Kaydet
a- | +A

Nihayet Sayın Ahmet Necdet Sezer, 10. Cumhurbaşkanımız, 5 siyasi parti liderinin ortak önerisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin, 330 oy''la tecelli eden serbest iradesi ile, devletin ve milletin Çankaya''daki en yüksek makamına çıkacak ve 17 Mayıs''tan başlayarak, 7 yıl süreyle bu devletin başında olacak. Hayırlı ve kutlu olsun, şu noktada, her vatansever Türk''ün, onun başarısı ve sağlığı için, dua etmesi gerekir. Bir yerde, Türkiye''yi bir bunalımdan kurtaran bu neticeye sevinmemiz de gerekiyor. Şimdi, bu seçimi geride bırakıp, çok çetin bir bağlamda, ülkenin çok hayati sorunlarla dolu gündemine dönmek de, artık mümkün olacaktır!

İlk konuşma Sayın 10. Cumhurbaşkanımızın seçildikten sonra yaptığı ilk konuşma, çok veciz, dört dörtlük, "efradını cami, ağyarını mani" bir konuşma idi. Yapmak istediklerinin, ilkelerinin ilk göstergesi idi. İtiraz edilecek, tartışılacak bir tarafı yoktu. Özellikle, Türkiye Cumhuriyeti''nin "Ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünü korumak ve pekleştirmek" görevinde, "Atatürk Milliyetçiliğini" ve "laikliği" temel öğeler addetmesi, çok güven verdi... Bunlar, çerçevelenip duvarlara asılacak sözlerdi.

Pişmiş aşa su katmak! Bu umutlu ve coşkulu bağlama, amiyane tabiri ile, "limon sıkmak", "pişmiş aşa süt katmak" istemem ama, hiç olmazsa kayıtlara geçsin diye, bu konudaki bazı aykırı düşüncelerimi de, eski yazdıklarımı da gözden geçirerek gene ifade etmek isterim. Beş partinin Ahmet Necdet Sezer üzerinde uzlaşmalarını, ülke çıkarları açısından önemli bir "ilk" ve dönüm nortası olarak alkışlamıştım. Çünkü daha önceleri böylesine bir konsensüse varılamamış olması, birçok bunalımlara ve musibetlere, sebep olmuştu. En yüksek yargı organının saygın, tarafsız ve şaibesiz bir başkanının, ismi üzerinde uzlaşılmış olması da uygundu. Ben kişisel olarak, parlamento dışından aday gösterilmesini de yadırgamadım. Hatta daha uygun buldum. Madem ki Anayasamız imkan veriyor, bunda bir mahzur yok, aksine bazı yararları da var. Bütün dünyada Anayasa Mahkemesi başlarının cumhurbaşkanlığına çıkmaları da mutat.

Medyatik değil Ancak, vatandaşlar ve kamuoyu olarak Sezer''i biyografisinin "proforma" kelimeleri dışında, layıkıyla tanımak fırsatını, bulduk mu? Hatta beş partinin liderleri layıkıyla bulmuşlar mıdır? Sanmıyorum. Doğru; Sezer, bazılarının aday göstermek ve seçmek istedikleri diğer şahsiyetler gibi, kamuoyunun önüne fazla çıkmamış ve hatta kasten de, medyatik olmaktan kaçınmıştı. Bu da lehinde bir puandı. Ama, gene de, Cumhurbaşkanlığına, aday gösterilecek olan kişinin ve düşüncelerinin daha iyi tanınması, tanıtılması ve kamuoyunda tartışılması gerekirdi. Parti liderlerinin dahi, Sezer''in düşüncelerinin tek görünürdeki referansı olan, Anayasa Mahkemesi''nin kuruluş yıldönümlerinde yaptığı konuşmaları, heyet olarak ve ayrı ayrı tamamiyle ve dikkatle okuduklarını pek sanmıyorum. Buna vakit de bırakılmadı. Daha önce de söylediğim gibi, bir memur tayin edilirken dahi, düşünceleri daha dikkatle araştırılır. Neticede, "Doğru olan"mı yapıldı, yoksa mevcut şartlar içinde, biraz aceleyle, gereken itina gösterilmeden ve hükümet bunalımına sebep olmamak için, "mümkün olanı" yapmakla, "siyasi faydacılık" mı yeğlendi! Herhalde, bu seçimin şekline itiraz eden sayın Aydın Menderes''in de dediği gibi, doğruları ve yanlışları ile, Cumhuriyet tarihinde misli görülmemiş bir seçim yapıldı. Demirel''in süresinin uzatılması konusunda ilkesiz davranıldığından şikayet edilmişti. Bu seçimde "ilkelerin" ne dereceye kadar uygulandığı daha doğrusu, çözümün, ilkelere göre mi, yoksa bir kişiye göre mi endekslenip endekslenmediği sorusu açıkta kalmıştır.

Belirli bir yerde olmak! Serdar Turgut, düşüncelerini, çoğunlukla paylaşmadığım, üslubunu da beğenmediğim bir köşe yazarı. Ama son günlerdeki, Ahmet Necdet Sezer''le bağlantılı yazısını "bunu ben neden düşünmedim ve yazmadım" diye hayıflanarak okudum. Turgut, Sezer''in seçiminin, kendisine Jerzy Kozinski''nin bir romanından alınan ve Peter Sellers''in başrolünü oynadığı "Being There (Orada Olmak)" filmini hatırlattığını yazıyor. Doğrusu bana da hatırlatmıştı. Bu filmin kahramanı, basit bir bahçıvan: Sırf muayyen bir zamanda belirli bir yerde olduğu, fazla konuşmadığı, tavırlarından ve bazı sözlerinden ve cevaplarından derin manalar çıkarıldığı için, bilge kişi olarak önlenemez şekilde yükselir ve sonunda Cumhurbaşkanlığına seçilmek raddelerine kadar getirilir. Teşbihte hata olmaz; gerçekten bilge bir kişi olan Sezer herhalde cahil bir bahçıvana benzetilemez. Ne var ki, hakkında fazla bir şey bilmediğimiz ve fakat bazı konuşmalarındaki sözlerinden derin manalar çıkarıldığı, çoğu vasıflarının da, şimdilik, rivayet olduğu muhakkak. Kısacası şu ki, Sezer iyi tanınmadan, tanıtılmadan ve tartışılamadan, "rivayetlere göre" Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Rivayetlerin doğru çıkması ve neticenin ülke için yararlı olması temenni edilir.

Kaygılarım Doğrusu ben de, Sezer''in bazı düşüncelerine vakıf olduktan sonra, bazı endişe ve kaygılar duydum.. Kaygımın bir önemli sebebi de onu bu kadar hararetle destekleyen ve sahiplenmek isteyenlerin kimlik ve kişilikleri! Mesela, bakınız, Cengiz Çandar, "Asıl büyük hukukçuyu unutulmaya terkedemeyiz... Ahmet Necdet Sezer''i Türkiye''nin 10. Cumhurbaşkanı seçtiren, ne ismi bulduğu söylenen Ecevit''tir, ne de 5 liderin uzlaşmasıdır, ne de başka şey" diyor ve bu "rüzgarı estirenin" Yargıtay Başkanı Sami Selçuk olduğunu, açıkça ifade ediyor. Yani, daha evvel de yazdığım gibi, "Sami Selçuk olamadı bari Sezer olsun" demek istiyor! Sezer''in, ancak Cumhurbaşkanlığına aday olduktan ve seçildikten sonra, emekli edilmiş olması, Anayasanın açık bir hükmüne ters düşmese bile, ilke olarak, ne kadar doğru olmuştur? Öyle görünüyor ki, bu artık pratikte, dava konusu yapılamayacaktır. Aydın Menderes dava açmış olsa bile, bu coşku havası içinde muhtemelen netice alamayacaktır. Bu hususta en doğru olanı sayın Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Sezer''in bilmesi gerekirdi. Daha önce istifa etmediğine göre, muhakkak sağlam bir hukuki gerekçesi vardır, demektir.

Yeni bir dönem Şimdi, 17 Mayıs''tan itibaren Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer''i daha iyi tanımak fırsatını bulacağız. Türkiye''de yeni bir dönem başlıyor. Bütün kalbimle temenni ediyorum ki bazı peşin kaygılarımda yanılmışımdır ve Sayın Ahmet Necdet Sezer, inşallah, kendisine sahip çıkmaya çalışacak, sadece muayyen bir kesim değil, "bütün Türklerin" ilk konuşmasında telaffuz ettiği "Atatürk Milliyetçisi" Cumhurbaşkanımız olur. O''na bu yolda candan başarılar diliyorum. Başarısı Türk milletinin ve devletinin başarısı olacaktır.

GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Siyasetteki acelecilik ve faydacılık (oportünizm), daha büyük sorunları beraberinde getirir!DISRAELİ

"Politik doğruculuk" başka şey "siyasi faydacılık", yani politik oportünizm başka bir şeydir. İkisini birbirine karıştırmayalım... Bu terimlere saplananlar hiçbir şeyi doğru algılayamazlar!" ANGES REPLIER 1897 ve 1916