Kaydet
a- | +A

Birkaç hafta önce Atina''ya gittiğimde Müslüman topluluk temsilcileriyle birlikte oldum. Hepsi AB''ye girmekten mutlu. Çünkü netice almaya başlamışlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi''nde meselâ Batı Trakya Türkleri dava kazanıyor artık. Tazminat alıyor. Vakıf mallarını restore ettirebiliyor, evlerine bir kat daha çıkabiliyorlar. Camileri güvence altında. İbadetlerini "inanç hürriyeti" çerçevesinde huzurla yapabiliyorlar. Yunanistan AB üyesi olunca evrensel hukuk böyle. Şimdi sıra Arnavutluk ve Bosna gibi ülkelerde. Hele hele Bulgaristan, Romanya, Makedonya gibi ülkeler de Avrupa Birliği''ne dahil olsun, Müslüman topluluklar sesini, nefesini duyuracak. Türkiye gibi, % 99''u Müslüman olan bir ülke önümüzdeki yıllarda eğer AB''ye girmek gerçekleşirse kendine Avrupalı Müslümanlar bulacak. Tekelimiz kırılacak ama Avrupa Müslümanları (batılı ülkelerdeki azınlıklar dahil) bölge barış ve istikrarıyla kalkınması için daha faydalı olacak.

Adımlar ve umutlar İş böyle olunca Diyanet İşleri Başkanlığı''mız da Avrupalı oluyor. Uyum için İstanbul The Marmara Oteli''nde "Uluslararası Avrupa Birliği Şûrası" tertip etti. DİB yasası ideal. Onun için de yeni Türk Cumhuriyetleri''ne uygun bir model. Batı''ya gelince; bir haftadır bunu tartışıyor. Avrupa''da dini hayat, problemleri, arayışları, din-siyaset ilişkileri, insan hakları, dinin anlatım metodu, diğer dinler ile diyalog değerlendirildi. Beş günlük toplantıya Avrupa''dan da Müslüman ve gayri müslim temsilciler çağrılmıştı. Tebliğler sundular. Papazlar şıklıkları, temizlikleri, bakımlılıkları, hatta manikürlü tırnaklarıyla bile dikkat çektiler. Son üç gün takip ettim. Ancak davetli değildim. Bir aydın ve yazar sorumluluğu içinde kendi imkanlarımla geldim. İyi ki de gelmişim. Ön sıranın çoğunun boş olduğu sandalyeye oturduğumda Harun Özdemirci''nin kalkmamı istediği anonsuna yanımdaki iki milletvekilince mani olundu. Divan''da keşke sadece akademisyenler olmasa, zaman zaman başkan uyumasaydı. DİB''in her toplantısında görülen "tekrar isimler" neden yenilenmedi ki? Hele kolay tebliğciler! Türkçe yanlışlıkları ve imlâ hataları yapanın ne işi var? Ama bu tür etkinliklerin daha fazla yapılması kuruluşun ve katılımcıların deneyimini artıracak. Neden olmasın? O zaman basit bir noktaya takılıp zaman hovardaca harcanmaz, raporlar batıda olduğu gibi alt komisyonda tekâmül ettirilir, genel kurulda çok beklemez.

Boşluk olmaz DİB yönetimi nerede bulunulduğunu bir kere daha fark etti. Değişim ve gelişmelerle, teknoloji nerede; ülkemiz ve insanımız nerede? Esasında bu tespit hepimize. Tebliğlerde ve komisyonların 4 raporundaki teklif ve görüşlerin yarısını hayata geçirmek imkanı olsa "sözü dinlenen ve görüşüne ihtiyaç hissedilen ülke" olmamamız için hiçbir neden yok. Bu adımı atmak önemliydi. İşte bu yapıldı. Çünkü toplumsal hayat boşluk kabul etmiyor. Siz dolduramazsanız, biri çıkıp bu ihtiyacı karşılayıveriyor. Gelişen teknoloji, ekonomik değişimler, nüfus yapılanmaları, sosyal ve kültürel dönüşümlere kapınızı kapatamazsınız. Küreselleşme, AB vasıtasıyla özümsemeleri gereken köklü değişimlerle tanıştırdı. Gerekeni yapmaya davet etti. Avrupa''daki Türk toplumunda kamu kesimi gerekeni yerine getirseydi ne o kadar cemaatleşme ne de bir o kadar ilkel holdingleşme olurdu. DİB toplantısı yeni bir muhteva taşıdı gündemine. Toplumun bu aşamada sosyal yapısı, psikolojisi ve beklentilerini bir kere daha gördü. Hedef kitlede değişimin kaçınılmazlığını yakaladı, tedbirini hissetti. Kalite ve bilginin açığını tuttu konuşmalarda, konuklar da öyle. Hoşgörü, diyalog kuruluşlararası ilişki ihtiyacı kendini ortaya koydu. Sivil oluşumların ayak sesleri hissedildi. Üçüncü sektörün, vakıfların fotoğrafları görüldü. Fikir ve program üretimsizliğindeki tıkanıklık da buna eklendi. DİB ciddi ve önemli bir adım attı. Avrupa penceresinden gözlemledi. Dünyaya öyle baktı. Ve değerleriyle ve yerli ve evinde.