Kaydet
a- | +A

Dünyanın en önemli ve saygın harp ve yüksek eğitim kurumlarından, daha doğrusu bilgi üreten "think tank"lerinden biri olan Harp Akademilerinde, "21. yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye''nin genel vizyonu, politikası ve stratejisi ne olmalıdır?" konulu iki günlük bir sempozyuma katıldım. Uzmanlar, iki gün boyunca, "Soğuk savaş dönemindeki uluslararası ilişkilerin ve Türkiye''nin durumunu", "Uluslararası kuruluşlar ve Türkiye" konusunu, "İki bloklu sistemde Türkiye''nin izlediği politikaları ve sonuçlarını", "21. yüzyıldaki muhtemel gelişmeleri ve Türkiye''ye etkilerini", "Bilimin ve teknolojik gelişmelerin, ülkelerin siyasi, sosyal ve askeri hayatına olan etkilerini", "Stratejik oluşumları ve asker güçlerin işlevlerini", "Dünyanın ekonomik yapılanmasında Türkiye''nin yerini ve önemini", "Bölgesel gelişmelerin Türkiye''ye etkilerini", "Balkanlar''daki ve Kafkaslar''daki ve Ortadoğu''daki gelişmeleri ve Türkiye''ye etkilerini" ve nihayet "21. yüzyılın ilk çeyreğinde, Türkiye''nin genel politikasını Kıbrıs ve Ege sorunlarını" tartıştılar...

YENİ SORUNLAR ÜRETEN BİR GÜNDEM Ne geniş kapsamlı bir gündem değil mi? Konuşmacılar konuştukça, sorular soruldukça ve müdahaleler yapıldıkça yeni sorunlar ve konu başlıkları üretildi ve galiba Türkiye''nin 21. yüzyılın ilk çeyreğindeki yol haritasının nirengi noktaları ortaya çıktı. Konuşmacılar bütün çözüm yollarını gösterdiler diyemeyeceğim. Bazıları çözmekten ziyade yeni sorunların işaretlerini verdiler. Türkiye''nin yolu hem çetin hem ümitli, eğer oyunu doğru oynarsak geleceği parlak.. Umudun sebebi, Türkiye''nin artık müşteri devlet ve "pivotal" ülke olmaktan çıkıp bir dünya gücü olduğu... Bu, bence Avrupa Birliği''ne "aday"kabul edilmemizden çok daha önemli. Hele Avrupalılar yarın bizi acaba kulüplerine aday kabul edecekler mi diye heyecanla beklerken, kendi asıl gücümüzün farkında olmadığımızı ve aksine kendi ayak sesimizden korktuğumuzu gösteriyor. Gücümüzün biz farkında değilsek başkaları muhakkak farkında. Eğer şu bağlamda gereken vizyonu gösterir ve siyaset alanından ekonomik, teknolojik ve bilim alanına kadar her alanda gerekenleri yaparsak, Harp Akademilerinin yeni komutanı Orgeneral Nahit Şenoğul''un sempozyumu takdim konuşmasında söylediği gibi "21. yüzyıl senaryosunun aktörü daha doğrusu yardımcı oyuncusu değil senaryonun yazarı olabiliriz".

EĞİTİM VE TEKNOLOJİ Konuşmacılar özellikle bilim ve eğitimin teknolojinin hayati rolü ve dahili siyasi istikrar üzerinde durdular. Türkiye''nin endüstri konusunda sadece montaj yapmaktan kurtulup teknoloji ve dizayn üreten bir ülke haline gelmesinin gerektiğini ve bu potansiyelin de mevcut olduğuna işaret ettiler. Bu devrimde, tüm endüstrinin bu hale gelmesinde savunma endüstrisi motor rolü oynamalı idi...

VİZYON VE SİYASİ İRADE EKSİKLİĞİ Bunlar yapılabilecek mi? Görüyorsunuz, her konuda olduğu gibi 21. yüzyıla hazırlık ve vizyon konusunda da başı TSK ve akademiler çekiyor.. Ne hükûmetin, günlük konularla uğraşmaktan "vizyon" biçmeye hali ve vakti var, ne de sivil bürokrasinin, hantallığı yüzünden, bu vizyonu şekillendirecek becerisi! Bu hususlarda da, TSK olmasa ne olurdu, bu sempozyumlar ve çalışmalar yapılmasa ne olurdu, diye düşünüyorum... Burada, sözü Avrupa Birliği''nin Helsinki''de TSK''nın kışlasına çekilmesi gerektiğini dayatması ihtimaline getireceğim. Gelin de Avrupalılar''a sadece bu konuda değil, hemen hemen her hususta TSK''nın Türkiye''deki yeri dolmaz önemini anlatmaya kalkışın.

DANANIN KUYRUĞU Yarın Helsinki''de dananın kuyruğu kopuyor. Muhtemelen bizi adaylığa, o da şartlı olarak, elimize bir yol haritası, "ev ödevleri" listesi vererek kabul edecekler ve TSK konusu ve Kıbrıs dahil bazı şartları yerine getirmemizi isteyecekler. Veya Cem Duna''nın dediği gibi "oturun bu şartları tartışalım" diyecekler. Eğer adaylığımız kabul edilse bile, on onbeş yıl boyunca, Avrupalılar''ın yakın gözetimi altında, Finler veya İsveçliler, hatta Yunanlılar bir yanlışımızı bulacaklar ve notumuzu kıracaklar korkusu içinde yaşayacağız. Bu Türkiye için haysiyet kırıcı bir şey değil midir! Emekli büyükelçi Coşkun Kırca''nın ilk günün kapanış konuşmasında dediği gibi, Milli Güvenlik Kurulu''nun tasfiyesinin TSK''nın kışlaya sokulmasının ve üniter milli devletten vazgeçmesinin neresini, nesini tartışacağız? Gene Kırca''nın belirttiği gibi, bugün Avrupa''ya gittikçe Hedonizm, yani hazcılık (en önemli şeyin hayattan, her ne pahasına olursa olsun ve çeşitli yollardan "zevk" almak) zihniyeti hakim olmakta. Bu zihniyet karşısında bizim geleneksel değerlerimiz ve değer yargılarımız ortadan kalkacak. Aramızda bu tehlikeye aldırış etmeyenler hatta teslim olmak isteyenler çok... Ama milletçe, bunu istiyor muyuz? Velhasıl eğer yarın Helsinki''den olumsuz karar çıkarsa, ben mateme girmeyeceğim, hatta aksine mutlu olacağım. Avrupa Birliği''ne kabul edilmemek dünyanın ve tarihin sonu değil Türk milleti için.. Aksine 21. yüzyıl vizyonumuzun önünü açabilir, başka seçeneklere kendi gücümüzle yönelmemize sebeb olabilir. O zaman Avrupalılar ayağımıza geleceklerdir!..

GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Geçme namert köprüsünden, ko apartsın su seni... Yatma tilki gölgesinde, ko aslan yesin seni!" Türk Atasözü