Erdoğan Aydın diye biri, Cumhuriyet gazetesindeki üç günlük dizisinde, Fatih Sultan II. Mehmet komutasındaki Osmanlı-Türk ordularının, 29 Mayıs 1453''te İstanbul''u fethetmelerinin, Konstantiniye adlı Bizans şehrinin "işgali" ve İngilizlerin 15-16 Mart 1920''de İstanbul''u işgal etmeleri ile eş anlamlı, yani iftihar edilecek değil, Avrupalıların, Haçlı seferlerini kutlamaları kadar utanılacak bir olay olduğunu, asıl kutlanacak olayın da İstanbul''un İngiliz işgalinden kurtuluşu olduğunu, iddia etti! Dilimin ucuna kadar gelen sözleri burada ifadeye terbiyem mani! İstanbul''un ki Osmanlı-Türk orduları tarafından zaptının bayram olarak kutlanmaması gerektiği, bazı kıytırık enteller tarafından öteden beri söylenirdi. Dillerinin altında, mesela "askeri bir zaferle övünmenin" yakışık almadığı gibi bazı gerekçeler vardı. Ama en önemlisi, kutlamaların Yunanlıları gücendireceği (!) endişesi idi ve bu yüzden de, 1953''te, o zamanki hükümet, Fethin 500. yıldönümünü çok sönük kutlamak kararını almıştı. Ben de çok eleştirmiştim!
Tekele bırakıldı Bu sebeplerden dolayı mı bilemiyorum ama o zamandan beri muhakkak olan bir resmi ilgisizlikten dolayı, çok milli olması gereken Fetih kutlamaları, bana telefonda "Kur''anda milliyetçilik var mı?" diye soran ümmetçi, bir kesimin tekeline geçti. Eğer Fetih ve yıldönümleri konusunda yanlış ve acı olan bir şey varsa budur. Dünyada çağ değiştirmiş büyük bir zaferi, her yıl bütün milletçe, ideolojik maksatlardan uzak olarak kutlamamız gerekir. Kimdir bu Erdoğan Aydın?... Yazdıklarından tarihi Marksistçe, tarihi materyalizm açısından yorumlayan biri herhalde... Yorumları çok ilginç olduğu kadar bozuk! Mesela, bu konularda çifte standarttan bahsederek şöyle diyor: "Biz işgal etmişsek iyidir, başkaları işgal etmişse kötüdür zihniyeti çarpık bir zihniyettir." Sormak lazım, hangi milletin mensupları, tarihlerindeki, kendi zafer ve başarıları, başkaları pahasına da olsa, bunlarla iftihar etmezler, kompleks duyarlar? Tarihleri ve zaferleri olmayan milletler bile tarih ve zafer icat ederler!.. Oysa Aydın çifte standart iddialarını daha da ileriye götürüyor: "Örneğin Kıbrıs''ı ilhak etmeyi savunup Bosna''da Sırp işgaline karşı çıkamazsınız... Çıkıyorsanız Viyana kapılarına dayanmaktan övünçle söz edemezsiniz" ve ilave ediyor: "İnsan eğer şizofreni yaşamıyorsa, hem İstanbul''un kurtuluşunu hem de (herhalde) Türkler tarafından ''işgalini'' savunamaz!" Bu sözlerden daha doğrusu mefhum-u muhalifinden çıkan mana şudur: "Evrensel değerler uğruna keşke İstanbul''u almasaydık-işgal etmese idik... Evrensel vicdanı tatmin etmek için, bu tarihi yanılgımız için Bizans''ın halefi olan Yunanlılardan özür dileyelim, İstanbul''u onlara geri verelim veya "kurtarmalarına" imkan verelim ve asıl bunun bayramını kutlayalım!" Yok hayır. Bay Erdoğan, Fatih''in, İstanbul''u işgal etmesini de başka sözde ideolojik maksatlara, Osmanlıdaki devşirme-Türk mücadelelerine ve de Fatih''in "çokdinli" kişiliğine ve bu yoldaki yüksek emellerine bağlıyor.
Görev tarihçilerde Ben ilerde, Erdoğan Aydın''ın bu konu ile ilgili iddialarına daha geniş bir şekilde değinmek isterim. Ama onun bu sözde tarihi tez ve yorumlarını cerhetmek, ona bilimsel haddini daha doğrusu hadsizliğini bildirmek, Yılmaz Öztuna vb gerçek Türk tarihçilerine düşecektir. Daha doğrusu bu artık onlar için bir görev olmuştur. Gerçi Profesör Mete Tuncay ve Profesör Halil Berktay da bu iddialara karşı reaksiyon göstermişler. Tuncay, doğru ise "Fethi İngiliz işgaline benzetmek halt etmektir" diye veciz bir şey söylemiş ama, her ikisinin de, af buyursunlar, entel kıytırıklığından kurtulamadıkları belli: Fetih yıldönümleri "böylesine törensellikle, yabancı düşmanlığı ve milliyetçi bir şahlanışla abartılı kullanmamalı imiş... Avrupa Birliği''ne aday bir ülkenin 547 yıl önce alınmış bir zaferi, her yıl tantanayla, kutlaması çelişkili imiş... İstanbul''u askerî almış olmak o kadar önemli değilmiş, şehri kültürel olarak fethedebilmeli imiş..." Yani, lafın kısası, askerî zafer bir şey değil. İstanbul''a bir türlü layık olamamışız... Bu ukalalıklarla çok geçmeden 30 Ağustos zaferinin, Çanakkale zaferinin vb... hamaset diye "Avrupalıları gücendiririz" diye kutlanmaması istenecek! Hele Malazgirt''i toptan unutalım gitsin... Bana, yapılmak istenen ve bir dereceye kadar da elbirliği ile başarılmakta olan bir şey-bir komplo var gibi geliyor. Bizi tarihimizden tarihi bizden arındırmak... Bütün geleneksel değer yargılarımızı yeni kavramlarla -onlar da belli değil ya- değiştirmek çabası!.. Gerekçe de malum "Avrupa Birliği''ne layık hale gelmek." Geçenlerde Can Dündar da, Cumhuriyetin başından beri okullarda yapılan "Türküm, doğruyum çalışkanım..." diye başlayan and içme törenlerini alaya alıyor ve tezini kuvvetlendirmek için de, Çanakkale''deki bir okulda, ne idüğü belirsiz 11 yaşındaki bir kızın and içme töreni esnasında, hangi kökenden geldikleri belli büyüklüklerinin şartlandırılması ile olacak, söylediği galiz küfürü, adeta haklı gösteriyordu. Doğru; bu and içme törenlerinin başlatıldığı koşullar, Türklerin tekrar kendi kendilerine güveni kazanmaları gerektiriyordu ve bunun için düşünülmüştü... Tarihin koşullarını gözardı edemezsiniz. İstiklal Marşımız da o acı günlerin duygusal ürünü idi. Sözlerini ayrı ayrı tahlile kalkışırsanız, bunlar da belki tenkit edilebilir. Hatta değiştirilmesini önerenler çıkacaktır ve çıkmıştır da... Ama büyük milletlerin böyle duygusal anılara ihtiyaçları vardır, İstiklal Marşı''nı kaldırıp yerine ne koyacaksınız? Nazım Hikmet''in dizelerini mi? Resmi tarihi yıkmaktan bahsederler; bunu kaldırıp da tarihin materyalist yorumunu mu, kendi ideolojik teorilerinizi mi getireceksiniz? Bırakınız, bazı kutsal şeyler ve değerler kalsın.. İnsanlar sadece ekmekle ve ekonomi ile doymazlar! Ancak, neticede ne oluyor biliyor musunuz? Bu sorumsuzca ortaya atılan iddialara ve sözlere, Türklüğün, Türkiye Cumhuriyeti''nin düşmanları mal bulmuş magribiler gibi sarılıyor, organlarının baş köşelerinde yayınlıyorlar ve millet olarak birliğimizi ve kararlılığımızı kaybetmemizden sevinç duyuyorlar! Ama, varoluşumuzu Avrupa Birliği korumayacak sonunda!
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "İstanbul''un Türkler tarafından fethi zaferi, bir ırkın kendi kendisini ispatıdır"
Profesör Bernard Lewis "Hayatı kolayca geçiştirmenin iki yolu vardır: Herşeye inanmak veya hiçbir şeye inanmamak. Her iki yol da bizi fazla düşünmekten kurtarır!" Alfred Korzynski - Amerikan Düşünür (1879-1950)

