Üç asır sonra gene Viyana kapılarındayız. "Kızıl Elmayı" "Hünkarın atının ayak bastığı" Batı''da arayan ve bu maksatla Osmanlı''nın bütün haşmeti ile, Viyana kapılarına iki defa dayanan ahfadımızdan farklı olarak, bu sefer, elimize tutuşturulan Katılım Ortaklığı Belgesi''ndeki koşulları yerine getirerek ve Avrupalı mübaşirlerin dayattıkları "ev ödevlerini" yaparak, küstah Avrupalıların kapılarını açıp, bizi lütfen içeriye almalarını bekliyoruz. Hamaset edebiyatı yapmıyorum: Nereden nerelere geldiğimizi veya düştüğümüzü belirtmek için tarihi bir tespitte bulunuyorum..
Yol haritası Avrupa Birliği yetkilileri tarafından hazırlanan Katılım Ortaklığı Belgesinde (KOB), kısacası 2004 yılına kadar takip etmemiz "buyurulan" veya dayatılan "Yol haritasına göre, 2001''e kadar 53, 2004 yılına kadar 60 ödevi yerine getirmemiz, hükümetin ve bürokrasimizin, hemen hemen her alana ait ayrıntılı AB talimatlarını yerine getirmesi isteniyor.. Sanki, Anayasamızın üstünde, "Egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu" ve "üniter, milli devlet" ilkelerini bir kalemde keenlemyekun kılacak, bir "süper" Anayasa imiş gibi!
Hemen söyleyeyim "ödevlerin" çoğu bizim kendimizin yapacağı, Atatürk''ün çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak direktifine göre yapmamız gereken ve bazıları da yapmakta olduğumuz şeylerdir.. Acı olan "buyruk" şeklinde dayatılması ve bizimkilerin de bunu memnuniyetle, edilgenlikle kabullenmeleridir. Ayrıca belge Kıbrıs konusunda, Kürtçe eğitim ve MGK konularındaki "saatli bombaları" ve bunların dışındakı bazı şartları ile, dışı tatlı, içi acı bir ilaç! Verhaugen, belgede kendilerinden açıkça söz edilmediği için şikayetçi olan bölücüleri yatıştırmak için söylediği gibi, siz asıl satırların arasını okuyun!
Yoksa... "Yoksa" deniyor; "Bu ödevleri yapmazsanız sizi aramıza almayız!" Zaten almaya pek aceleleri ve niyetleri de yok ya; Bu, AB''nin Helmut Scmidt, Jospin ve Verhaugen gibi ileri gelenlerinin sözlerini ve satırların arasını okuyunca belli oluyor. Aramızda doku uyuşmazlığı var, onlara göre... Ama onlar için stratejik ekonomik ve ticari pazar önemi bulunan Türkiye''yi -Amerikalılar''ın ikazları üzerine, kaybetmek istemeyen Avrupalılar, 2004 yılına kadar bütün istediklerini yerine getirsek bile, çıtayı yeni talep ve kriterlerle boyuna yükselterek veya gol kalesinin yerini değiştirerek, bizi içlerine almamakta direneceklerdir. Milyonlarca Türk''ün aralarında serbestçe dolaşmalarını ve zeka ve teşebbüs güçleriyle kendi insanlarına rakip olmalarını, hiç isterler mi? Yüzyıllarca evvel kapılarına dayanan "kara bıyıklı, yağız ve üstelik Müslüman Türkleri" aralarına, hiç kolaylıkla kabul ederler mi? Gözünüzün üzerinde kaşınız var diyecekler, eşcinsellerin "insan haklarını tanıyın" diyecekler, MHP sağcı partidir iktidarda olması kriterlere uymaz, diyecekler, MGK''nın güçsüz kılınması yetmez, Ordunuzu da küçültün diyecekler... Bahane mi yok; bizi aralarına almamak için sonuna kadar çamura yatacaklardır...
Bizimkiler bilmezler mi? Bizimkiler ve özellikle, "Türkiye''yi hile ve desise ile AB''ye sokmakla sorumlu Komiser Yardımcısı Mesut Yılmaz bunları bilmezler mi? Akıllı başlı arkadaşlarımız dahi AB''ye, bu koşullar altında lütfen kabul edilmemizin, bırakınız haysiyet kırıcı oluşunu, uzun vadede, mesela Kürtçe ve Kürtçe eğitim kabul edildiği takdirde, bunun ülkemizin dokusunda meydana getireceğı "çorap söküğünü" farkedemezler ve bizim dışımızda tespit edilen bazı kriterlerin tarihi birikim ve denetimlerimize ne kadar ters düştüğünü göremezler, bunları kabul etmenin Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milleti için uzun vadede ne kadar tehlikeli olacağını anlamazlar mı? Öyle ise, nasıl oluyor da, AB''ye girmenin "vatanperverlik" ve Atatürkçülük icabı olduğunu iddia ederler? Öyle ise vatanperverliğin anlamı değişmiş olsa gerek!
Seçenek Çok aklıbaşında bir yazar olduğuna inandığım Sedat Ergin: "Türkiye''nin önünde temel bir tercih bulunmaktadır" diye yazıyor. "Bugünkü gibi pejmürde bır üçüncü dünya ülkesı görüntüsü içinde kalmakla Batı değerleri ve rasyonelliğini benimsemiş ciddi bir ülke olma seçeneğidir!" Bir defa, bütün eksikliklerimize rağmen "pejmürde bir üçüncü dünyası ülkesi" sıfatını şiddetle reddediyorum. Sonra; eğer Belgede buyurulanlar, daha doğrusu Atatürk''ün direktifleri, o öldükten sonra, tarafımızdan yerine getirilmemişse bunun sorumluları ondan sonra gelenlerdir ve siyasi irade yoksunu politikacılardır.. Siyasilerin ihmal ve yeteneksizliklerinin ceremesini milli haysiyetimize ve milli egemenliğimize yüklemek, kimsenin hakkı olmamak gerekir.
Gerekenlerin şimdi, dışardan başımıza vurularak yapılmasından başka seçeneğimiz gerçekten yok mudur? Mustafa Kemal''in 1919''da, "Amerikan mandasını kabul etmekten başka seçeneğimiz yok!" diyenlere verdiği cevabı, "Beyler başka seçenek vardır, milli hakimiyetimiz için mücadele etmek!" sözlerini hatırlatayım. Atatürk''ün çoğu ilkeleri gibi bu da, şimdi bazılarının safsataları gibi "konjonktürel" değildi her zaman için ve "bu zaman" için de geçerlidir...
AB olayı, ta başından beri, ellerimize yol haritası veya ev ödevleri verilmesinden başlıyarak, Milli devletten milliyetçilikten ve milli egemenliğimizi AB ile paylaşmak koşullarının dayatılması ile sakat ve haysiyet kırıcı. Ama milli değerlerimizi hatırlayan kim? Tabii TSK ve Siyasi parti olarak tek MHP. Devlet Bahçeli''nin Kurultaydaki son konuşmasını ve özellikle milliyetçilik konusunda söylediklerini okursanız bunu ve MHP''nin yol haritasındaki dayatmalara sadece "soğuk bakmakla kalmayacağını" ve bu şartları kabul etmeyeceğini de görürsünüz AB''ye girmemiz (o da girersek) yıldızımızın, kerhen AB bayrağına eklenmesi (o da eklenirse) belki bazıları için zafer olacak. Mesut Yılmaz''ın yıldızı parlayacak (o da parlarsa).
Yılmaz ve diğerleri Avrupa Parlamentosu''nda üye olacaklar (o da olurlarsa) ama acaba uzun vadede, Türkiye için iyi mi olacak? TC bildiğimiz ve Atatürk''ün kurduğu manada TC olarak kalacak mı? Bu yol ayırımında asıl bunları iyice düşünmek gerekiyor...
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Egemenlik sadece millete aittir; devredilmez ve tecezzi (bölünme) kabul etmez!"
Mustafa Kemal-1929

