Karanlık günlerden geçiyoruz… Ülkemizin üzerinde ardı arkası kesilmeyen kara bulutlar dolanıyor.
Her gün uyandığımızda ilk işimiz haberlere bakmak…
Bugün bir kayıp var mı?
Bir patlama oldu mu?
Kaç can daha gitti…
Bu kez ateş nereye düştü?
En kötüsü de bu kez düşman sinsi. Arkadan vuruyor, yüzünü göstermeden. Üstelik düşmanımız bir değil, birden çok. Büyümemizden, gelişmemizden rahatsız olanlar, artık dik bir duruş sergileyen yeni Türkiye’yi aşağıya çekmek isteyen ülkeler, terörün kanlı ellerini kullanarak vuruyorlar bizi…
Hele içimizdeki düşmanlar… Sosyal medyadan her gün leş kargaları gibi çığlıklar atarak, yaşanan üzücü olayları fırsat bilip borazan çalarak bizi bize düşürmeye, içten içe bölmeye çalışan kendi içimizde düşmanlarımız var. Bu insanların ruh hallerini anlamak mümkün değil. Dertleri nedir, ne isterler, kaosla mı beslenirler? Çözemedim bu insanları.
Âdeta dinmek bilmeyen bir fırtınada, oradan oraya savruluyoruz. Ama bu gidişe artık bir ‘dur’ demek lazım. Çünkü biz çaresizliği kabullenen bir millet değiliz. Biz Türk Milletiyiz. Kurtuluş Savaşı’nda, Çanakkale’de dünyanın en büyük emperyalist güçlerine karşı, elinden silahı alınmış, yokluk ve sefalet içinde olmasına rağmen dünyaya meydan okumuş, topraklarından düşmanı kan dökerek temizlemiş onurlu bir milletin torunlarıyız. Bunu nasıl da unuttuk, nasıl da yolumuzu şaşırdık.
Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan öyle bir konuşma yaptı ki, tüm duygularıma, düşüncelerime tercüman oldu. Onun konuşmasını duyunca ‘İşte budur’ dedim. İhtiyacımız olan şey bu!
Cumhurbaşkanımız seferberlik çağrısı yaptı:
"Çanakkale ve Kurtuluş savaşının azmiyle yeni bir seferberlik çağrısı yapıyorum. Önemli olan birliğimize sahip çıkarak terörün karşısında dimdik durmaktır" dedi.
Tarihi bilen, geçmişinin ve bugünün farkında olanlar için bu sözler öylesine anlamlı ki… İlacımız bu. Terörün panzehri işte bu... Çare bu…
Nitekim geçen haftaki yazımda ben de bu konudaki duygu ve düşüncelerimi ifade etmiş; “Tüm bu zorlukların üzerinden, bu karanlık günlerden yine atalarımız gibi tek vücut olarak geçebiliriz’’ demiştim.
Çünkü içinde bulunduğumuz bu karanlık günler bana atalarımızın yaşadığı o zorlu günleri hatırlattı. O günlerde ülke emperyalist güçler tarafından işgal edilmişti. Bugün de durum çok farklı değil aslında. Nereden geldiği ve geleceği bilinmeyen kanlı olaylarla iç içe yaşıyoruz. Her gün can kaybediyoruz. Evlerimize kapanıp kaldık, sindik. Oysa bu bize yakışmaz.
Ülkemizi, bizi, çocuklarımızın geleceğini yok etmek isteyenlere meydanı boş mu bırakacağız?
Sosyal medyada bizi bölmeye çalışanlara fırsat verip onların tuzaklarına mı düşeceğiz?
Her gün dehşet içinde uyanıp çaresizlik duygusuyla evimize mi sineceğiz? Hayır, bu bize yakışmaz! Türk Milleti böyle sefil bir şekilde yaşayamaz. İhtiyacımız olan şey gücümüzün farkına varmak.
Bizim ecdadımıza hiçbir güç esaret halkasını takamadı. Bugün Çanakkale’de, Sakarya’da, Afyon’da, Kütahya’da, Adana’da ve ülkemizin nice topraklarında bizlere özgür ve onurlu bir dünya bırakmanın huzuru içinde yatıyorlar. Dualarımız onlarla.
Peki ya bizler… Ne kadar da unutkan olduk, farkında mıyız? Geçmişimizi unuttuk, kim olduğumuzu unuttuk, kimliğimizi kaybettik. Kendimize gelelim artık. Şimdi sıra bizde... Birbirimize sıkı sıkı kenetlenme zamanı… Bölünme, dağılma zamanı değil, “bir” olma zamanı. Gücümüzü, kim olduğumuzu dünyaya gösterme zamanı. Sayın Cumhurbaşkanımızın dediği gibi, biz sadece Allah’ın önünde rükûya eğiliriz. Devlet ve millet olarak bu terör musibetinin üstesinden geleceğiz. Bize korkmak yakışmaz.

