Kaydet
a- | +A

Bizim anlı, şanlı köşe yazarlarımızın çoğu, Avrupa Birliğinin, Kopenhag ve Maastricht kriterlerinin "at gözlüklerini" çıkarıp, Kürtçü ve bölücü organ ve ideologların şu sıralarda yazdıklarını, galiba okumuyorlar. Tavsiye ederim, izlesinler, çok şey öğrenirler. Rahmetli Uğur Mumcu''nun dediği gibi, kesin hükümler vermeden önce, bu konularda biraz bilgi sahibi olmaları gerekir.

Oktay Ekşi ve Altan Öymen gibi, esasında Atatürkçü ve bunun için de, "üniter" ulus-devletten yana olması icab edenlerin, özellikle "Kürtçe eğitim, Kürtçe Radyo ve TV konusunda", "Kürtlerin bireysel haklarını kullanmalarına, kendi kültür değerlerini korumalarının tanınmasına vb" gerekçelerle, üniter devletin etnik bölünmesine zemin teşkil edecek bir ortamın, sinsice oluşturulmasına karşı çıkmaları icab ederdi. Zira, belki, farkında değiller ama, Kürt milliyetçiliğine, her alanda ivme kazandırılması ile, şu sırada tam bu ortam oluşturulmakta. Bu, bence, PKK''nın dağlarda yeniden güç kazanmasından da daha tehlikeli. Abdullah Öcalan da, zaten bunun için, İmralı''dan verdiği mesajlarla, yandaşlarının da yazdıkları ile, iki konuda ısrarcı. Birisi, "Tüfeklerinizi bırakın... Batıya yayılın, Kentleri kuşatın!" İkincisi de, "Kürtlüğü, dili ve kültürü ile "yüceltin" ayrı bir halk olduğunuzu böyle kanıtlayın!" Şu bağlamda Kürtçülerin yeni ve daha sinsi bir oyunlarına dikkati çekmek isterim; Osmanlı döneminde de, sonra Cumhuriyet döneminde de, "Ne Mutlu Türküm diyene" anlayışı ile bütün etnik grupların gönüllü bir entegrasyonu vardı. İnsanların etnik kökenlerini, bilsek bile kesinlikle üzerinde durmazdık ve hâlâ da durmayız. Türküm diyenler kökenleri ne olursa olsun, sorgusuz sualsiz ayırımcılık yapmadan en yüksek mevkilere ulaşırlardı ve hâlâ da ulaşabiliyorlar. Bence, bu Türk Birliğinin tılsımıdır. Şimdi Kürtçü organ ve ideologlar, tarih boyunca Türklüğe gönüllü olarak entegre olmuş kişilerin, bizim de bilmediğimiz ve araştırmak gereğini duymadığımız "Kürt" kökenlerini, şecerelerini ortaya çıkarmak, şu General, şu büyük iş adamı Kürttür diye vurgulamak gayreti içindeler.. Sicilli hainlerden Yaşar Kaya, Avrupa''da bulunduğu yerden. ÖZGÜR POLİTİKA gazetesinde bunu dizi halinde sistematik olarak yapıyor ve ayrıca Türk devletinin "Kürtleri bu caş veya asimile edilmiş" Kürt kökenlilere kırdırdığını iddia ediyor. Ama, ben doğrusu, Türk devletinde, Türk ordusunda yükselip de Türklüğe ihanet etmiş kişi bilmiyorum. Ama aksi çok var!

Ne var ki, bu gayret, Öcalan''ın şu sıradaki "kardeşlik, barış içinde ve ortak bir devlette kaynaşmak" palavralarına ters düşüyor. Görüyorsunuz, konu, öyle, demagojik insan hakları ve demokratik haklar temenni ve cümleleri ile geçiştirilmeyecek kadar derin ve tuzaklarla dolu. Ucunda söz konusu olan, Türkiye Cumhuriyet''inin bugünkü anlamı, şekli ve Anayasasının değiştirilmemesi gereken maddeleri ile geleceği!

Zamanlama önemli Oktay Ekşi kardeşim, MHP lideri Devlet Bahçeli''nin Hürriyet''in Ankara Temsilcisi Sedat Ergin''e Kürtçe konusunda söylediklerini ya iyi anlamamış ya da tersinden anlamış! Söz konusu olan ve Bahçeli''nin muradı, demokrasiye tümüyle geçmenin zamanlaması, daha doğrusu bunda mauayyen bir sıra takip edilmesi gerektiği değil. Tabii ki, bu gibi konularda, "arbitrer" yani gelişi güzel ve işe geldiği gibi bir sıra takip edilemez. Ama gene de bütün ülkeler, kendi siyasi ve demokratik oluşum ve tekamüllerinde, milli çıkarlarına, zamana ve zemine göre bir gündem takip etmişlerdir. Mustafa Kemal de, Demokratik rejimi bütün icapları ile yerleştirmeyi, çok istediği halde, zaman, zemin ve koşullara göre, belirli bir öncelikler sırası takip etmişti. Ekşi''nin kendi CHP''si ve İsmet Paşa da, demokrasiye geçişi, zaman ve zemin müsait olana dek, hatta bu koşulları kendilerine göre biraz da zorlayarak, aslında, 1950''deki gerçekten serbest Genel Seçimlerine kadar ertelemişlerdi.

Bugün, evrensel zaman ve zemin, kendi milli gelişmemiz, demokraside ve İnsan haklarında, Avrupalılar dayatsalar da, dayatmasalar da, ilerlememizi gerektiriyor. Afrika kabilesi değiliz ki bütün tarihi tekamülümüzün, hasılası olan bu icapları milletçe, idrak etmeyelim.

Ancak Güneydoğu konusunda, mesele, bu kadar yalın ve kolay değil. Acaba, Devlete karşı ihanet ve terör devam ederken, bugünkü zaman ve zemin, bazı "lükslere" ve bu arada gene Bahçeli''nin dediği gibi idam cezasının tümü ile -TCK''nın 125. maddesi dahil, kaldırılmasına- Türkiye''nin birlik ve bütünlüğüne halel getirmeden, imkan verilecek kadar müsait mi? İşin, Bahçeli tarafından değinilen -ve sanırım, Başbakan Ecevit de aynı fikirde- ancak yabancılar ve Avrupalılar tarafından anlaşılamayacak püf noktası da bu! Kısacası, bölücülüğe, ayrılıkçılığa ve Kürt milliyetçiliğine ivme kazandırıldığı şu sırada, Kürtçe konusunda, tavizlerle bu akımlara çanak tutmak acaba milli çıkarlarımıza uygun mudur? Bu lüksü düşmanlarımıza altın çanak içinde bağışlamaya hazır mıyız?

Kültürel haklara, etnik dillere cevaz verilmesi başka ülkeler için kolay. Sırtlarında gerçek bölücülük belasının yumurta küfesi yok. Mesela İngilizler, İskoçlara, Gallilere, kendi dillerini kullanmak, bu dillerde eğitim ve Radyo-TV yayınları yapmak, hatta, isterlerse, Britanya camiasından ve Krallıktan ayrılmak hakkını tanıyabilirler. Ancak buna rağmen, İskoçlar ve Galliler bütün milliyetçilik güdülerine ve iddialarına rağmen, yerel yönetim, yerel parlametnto ile iktifa etmeye razıdırlar. Daha ileri gitmezler, gitmek de istemezler... Bugün İngiliz yönetiminde ve silahlı kuvvetlerinde bol olan İskoç, Gal ve İrlanda kökenlı kişiler de Britanya''ya ihaneti ve tamamiyle ayrılmayı akıllarından geçirmezler. İtalya''da da ayrılıkçı akımlar var: Sicilyalılar, kuzeyliler de ayrılmak isterler ama, bir noktaya kadar!

Fransa örneği Fransa''daki durum ise biraz daha başka. Mehmet Ali Kışlalı''nın yazdığı gibi, orada, Başbakan Lionel Jospin''in entel liberalleri hoşnut etmek maksadıyle öteden beri ayrılıkçı akımların kuvvetlendiği Korsika''ya, kültürel haklardan, dil konusundan başlayarak, bazı haklar tanımak, hatta Korsika yerel meclisine yasa çıkarmak hakkını vermek teşebbüsünü, İspanya''daki ETA ya Madrit hükümeti tarafından verilen tavizleri, İrlanda''daki IRA ile uzlaşma hareketlerini, bizim bazı entellerimiz doğru örnekler diye bize satmaya çalışıyorlar ama kazın ayakları hiç de öyle değil. Ulus Devlet''in ve milliyetçiliğin, hâlâ, AB kriterlerine rağmen, bütün kuvvetiyle cari olduğu Fransa''da, politikacılar ve kamuoyu tarafından "çok acele, zamansız bir hareket" diye tepki ile karşılandı. İleri gelen kişiler ve yazarlar Fransız Anayasasının dil konusundaki vs maddelerinin asla değiştirilemeyeceğini ve eğer değiştirilirse, Fransa''nın milli dokusunu bozacağını ileri sürüyorlar. Eski İçişleri Bakanı Christian Bonet: "Bu kararlar milletin bütünlüğünü tehdittir... Cumhuriyeti teröre teslim etmek demektir!" diyor. Nitekim, Jospin''in Korsika teşebbüsünden hemen sonra, başka diller konuşan dört diğer bölgeden de ayrılıkçı sesler yükselmeye başladı: Bretonlar. Alsaslılar, Savoyalılar ve Basklar da hemen yasama hakkı ve kendi ana dillerinin zorunlu olmasını istemeye kalkıştılar. Bu aynı tehlike, diğer etnik grupların da benzer talepleri ile, bir etnik pandora kutusunun kapağının açılması tehlikesi bizde de aynen varit. Gene Kışlalı''nın belirttiği gibi bizdeki "siyasi çözümcü" aklı evvellerin hep misal olarak ortaya sürdükleri İspanya''daki ETA örneği de boş çıkmıştır. Ayrılıkçı Teröristlere verilen bir dizi tavize rağmen, terör hep artan yeni bağımzılık talepleriyle devam ediyor.

Sayın ve sevgili Ekşi, ister beğensin ister beğenmesin, Her ülkenın bu gibi konularda "milli" bir gündemleri, zamanları, zeminleri vardır.

İşte Sayın Bahçeli ve de Ecevit -Kürtçe ve Kürtçe yayınlar konusunda "vakit erken" veya "daha zamanı değil" derlerken, bu konuların uygulanması bir tarafa tartışılmasının zaman ve zemininin, şu bağlamda, uygun olmadığını belirtmek istemişlerdir ve çok haklıdırlar.

İlerde, inşallah, Türkiye, İngiltere gibi, bölünmenin ve bölücülügün "gerçek ve açık" bir tehlike olmaktan çıkacağı, bir duruma ve konuma gelirse, sadece Kürtçe değil bütün etnik dil ve lehçelerde Radyo ve TV yayınları, kültürel kimliklerinin bir gereği olarak gerçekleşebilir..

Eğer PKK, ülkemizdeki entegrasyon sürecine nifak sokmasa idi, bu sürecin bütün icapları bizde de, kendiliğinden, ama Türkiye''nin birliğine ve bütünlüğüne halel getirmeden yürüyecekti. Ama ya bugün?

GÜNÜN FİKİR KIRINTISI TC Anayasasından: *Madde 3. "Türkiye devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir."