Kaydet
a- | +A

Yüzümü bulutlara kaldırıp

Dua eder gibi mırıldanıyorum
Kuşlarla, otlarla yıkanıyorum
Rüzgârla, ilkbaharla...
 
Güneş gözkapaklarımı ısıtıyor
Ah! Güvenilmez ilkbahar güneşi
Rüyada mıyım, gerçek mi bu
Hem var gibiyim, hem yok gibi…
 
Nihayet bahar geldi…
Bana göre tam bahar havası nisan ayının ortalarında başlıyor. Yani bu zamanlar... Sanki güneş bir başka ısıtıyor, yıldızlar bir başka parlıyor, deniz pırıl pırıl hâliyle âdeta büyülüyor, renk renk açan çiçekler etrafa gülücükler saçıyor..
İstanbul’um sevinç içinde... Güller, laleler, kuşlar, kiraz ağaçları ve erguvanlar...
İnsanı hayata umutla bağlayan tüm bu güzellikler her yanımızda... Ve havada içimizi ferahlatan mis gibi kokular...
Şair Ataol Behramoğlu’nun dediği gibi; bu sabah mutluluğa açtık penceremizi. Bir güzel arındık dünkü kederimizden...
Nasıl da ihtiyacımız varmış baharın tatlı okşayışlarına…
Bahar demek umut demek değil midir zaten?
Yenilenmek, tazelenmek…
Tatlı esintisiyle rüzgâr, pırıl pırıl parlayan deniz, ağaçlar, çiçekler, kuşlar, kelebekler, Yaratanın büyüklüğünü, kudretini dile getirmek için âdeta sıraya girmişler.
Bahar gelince içim içime sığmaz benim... İçimde gün boyu etkisini koruyan tarifsiz, nedeni belli olmayan çocuksu bir coşku olur hep... Hoş bahardan daha güzel neden olabilir mi?
Bence bahar aylarının mistik bir tarafı var. Baharın taze rüzgârlarıyla birlikte toprak gibi ruhumuz da gerçeğe uyanıyor.
"Gör" diyor Yaradan; "Aç gözlerini... Fark et!"
Yaratanı, yaratılanda keşfetmek diyorum ben buna... Görmesini bilen gözler ve gönüller için bahar, o kadar çok şey anlatıyor ki aslında...
Bulutların ardından göz kırpan güneşin tatlı ışığıyla ruhumuz yıkanıyor, temizleniyor yeniden….
Tüm benliğimizi saran coşku, içimizde bir nehir gibi akıyor. Bu enerji candan cana yayılıyor. Nereden geldiğini tam da bilemediğimiz eşsiz bir melodi çınlıyor kulaklarımızda… Gönlümüz bir uçurtma misali uçuyor.
Ah bahar... Sessizce söylenen ilahi gibisin...
Sevgiyle...