Kaydet
a- | +A

“Merhamet…

İnsanlara merhameti öğretmek, insandaki kötülük iktidarını döve döve pekiştirmek yerine hohlaya hohlaya yumuşatmak…

Merhamet…

Hava gibi su gibi muhtaç olduğumuz iksir... Başaşağı bir cemiyeti başyukarı edecek bir kudret…”

***

Yıllar önce izlediğim bir filmde duymuştum ilk kez bu sözleri… Kelimelerin gücü karşısında dehşete düşmüş ve bu sözlerin kimin kaleminden döküldüğünü merak etmiştim. Hiç unutmam; bir avcı gibi yüreğime işleyen bu kelimelerin izini sürmüştüm o günlerde...

Nihayet bulmuştum onu… Bana kelimeleri sevdiren şairimi…

Evet bu sözler, bu toprakların yetiştirdiği en yürekli şairlerden biri olan Necip Fazıl’a aitti. Necip Fazıl Kısakürek, 26 Mayıs 1904’te zengin bir ailenin çocuğu olarak İstanbul’da dünyaya gelmiş, yaşadığı çevrenin etkisiyle bohem bir hayat sürmüş, ancak içinde hep doldurulamayan bir boşluk, bir eksiklik hissetmişti. Varlık içinde, eksiklik…

Ta ki, Abdülhakîm Arvâsî gibi mübarek bir zat ile tanışana kadar! Efendi Hazretleriyle tanışmak onun bütün hayatını değiştirdi. Büyük bir değişim yaşayan Kısakürek, “İslamcı” görüşlerini kamuoyuna duyuran ve Büyük Doğu Hareketi’ne önderlik eden bir şair oldu.

O yıllarda herkes onun şiirlerinde ve yazılarında arar olmuştu kendini… Çünkü Necip Fazıl’ın dizeleri o kadar sahicidir ki sizi yakalar yüreğinizden, içinize işler, vicdanınızı sorgular. Kitabı bitirseniz bile kalbinizde bir sızı, zihninizde ise tortusu kalır o güçlü kelimelerin…

Yıllar geçer, hayat tüm hızıyla akıp giderken tam da yaşamınızın farklı bir dönemecinde, gençliğinizde sevdalandığınız o şiirlere yeniden özlem duyarsınız. Ve her defasında sanki ilk kez okuyormuş gibi etkilediğini, içinizi titrettiğini fark edersiniz. İşin daha da ilginci, yılların birikimi ve yaşanmışlıkları ile bu şiirler daha da farklı bir lezzet kazanır.

 

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;

Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.

Yolumun karanlığa saplanan noktasında,

Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

 

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;

Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar…

İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;

Biri benim, bir de serseri kaldırımlar…

 

Necip Fazıl’ın, yüreğimde bambaşka bir tat bırakan o şiirlerine özlem duydum yeniden… Açtım o şiirleri ve bir kez daha okudum, kelimelerin gücünü tekrar tekrar hissettim. Ne garip değil mi, o kelimelerin sahibi, bu topraklardan çoktan yitip gitse de şiirleri hâlâ insanlığı etkilemeye devam ediyor ve daha nice yüzyıllar etkilemeye devam edecek.

Allah gani gani rahmet eylesin…