Henüz 16’sındaydı Sezgi… Yaşamının baharında…. Ailesinin güven dolu evinde sevgiyle büyümüştü o… Daha kötülükle hiç tanışmamıştı.
Dünyayı yeni yeni tanımaya başlıyordu genç kız. Umut doluydu. Facebook’la da tanışmıştı tüm yaşıtları gibi… En büyük eğlencesi resimlerini yayınlamak, arkadaşlarıyla Facebook üzerinden haberleşmekti. Kalbinde kötülük yoktu Sezgi’nin… Kötülük bilmediği için de kimseden kötülük beklemiyordu. Ona arkadaşlık isteği gönderen genç bir delikanlının tatlı sözlerine inanmış, yazdıklarına cevap vermişti.
Katiliyle yazıştığını nereden bilebilirdi?..
Nerde yaşadığını söylemekte hiçbir sakınca görmemişti genç kız… Ve onunla tanışacağı günü iple çekiyordu belki de…
Kötü niyetli zalim insanların kendisine zarar vermek için pusuya yattıklarını bilemedi…
Ve o gün gelmişti; Facebook’tan tanıştığı genç onu bekliyordu. Arabada iki arkadaşı daha vardı. 3 zalim, insanlıktan nasibini alamamış bu caniler bir eve kapattılar Sezgi’yi. Onun çırpınmalarına, yalvarmalarına aldırmadan...
O bir kurbandı… Hayvanca saldırdılar ona… Sadece tecavüzle kalmadılar, göğüs kafesini parçaladılar, ağzını burnunu kırdılar, yüzünü gözünü dağıttılar. Ona kolundan iğne ile eroin bile verdiler. Yapmadıklarını bırakmadılar ellerine düşmüş henüz çocuk yaştaki zavallı kıza… Sezgi’nin daha körpecik bedeni bu vahşete fazla dayanamadı. Ölmüştü genç kız...
Ondan kurtulmak için bir eşya gibi valize koydular… Arı kovanlarının bulunduğu bir araziye bıraktılar ki arılar onu tanınmayacak bir hâle getirsinler diye.
Sezgi’nin cansız bedeni 10 gün sonra tanınmayacak şekilde Isparta’da bulundu. Ve Sezgi, kayıp olarak aranan bir hayat kadınının cesedi zannedildiği için detaylı araştırmaya gerek görülmeden kimsesizler mezarlığına gömüldü.
Sezgi’nin ailesi ise Antalya’da 10 gündür kayıp olan kızlarının peşindeydi bu sırada. Ablası Sevgi bir avukat bulmuş, kardeşini arıyordu. Avukat yüreğini koymuştu bu davaya… Facebook yazışmalarından katillere ulaştı. Derken itiraflar geldi:
“Gece boyunca uyuşturucu aldık, kıza da içirdik. Kafamız iyiydi, sabah uyanınca öldüğünü gördük. Kurtulmaya çalıştık...”
Bu kadar basit…
İşin daha da düşündüren kısmı, bu üç aşağılık katil, delil yetersizliğinden dolayı bir gün sonra serbest bırakıldı. Çünkü Sezgi bir hayat kadını zannedildiği için otopsi raporunda tecavüze uğradığı ve ölüm nedeni yazmıyordu.
Katiller, serbest kalıp ellerini kollarını sallayarak dolaştılar, tam 7 yıl… Ancak Sezgi’nin ailesi hukuk mücadelesinden vazgeçmedi. Avukat Sibel Önder tam 7 yıl uğraştı bu davayla… Katillerin kurbanlarını seçtikleri Facebook üzerinden sahte kimlikle güvenlerini kazanıp cinayetin izini sürdü. Ve nihayet 7 senelik hukuk mücadelesi sonuçlandı. Vahşice öldürülen 16 yaşındaki Sezgi Kırıt’ın katilleri nihayet geçtiğimiz günlerde tutuklandı. Sezgi’nin ölümünün tecavüz ve işkenceyle gerçekleştiği mahkeme tarafından kabul edildi.
Bizler gazeteciler olarak bu davayı sonuna kadar takip edeceğiz. Katiller hak ettikleri cezaları alana kadar… Gerçi onların alacağı hiçbir ceza o masum çocuğa yapılanların karşılığı olmayacak... Ya da ailesinin acısını dindirmeyecek… Ancak o aşağılık katiller de artık ellerini kollarını sallayarak dolaşamayacaklar… Ya da yeni kurbanların peşine düşemeyecekler. Bu noktada düşünmeden edemiyorum; bu vahşi cinayeti hiç tereddüt etmeden işleyen zalimlerin acaba ilk cinayetleri miydi bu olay?.. Ya da ilk tecavüzleri mi?.. Facebook üzerinden tuzağa düşürdükleri ilk kurban mıydı Sezgi?..
Hiç zannetmiyorum!
İnsanların zalimliği karşısında bir kez daha ürperdim… Sosyal medya artık hayatımızın bir parçası. İstesek de istemesek de… Bizler anne ve babalar olarak her ne kadar evlatlarımızı dünyanın tüm kötülüklerinden korumaya çalışsak da ellerindeki cep telefonlarından ya da bilgisayarlarından, tanımadığımız insanların onlara ulaşabilecekleri bir kapıları var... Sezgi’nin başına gelenler herkesin başına gelebilir. Evlatlarımızın attıkları her adımdan haberdar olmak zorundayız. Kimlerle, nerede, neler yazıştıklarını araştırmak en başta bizlerin görevi... Lütfen yavrularımıza sahip çıkalım ve her türlü sorunlarını, dertlerini bizlerle paylaşmalarına izin verelim. İzin verelim ki, sevgiyi dışarda aramasınlar...

