Başkent Ankara iki soruna kilitlendi. Birincisi af, ikincisi de Avrupa Birliği. Sadettin Tantan''ın başlattığı operasyonlar da sürekli gündemde yerini koruyor. Rüşvet, yolsuzluklar ve skandalların güveni tahrip ettiği kulislerde konuşulan konuların başında geliyor. Kamu görevlilerinin yargısız ve savunmasız işten atılması konusundaki yasa tasarısı da tartışılan bir başka konu. Esasında sorunların hepsi birbirine bağlı. Birbirine önceliği falan da yok. Tümü önem arzediyor. Milletvekillerini ziyaret eden grupların ardı arkası kesilmiyor. İşte bu defa seçmenler; atama, iş, tedavi falan amacıyla değil; bütçe müzakerelerinde de tartışılan sözkonusu sorunlar için başkentteler.
Af, AB, KKTC ve kamuoyu Af konusunda "yardım ve yataklık" suçlarının affa girmesi konusunda partilerde bir yumuşama görülüyor, ama kesin hükümet kararı; üç lider biraraya geldikten sonra verilecek. Muhalefete anlatılacak, ortak tavır istenecek. Aynı Sezer''in cumhurbaşkanı seçilmesi olayında olduğu gibi. FP Grup Başkanvekili Bülent Arınç dün düzenlediği basın toplantısında, bir hukukçu olarak Anayasa''nın 87. Maddesi''ne dikkat çekti ve bu çerçevede 14. şıkkına işaret etti. Eğer 87. madde değişmezse genel veya kısmî af Anayasa Mahkemesi''nden döner Sayın Arınç''a göre. Başbakan Ecevit de dünkü DSP Grubu''nda yaptığı konuşmada KKTC''nin 17. kuruluş yıldönümü dolayısıyla "Kıbrıs sorunu"na temas etti. Toplantıya ilgi azdı. Zaten DSP seçmeni değil gruba, genel merkeze bile girerken sorun yaşayabiliyor. Disiplin veya ilke mazeret gösteriliyor. Başbakan Ecevit, KKTC''den kesinlikle taviz verilmeyeceğinin altını çizdi ve Avrupa Birliği''ne karşı "Kıbrıs Fatihi" olarak daha da gür sesle haykırdı: Geriye dönüş sözkonusu olamaz. Avrupa Birliği eğer Kıbrıs için bir şart ileri sürerse, reddedilecek. Zaten Helsinki açıklamasında böyle bir husus yok. Katılım Ortaklığı Belgesi''ndeki Kıbrıs yaklaşımı ise tartışılabilir. Ama geriye gidiş mümkün değil. Başbakan''ın yürekli tutumu kamuoyunu rahatlattı. Batıya önemli bir mesaj verdi. Türk kamuoyu duyarlı milli meselelerine. Tavizsiz bir hassasiyet içinde. Bittabi bunun parlamentoya da yansıması sevindirici.
Doha Zirvesi başarılı Türkiye iç meselelerine dönük yoğun bir gayret içinde iken doğrusu Doha''da yapılan İslam Konferansı Örgütü Zirvesi gerektiği kadar kamuoyuna yansımadı. Örgüt uyuyordu yıllardır. Dünyaya ve insana gözünü kapamıştı. Genel sekreterliğine başarılı diplomat Yaşar Yakış''ın aday olması biraz hareketlenme getirdi, ama netice değişmedi. Hantal yapı korundu. İslam değil, Arap dokusu ağırlığını hissettirdi. Gelgelelim öyle hızlı değişim ve gelişim oldu ki bir ucu ister istemez sözkonusu ülkelere de değdiğinden, Doha Zirvesi hareketli ve faydalı geçti. Ankara''nın da Cumhurbaşkanı Sezer ile ağırlığı hissedildi. Filistin''deki İsrail katliamının derin acısı uyanmaya neden oldu. Dünyanın süper güçleri ve jandarmaları menfaatine zarar gelince ölçüsüz oluyor. Sustukça da devletler sıranın kendisine geleceğinin farkındalar. İsrail ile ilişkilerin kesilmesi arzusu, Filistin''e uluslararası barış gücü gönderilmesi talebi, bölgede şiddet olaylarının artabileceği uyarısı, ABD''nin büyükelçiliğini Tel Aviv''den Kudüs''e taşımasına tepki dikkat çeken kararlardı. Zaten ağırlık da Filistin''di. Suudiler bile öfkelendi bu zulme. Kuveyt ise gerçekçi mesaj verdi. Özellikle de Araplara: Dışişleri Bakanı Şeyh Sabah El Ahmet El Sabah Avrupa''yı örnek gösterdi. Batılılar arasında yüzyıllar süren kanlı savaşlardan sonra zayıfladığını farkeden Avrupa; birlik ve barış yolunu seçti. İslam ülkeleri de böyle yapmalı. Doğal kaynaklarını rasyonel kullanmalı, halkının kalkınmasına değerlendirmeli, kısır çekişmeyle uğraşmamalı. İKÖ Toplantısı''nda nihayet Kıbrıs''taki Rum zulmüyle, Yunanistan''ın Batı Trakya''daki insan hakları ihlalleri bu defa Sezer''in ve Denktaş''ın gayretiyle daha dikkatli izlendi. Şimdi kararların hayata geçmesi, uygulamaya konmasını bekliyor İslam dünyası. İKÖ atabilmeli eteğindeki taşları, bu ağırlıktan kurtulmalı, görevini yerine getirmeli.

