Kaydet
a- | +A

Şu sırada işleri gerçekten zor iki kişi var Ankara''da.. Biri ilerlemiş yaşına rağmen bunalımlardan bunalıma koşan -yoksa bir bunalımdan ötekinin içine düşen mi demeli- yatıştırıcı ve çözücü olmaya çalışan Başbakan Bülent Ecevit.. Ona kuvvet veren şeyin makam, koltuk aşkı veya hırs-ı piri denilen tutku olmadığını ben biliyorum ve herhalde herkes de biliyor!.. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli de aynı durumda.. Ama onun, üstelik, çok nazik dengeleri muhafaza etmek ve bir taraftan da, tabanın duygularına ve milliyetçiliğin temel ilkelerine ihanet etmeden, hükümet olmanın gerektirdiği reel politika icaplarını yerine getirmek, şu nazik bağlamda bir hükümet bunalımına da sebep olmamak gibi, artı mecburiyetleri var.. Ona da Allah kuvvet versin. İkisine de Hazreti Süleyman sabrı ihsan etsin!

DÜRÜSTLÜK DEZAVANTAJ Paradoksal görünecek ama, hem Ecevit''in hem de Bahçeli''nin dezavantajları, ikisinin de kişisel dürüstlük sicilleri... Ecevit''in, üstüne "Hani sen dürüsttün" diye gidiyorlar.. Bahçeli''nin de müsellem dürüstlüğünden başka milliyetçi ve MHP''li olması, bütün MHP ve milliyetçilik düşmanlarına tahrik kozları veriyor. Yukarda sözünü ettiğim nazik dengeleri ve tabii koalisyonu da bozmak, bozdurmak için fırsat ve bahane arıyorlar... Bazılarının bu konudaki tutumları, Bahçeli''nin ve MHP''li bakanların, ek bunalım çıkarmamak için gösterdikleri tahammüle ve yaptıkları fedakarlıklara karşılık, "Hani siz milliyetçi idiniz?" diye tahrik etmeleri çok garip... Biraz da ayıp! MHP düşmanlığı kırmızı mintan gibi ya yeninden ya yakasından seyirtiyor, bazı köşe yazarlarının!

BAĞCILARI DÖVMEK Şu sırada Türkiye türlü baskılar altında ve ekonomik bir darboğazdan geçmekte. Bir bakanımızı intihar raddelerine getirmiş olan bu zor koşullar içinde iken, yabancıların Kıbrıs, Güneydoğu, Kuzey Irak vb baskılarına rağmen nasıl düze çıkacağız?.. İlhan Selçuk, bir bakıma haklı, galiba döndük dolaştık, İsmet Paşa''nın Lozan''da Avrupalılar''a meydan okuması karşısında, İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon''un söylediklerinin adeta haklı çıktığı bir duruma geldik. Mağrur Curzon şöyle söylüyordu İsmet Paşa''ya: "General, herşeye karşı çıkıyorsun ben de onları not ediyorum... Ama günü gelecek, bu notları cebimden çıkaracak, sana ödeteceğim... Paraya ihtiyacın var para da bir bende bir de Amerika''da"...Ve şimdi Batılılar Türkiye''nin iç ve dış tehlikeler içinde bunaldığı bir dönemde Curzon''un "notları"nı kolektif hafızaları ile önümüze koyuyorlar, biz de gene modern tefecilerden, IMF''den medet umuyoruz... Ne hazin tecelli!.. IMF''nin, "Tahkim yap, konsolidasyona git" demesi ne demek? Ulusal egemenliğinden taviz ver demek... Sadece mali ve ekonomik konularda değil, Öcalan konusunda, demokrasi ve insan hakları konusunda da Avrupa-Amerika bizden, milli yargımızdan ve egemenlik haklarımızdan vazgeçmemizi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi''ne tabi olmamızı istiyor, yani diyetini istiyor şu sırada... İlhan Selçuk esasta haklı da, bugünlere gelişimizdeki hataların faturasını koalisyonun bugünkü ortağı MHP''ye çıkarmakta, eski hınçları ile hareket ederek "Gel şimdi titre de kendine dön" diye tahrik ettiği için, hem haksız hem de ayıp ediyor.. MHP''nin şu bağlamda duygusallığa kapılarak direnmesi neye yarar, hangi pratik faydayı sağlar; koalisyonun bozulmasından başka... Asıl kahredici olan da bugünkü bu seçeneksizliğimiz!

BİR DE AİHM! Aslında sadece IMF konusunda değil, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile büyük sorunumuz var. Bu mahkemede TC Devleti aleyhinde açılan davalardan sonuçlanan 15''inden dolayı devletimiz 110 milyar dolar tazminat ödemeye mecburmuş! Bu durum da, MHP''yi ve bütün milliyetçileri, IMF''nin ağzına ve eline bakmak kadar rahatsız ediyor... Nasıl bu durumlara, yani koca devletin bir Avrupa Mahkemesinde yargılanması durumuna düştük... Netice itibariyle kapitülasyonlardan farkı olmayan bir vaziyet! Bunların da sorumlusu herhalde birkaç aylık iktidar ortağı MHP olamaz...

NİÇİN UCUNU DÜŞÜNMEDİK Acaba AİHM anlaşmalarını kendi özel şartlarımızı ve ilerisini hesap etmeden nasıl imzaladık ve niçin imzaladık?.. Eğer imzalamasa idik Avrupa''dan "dışlanırmışız".. Sanki şimdi "içlendik mi?" Bir gazetemiz, gönül rahatlığı ile AİHM''de "sicilimizin kötü olduğunu" yazabiliyor. Milli sicilimizi demek Avrupalılar tutuyor ve ipimizin ucu da demek Avrupalılar''ın elinde? AİHM''deki aleyhimizde karar verilen davaların ve bu davalardaki iddiaların ayrıntılarına gimeye tenezzül bile etmiyorum. Başta resmi makamlar, tenezzül edenleri de anlamıyorum. Ama Ömer Seyfettin''in, "Pembe İncili Kaftan" ve "Diyet" gibi öykülerinden esinlenip, milli haysiyet ve milli hükümranlık gibi kavramlarla yetişmiş bir kuşaktan nasıl böyle kişilerin çıktığını da anlamıyorum. Her fırsatta Atatürk ilkelerini ileri sürenlerin Atatürk''ün, asıl milli egemenlik ruh ve haysiyeti konusundaki hassasiyetinden hiç nasip almamış olmalarına da şaşıyorum! Bana kalırsa asıl masaya yatırılması gereken konu da, böyle, kendi ayak seslerimizden korkacak kadar edilgen oluşumuz ve bu duruma nasıl olup da dur denileceği? Demek AİHM anlaşmasına katılmamızla gerçeklerimiz arasında uzlaşamaz bir zıtlık var ki bu kadar sık yargılanır hale gelmişiz... Hem AİHM''ye başvuran ve de kazanan bazı davacılara ve dava konusu olan eserlerine bakıyorum: Hüseyin Karataş, sözde Profesör Fikret Başkaya, Öcalan''ın avukatlarından Ahmet Zeki Okçuğlu, Günay Aslan, Edip Polat vb hepsi de Devlet karşıtı, hepsi PKK dostu ve bölücülük hadimleri... Bir devletin kendisine açık seçik ihanette bulunduğuna inandığı kişileri yargılamaya ve cezalandırmaya hakkı yok mu... Bu hususlarda kendi kriterleri olamaz mı? Toprak bütünlüğümüze ve TC''nin varoluşuna karşı mücadelede hep bir kolumuz AİHM tarafından bağlı olarak mı dövüşmek zorunda kalacağız?

GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Devlet ve milletin mukadderatında irade-i milliye âmil ve hakimdir. Ordu işbu irade-i milliyenin takipçisi ve hâdimidir!" MUSTAFA KEMAL-Temmuz 1919