25 Haziran, Kore Harbi''nin başlamasının 50. yıldönümü idi. Bu harp, muhtelif safhalardan geçtikten sonra, Kuzey ve Güney Kore''leri ayıran ve harbin başladığı 38. paralel boylarındaki statik bir siper harbine dönüştü ve bu safhada da Vegas ve Nevada tepelerini ele geçirmek için yapılan, bizim de bir hayli zayiat verdiğimiz kanlı muharebeler cereyan etti. Nihayet gene 38. Paralel üzerindeki Panmunjom mevkiinde uzun süren müzakereler sonucunda, harbin başlamasından üç yıl sonra 27 Haziran 1953''te barış sağlanabildi. Bu harbi neticede hiçbir taraf ne kazanmış ne de kaybetmişti. Ama harp, hiç de boşuna yapılmamıştı!
Unutulan harp Bu yıl 50. yıldönümü olduğu için hem Seul''de hem de Washington''da yapılan kutlamalarla hatırlanana kadar, Kore Harbi, hem Amerika''da, hem dünyada, hem de Türkiye''de adeta unutulmuş gibi idi. Amerika''da geçmiş bütün savaşların hatta Vietnam harbinin anıtı dikildiği halde, Kore anıtı ancak 1945''te yapıldı. Gerçi bizim Devletimiz (Allah zeval vermesin) Kore gazilerini -daha doğrusu hayatta kalanları- her üç ayda bir, 100 küsur milyon lira maaş vererek hatırlıyor. Genel Kurmay Koridorlarında, bu harbe dair fotoğraflar ve tablolar var ve askeri okullarda Kore Harbi''ne ait dersler okutuluyor. Ama bunların dışında böyle bir harbin olduğunu, Türk Ordusunun bu harbe Birleşmiş Milletler saflarında katıldığını yeni kuşak, hatırlamak şöyle dursun, pek bilmez! Ben Kore Harbi''ni çok iyi hatırlıyorum, çünkü 1951''de İstihkam Asteğmeni olarak, ikinci Değiştirme Tugayı ile gönüllü katıldım. Kore Harbi, İkinci Dünya Harbi''nden sonra Kuzey ve Güney Kore diye ikiye ayrılan, ülkenin kuzeyinde kurulan Kore Demokratik yani Komünist Cumhuriyeti''nin, Sovyet Rusya''nın (Stalin''in) ve Komünist Çin''in (Mao''nun) yeşil ışık yakmaları üzerine 25 Haziran 1950''de Güney''e aniden saldırmaları ile başladı. Kore ismi "Sabah Sükuneti Ülkesi" demektir. O sabah bu ülkenin sükuneti üç yıl geri gelmemecesine şiddetle bozuldu. Amerika ve Batı, himayelerindeki Güney Kore''ye yapılan bu saldırı üzerine çok gafil avlanmışlardı. Rusya ve Çin, kuzeyi silahlandırırken, Amerika kuzey''e saldırır, "başımıza gaile açar" korkusu ile güneydeki Syngman Rhee Koresi''nin Ordusuna ağır silahlar vermekten özellikle kaçınmış, güneyde fazla birlik bulundurmamış ve bunun için de Kuzey Kore birlikleri kısa zamanda bütün ülkeyi kolaylıkla hemen hemen tamamiyle ele geçirmişler, başkent Seul''u işgal etmişlerdi. Komünist saldırganlar, Güney Kore Kuvvetleri ve bir avuç ABD birliğini Pusan Limanı merkez olmak üzere Pusan Perimeteresi denelin küçük bir bölgeye tıkamışlardı. Güney Koreliler ve Amerikalılar, bu durumdan, o sırada Uzakdoğu''da ABD Başkomutanı olan General Douglas MacArthur''un dahiyane İnçon çıkarması sayesinde kurtuldular ve karşı saldırıya geçebildiler. Bundan sonra üç yıl boyunca tahterevalli gibi cereyan eden savaşların, Çinliler''in savaşa katılmaları ile BM Kuvvetleri''nin gene hezimete uğramaları ve bundan sonra statik siper savaşlarına dönüşmesinin ayrıntılarını burada anlatacak değilim. Neticede harp galibi ve mağlubu belli olmadan gene 1953 Haziran''ında sona erdi. Kore Harbi''nin ilginç tarafı, bu savaşın bir Birleşmiş Milletler savaşı haline gelmesi ve ordunun "BM" Ordusu olması idi. Sovyet Delegesi o sırada Güvenlik Konseyi''ni boykot ettiği için veto hakkını kullanamamış ve önce Konsey sonra Genel Kurul savaşı Birleşmiş Milletler''e mal etmiş ve üyelerden Kuvvet göndermelerini istemişti. Türkiye''de 14 Mayıs 1950 Genel seçimleri yeni yapılmış ve İktidar, Demokrat Parti''ye birkaç hafta önce geçmişti. Yeni Hükümet, BM diğer üyelerinin en önünde bu savaşa katılmayı ve Kore''ye 4.500 kişilik bir Tugay göndermeye karar verdi. Gerçi muhalefetteki CHP bu kararın veriliş şekline itiraz etti ama o sırada kamuoyunda esen heyecanlı hava karşısında fazla karşı koyamadı. İlk Tugay alelacele, biraz hazırlıksız ve hatta tercümansız Kore''ye, General Tahsin Yazıcı''nın komutasında gönderildi.
Menderes''in gerekçesi Yeni Başbakan Adnan Menderes, bu kararı muhalefete karşı savunurken, bunun hem BM Anayasası''na ve kararların sadakatın gereği olduğunu söylüyor ve ilave ediyordu: "Eğer BM bugün dünyanın neresinde olursa olsun tecavüze karşı durulmaz ise, yeni tecavüzlere yeşil ışık yakılmış ve mütecavize prim taviz vermiş olacaktır. Türkiye, Birleşmiş Milletler''in sadık üyesi olarak, barışın muhafazası yolundaki en büyük garantinin BM anayasasının tümü ile uygulanması olduğuna inanıyor ve bu konuda görevimizi yapmak, vecibelerimizi yerine getirmekte tereddüt etmiyoruz." Bu sözler Atatürk''ün yıllarca evvel 1938''de kollektif güvenlik ve dünyanın herhangi bir yerinde çıkan yangını birlikte söndürmek zorunluluğu hakkındaki sözlerini yankılıyordu.
Bozgun Çinliler''in savaşa katılmaları üzerine bozguna uğrayan BM Kuvvetleri arasında Türk tugayı da vardı. Tugay, Amerikan Birlikleri''nin ricatını korumak görevini, Tugay''da İngilizce bilen çevirmen olmamasına ve techizatının da eksik olmasına rağmen, birçok ferdi kahramanlıkların gösterilmesi ile, başarıyla yaptı. Başkomutan MacArthur''dan "Kahramanların Kahramanı" övgüsünü aldı. Ama Kunuri bölgesinde çok zayiat verdi. Harbin gelecek safhalarında Türk tugayı daha tecrübeli ve başarılı olacak, yüksek disiplini ile temayüz edecekti. Türk tugayı da doğrusu tugayları -ki personeli muhtelif değiştirme birlikleri olarak 21.000 kişiyi bulmuştu- 717 şehit, 2.246 yaralı, 16 kayıp ve 210 esir verdiler. Şehitlerimzin çoğu bugün Pusan''daki mezarlıkta ayyıldızlı mezar taşlarının altında yatıyor. Türkler diğer BM birliklerine nazaran en az esir vermekle ve esirlerimiz de, sıkı disiplinleri sayesinde, Kuzey Koreliler''in ve Çinliler''in psikolojik baskılarına hiç boyun eğmemekle temayüz ettiler. Hiçbir Türk esir, Komünistler''e alet olmadı. Aksine diğer ülke esirlerine iyi misal ve destek oldular.
"Barış Dernekleri" propagandası İçimizdeki Komünistler, Behice Boran ve şürekası. Kore Savaşı''na katılmamızı tabiatiyle çok tenkit ettiler. Hatta barış kelimesinin, o zamanın Komünist retoriğine uygun olarak "Barış Derneği" bile kurdular, bozgunculuk yapmaya çalıştılar. Düşman uçakları siperlerimize Nazım Hikmet''in "Mehmet Teslim Ol!" nakaratlı şiirini attılar. Ancak, kamuoyu onları desteklemedi ve onları doğru olarak Sovyet çıkarlarının aletleri olarak algıladı. Mehmetçik de hiç teslim olmadı!
Boşuna mı? Bu kadar şehit boşuna mı verildi? Bir gün geriye bakınca Kore savaşına katılma kararının, hem ilke olarak hem de pratik neticeleri bakımından ne kadar doğru olduğu daha iyi anlaşılır. Dünyada Türk kahramanlığının ve ordumuzun kıymetinin tescil edilmesi bir yana, katılma kararımız ve savaşlardaki performansımız, insanlık ailesinin bir parçası olduğumuzu göstermiştir ve hem de o zamana kadar dışında, sadece bir ileri karakolu olarak tutulmak istediğimiz NATO''ya nihayet 1952''de girmemizi sağlamıştır. Aslında ilke olarak Türk Ordusu''nun bugün Kosova ve Bosna uluslararası hareketlerinde yer alması ile Kore Savaşı''na katılmamızın gerekçeleri ve niteliği arasında hiç fark yoktur. İlginç olan, o zaman Kore Harbi''ne katılmamıza şiddetle karşı çıkan aynı solcuların şimdi Avrupalılık kisvesi altında Kosova''da ve Bosna''da aktif rol oynamamıza "candan" taraftar olmalarıdır. Aslında onların niyetlerinden başka ne değişmiştir ki? Yarınki yazımda bu savaştan alınacak dersleri ve tugayımızla ilgili anılarımı anlatmaya çalışacağım.
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Milletler bir tecavüz vukuunda harbe mani olmak için silahlı kuvvetlerini birleştirmekte tereddüt etmemelidirler. En seri ve müessir tedbir, bir saldırgana, taarruzunun yanına kâr kalmayacağını açıkça anlatacak beynelmilel teşkilatın kurulmasıdır."
Kemal Atatürk-1938

