olduğu gibi, gene dışlanacak mıyız, yoksa Avrupa Birliği "adaylığına", o da lütfen, kabul edilecek miyiz? Heyecan son haddinde.. AB''ye üye olmamızı, daha doğrusu "adaylığımızı" ülkemizin ve milletimizin gerçek ve tarihi çıkarlarından ziyade, güncel rant vs. çıkarları için isteyenler, bu toplantıda adaylığımızın kabul edilmesini umut ve heyecanla bekliyorlar..
AVRUPA''NIN AMERİKA''NIN ÇIKARLARI Bu sefer "adaylığa" kabulümüz çok muhtemel. Bunu da, Cengiz Çandar yazdı, "bu kez Avrupa, Türkiye''nin yakasını bırakmamakta ve Türkiye''yi şöyle veya böyle oltanın ucuna takıp Avrupa''ya angaje etmekte kararlı" Burada anahtar kelimeler "angaje etmekte"dir! Bu amgajmanla tam üyeliğimiz, oltanın ucunda, yıllarca, en az on yıl, savsaklanacak!
AVRUPA''NIN MAKSADI Çandar''ın da söylediği gibi, Avrupa, bunu Türkiye''ye aşık olduğu için yapmıyor; "Amerika''nın özellikle Kosova''dan sonra çizmekte olduğu "yeni Avrupa Güvenlik Sistemi" stratejisinde hayati konumu olan Avrasya''da, Türkiye''nin hem Amerikalılar hem Avrupalılar için oynayacağı önemli roller var.." Amerika ile Avrupa arasındaki rekabet ve yeni Avrupa Güvenlik Sistemi''nde NATO''nun durumu -dolayısı ile Türkiye''nin bu sistemde söz sahibi mi yoksa piyon mu olacağı- soruları bahsi diğer!
NE PAHASINA? Avrupa Birliği''ne üye olmakta Türkiye''nin çeşitli çıkarları olduğu muhakkak. Ama ne pahasına? Bizim gıyabımızda tespit edilmiş olan Kopenhag Kriterleri dayatmasını sorgusuz sualsiz, ülkemizin, milletimizin yüzyıllara dayanan birikimlerini keenlemyekun kılarak, kabul etmemiz pahasına mı? Şu sırada, asıl hayatî ve dönülmesi imkansız kararı, hakkımızda Avrupalılar, Helsinki''de vermeyecekler... Millet ve devlet olarak bu dayatmaları kabul edersek, biz vermiş olacağız. Bugün Türkiye tanzimattan çok önemli bir yol ayrımındadır. Bu yol ayrımı, bazılarının dediği gibi, çağdaş olmamakla çağdaşlık arasında bir tercih yapmak değildir. İdam cezasını kaldırıp kaldırmamanın değil, Öcalan''ı asıp asmamanın bir çağdaşlık ölçütü ve dayatması yapıldığına göre, bizden bundan sonra "çağdaşlık" adına isteneceklerin ve dayatılacakların neler olacağını varın siz düşünün! Tarihimizin hasılası olan, başta Atatürk''ün emanetleri, "milli devlet" ve "üniter Cumhuriyet" ilkeleri olmak üzere, gene tarihi birikimlerin, deneyimlerin ve kendimize özgü koşulların empoze ettiği ve oluşturduğu birçok temel ilkemizi de terk etmemiz istenecektir hatta istenmektedir. Haydi, idam cezasını -o da muhakkak Öcalan''ın cezasını infaz ettikten sonra- kaldıralım, birçok kriterleri çağdaş uygarlık düzeyinin gereği oldukları için kendiliğimizden kabul edelim, ama arkadan "yol haritası" ve "ev ödevleri" diye dayatılacak olan başkaları var... Mesela, MGK''nın kaldırılması, TSK''nın kışlasına sokulup etkinliğinin kaldırılması, azınlık haklarının tanınması ve abartmıyorum, eşcinsellik haklarının tanınması gibi.. Eğer bunları Avrupalı olmak, "çağdaşlık" ve getirebileceği bir avuç rant için kabul etmeye hazırsak... "Ne ala" demiyeceğim, çünkü buna razı olamayacak milli kimliğimizi geleceği de garanti olmayan bir AB adaylığı uğruna terkedemeyecek olanlar da var. Ama bu furyada sesleri maalesef pek çıkmıyor..
ŞEVKAT ÇETİN''İN DEĞERLENDİRMESİ Dünkü yazımda MHP Genel Başkan Yardımcısı Şevkat Çetin''in Öcalan''ın asılması konusunda söylediklerini nakletmiştim. Bugün de Çetin''in AB konusunda belirttiği ve medyaya pek geçmeyen noktaları nakledeyim: 1-Türkiye''nin aday ilan edilmesinden sonra tam üyelik için en az 15 yıl beklememiz gerekecek. Eğer önümüzdeki 2-3 yıl içinde tam üye olsa idik kârlı olabilirdik. Çünkü AB fonlarından 15-17 milyar dolarlık bir yardım alacaktık.. Ama 10-15 yıl sonra? 2-Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 numaralı ek protokolünü imzalamadığı için, AİHM''nin, Öcalan''ın asılıp asılmaması hususundaki tehir tavsiyesine uymak zorunda değildir. Fakat müşkilat, geçmişte Dışişleri Bürokratları''nın kıt görüşlülüğü ile sessiz sedasız imzalanan anlaşma ile bireysel başvuru hakkını kabul etmiş olmamızdan çıkıyor ve böyle müracaat edenlere yüklü tazminatlar ödememizi gerektiriyor. Bu hata yüzünden, Öcalan davasından evvel ve çok daha önemli tazminatlara mahkum olmuş ve olacak Türkiye... Öcalan için verilebilecek tazminat bunların yanında devede kulak kalır.. Asıl, başımıza bu gaileyi açanlar sorumludurlar! (Aldığım birçok faksta, vatandaşlar, Devlet Öcalan için tazminat ödeyemeyecek kadar mali güçlükler içinde ise bu tazminatı ödemeye hazır olduklarını söylüyorlar)
NETİCE Nihai sorum şu: Türkiye''yi oltanın ucunda angaje etmek isteyen, kullanmak isteyen Avrupa ,Türkiye''nin kulüplerine tam üye olmasını, hakikaten istiyorlar mı? Helsinki''de ve hatta aradaki on yıl zarfında, "futbol kalesinin" yerini boyuna değiştirmeyecekler ve çıtayı yükseltmeyecekler mi? Üç gün sonra, Helsinki''de adaylığa "lütfen" kabul edilirsek hemen bayram etmeyelim. Arada Kurban bayramı var! NOT: Dünkü yazımın son paragrafında anlamı değiştirecek bir tertip hatası olmuş. Doğrusu şöyle olacak. " 2 No''lu DGM Başkanı Turgut Okyay öyle ise neden, kendisi ile aynı kanıda olduğu anlaşılan bir üyenin de oyu ile, Öcalan''ın müebbet hapis cezasına çarptırılmasına değil de, idam edilmesine karar vermiştir?"
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Millet egemenliğini almıştır...ve mücadele ederek almıştır. Alınmış olan egemenlik hiçbir sebep ve suretle terk ve iade edilemez..başkalarına bırakılamaz.. Bu egemenliği geri alabilmek için, kullanılmış olan vasıtaları kullanmak gerekir"
Mustafa Kemal-1922

