Geçtiğimiz günlerde Dünya Engelliler Günü’nü kutladık. Ne mutlu bize ki artık engelli kardeşlerimizin yüzleri gülüyor. Onlar artık hak ettikleri gibi onurlu ve dimdik bir yaşam sürebiliyorlar…
Artık tüm şehirlerde onların yaşamlarını rahatça idame ettirebilmelerini sağlayan düzenekler var. Otobüslerde, okullarda, hastanelerde, hayatın her alanında... Bugün engelli olan kardeşlerimiz maaş alıyorlar. Engelli evladı olan anaların başları dik… Evlatlarını huzur içinde büyütüyorlar. Engellilerin bakımları, eğitimleri artık devlet tarafından karşılanıyor. Onlar artık çalışıp, üretime katılabiliyorlar… ‘Hayat yarışında biz de varız’ diyebiliyorlar…
Oysa çok değil AK Parti iktidarından önce yok sayılan, iş-aş verilmeyen, en temel kamusal haklardan dahi yararlandırılmayan ve kendi hâline terk edilen kardeşlerimizdi onlar... Ne acı değil mi… Ve bu acıyı sadece onlar değil, onların kaderini paylaşan aileleri de yaşıyordu.
Bugün hak ettikleri tüm hakları almalarını sağlayan, onları ailelerine bile muhtaç etmeden onurlu ve dimdik bir yaşam sürmelerine olanak tanıyan bu yepyeni, pırıl pırıl başlangıcın mimarı hiç kuşkusuz Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan… Benim en çok takdir ettiğim çalışmalarından biri de bu; engelliler için yaptıkları... Gerçekten tüm bu çalışmalar bir devrim niteliğinde.
Ancak Sayın Cumhurbaşkanımızın Dünya Engelliler Günü nedeniyle yaptığı konuşmayı dinleyince ona olan hayranlığım bir kez daha arttı. Zira o tüm bu sonuçtan sonra eseriyle gurur duymak yerine ‘Yaptıklarımız bir lütuf değil, haklarını sahiplerine teslim ettik sadece’ demekle yetindi.
Bu nasıl bir tevazu… ‘İşte lider bu’ dedim kendi kendime… Onca mücadelenin, gece gündüz demeden yapılan toplantıların, bir yola baş koymanın sonunda kazanılan zaferin ardından ‘Biz şunu yaptık, bunu yaptık’ diyerek böbürlenmek yerine; ‘Haklarını sahiplerine verdik’ demekle yetiniyor.
Her alanda da böyle değil mi zaten…
Erdoğan, yakın tarihimize bakıldığında uzun yıllardır hiçbir liderin yapamadığı şekilde Türkiye’yi ileri götürdü. Yollar yaptı, metrolar yaptı, vatandaşına sahip çıktı. Adaletsizliklerin üstüne gitti, sağlık sistemini tamamen yeniledi. Bu ülkede pek çok alanda yenilik yaptı. Ülke ekonomisine can geldi. Vatandaşın cebinde parası arttı. Ülkemiz kalkındı, ekonomik büyümemiz uluslararası arenada bizi birinci lige taşıdı. Daha önce bizi yok sayan, oynanacak bir piyon gibi gören ülkeler, şimdi bizimle eşit şartlarda aynı masaya oturuyorlar. Ama Recep Tayyip Erdoğan’ın hedefi daha büyük… O daha fazlasını istiyor. Allah’ın izniyle de hedeflediği gibi, 2023’te dünyanın en büyük güçlerinden biri hâline getirecek Türkiye’yi. O, buna inanıyor ve bugüne kadar inandığı her şeyi başardığı gibi Yaradan’ın desteğiyle bunu da başaracak inşallah… Ben de buna inanıyorum.
Ancak ne garip bir çelişkidir ki, yaptığı onca şeye rağmen hâlâ bazıları ona saldırmaktan vazgeçmiyor. Birileri sokakta taşa çarpsa bunu Recep Tayyip Erdoğan’dan biliyor neredeyse… Hastalıklı bir hâl aldı bu durum.
Sürekli komplo teorileri üretiyorlar bu hasta ruhlu insanlar. Olmadık iftiralar havada uçuyor. ‘Bu insanların hiç Allah korkusu yok mu’ diye düşünmeden edemiyorum.
O ise, bildiği yolda sessiz bir şekilde emin adımlarla devam ediyor. Dimdik… Hiç tavizsiz…
Ama o sessiz kalsa da, iktidar olduğu dönemden bu yana ağaran saçları ve yüzündeki çizgiler çok şey anlatıyor aslında…
Tıpkı Necip Fazıl’ın şiirindeki gibi:
“Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma...”
Aslında Türk toplumunun medarı iftiharı O... Kasımpaşa’nın mütevazı bir mahallesinden gelen, evine para götürebilmek için küçük yaşta simit satıp, hayatın yükünü omuzlayan ve sonunda zirveye çıkan bir lider. Bugün dünyanın en güçlü liderleriyle aynı masada otururken geldiği yeri de, halkını da unutmuyor...
Onu farklı kılan da bu zaten…
Dünyanın en güçlü ülkelerine kafa tutarken işte o nedenle bu kadar sahici… Bugün dünya devleri arasında yer alan Rusya’nın lideri Putin bile onun karşısında kıvranıyorsa, küçülüyor ve çaresiz kalıp siniyorsa, bu onun içindeki güçten kaynaklanıyor aslında…
İçindeki güç ne mi?
İman gücü…
Ol deyince olduran Yüce Allah, gönülleri imanla dolu olanların her zaman yanında.
Recep Tayyip Erdoğan, Allah’tan başka kimsenin önünde eğilmiyor ve kimseden korkmuyor…
İşte O’nun bu dik duruşu, o gücü nereden aldığını bilmeyenleri büsbütün çıldırtıyor… Daha da çok saldırıyorlar ona… Sosyal medyadan kusuyorlar öfkelerini, kinlerini… Gözleri görmüyor onların ne yazık ki… Kim bilir belki de gönül gözleri kapalı…
Onlar ne yaparlarsa yapsınlar sen hiç değişme olur mu Uzun Adam... Çünkü biz, içimizden biri olduğun için sevdik seni... Sesimizi sırtlayıp taşıdığın için, onurla süreceğimiz hayatın büyük bir gaye ama asla hayal olmadığını bize söylediğin için sevdik seni. Sevdik, bildik ve inandık. İnanmayanlar, göremeyenler utansın…

