Kaydet
a- | +A

Türkiye, Bulgaristan ve Romanya Doruk Toplantısı Filibe''de başlayınca, hemen "Balkanlar"a ilişkin arşivime baktım. Karlofça Barış Anlaşması''yla (1699) Osmanlı Avrupa''daki genişlemesini durdurmuş. Sırp Prensi Gugene De Savoy''un (1717) Belgrad''ı ele geçirmesiyle de "haçlı ruhu" hortlamış. Yeni bir doktrin geliştirilerek (Rollingsack the Turkish state to Asia) Türkleri Asya''ya geri sürmek fikri sabiti ile bugünlere gelinmiş. İsyanlar başlatılmış. Yeni devletler kurulmuş. 21. yüzyılın başına gelindiğinde de bölgedeki bazı devletler hâlâ birilerinin gözünü oymakla meşgul. Bosna''dan sonra, Kosova''daki Sırp Katliamları dünkü örnekler. Polonya asıllı, Amerikalı Profesör Ataullah Bogdan Kopanski kitabına da ismini verdiği "Balkanlarda Osmanlı Barışı"nı ahlarla, üzüntülerle yadediyor. Dini, dili, kültürü ne olursa olsun tümü güvence altına alınmış, sosyal imkanlar verilmiş, ibadet özerkliğine kesinlikle karışılmamış, hatta bazı imtiyazlar aktarılmıştır. Dürüst tarihçi ve objektif batılı aydınların bugünü görünce eskiye göre hayıflanmasının ve endişelerinin nedeni Balkanların daha önce barışı, istikrarı ve kalkınmayı yaşamasındandır. Türk Dili Balkan halkları arasında birbirini anlamada birleştirici rol oynamıştır. Rumeli toprakları her şeyiyle Batı Anadolu''dan ayırt edilemeyecek kadar örtüşmektedir. Özellikle de Bulgaristan''ın 1300. Yıldönümlerini kutladılar. Görkemli törenler yaptılar. Belki eski komünist rejim dolayısıyla Osmanlı eserleri yakıldı, yıkıldı. Üç beş örneği kaldı ayakta. Ancak Nasreddin Hoca ile Kurnaz Peter''i yıkamıyor, silemiyorlar. Halk kabullenmiş bir kere. Ortak espri ve mizah gücü parçaları olmuş. Değerleri arasına girmiş. Yeşilköy ve Berlin Barış Anlaşmaları (1878) tarihçilerin değerlendireceği gelişmeler. Ama aynı yıl bir milyon Türk ile başlayan ve 100 yıl sonra da süren ve halen devam eden (1978-130 bin, 1990-345 bin, 1994-160 bin, 1996-150 bin) göçler, turist olarak giriş yapıp, geri dönmeyenlerin de hızla arttığı hesaba katılırsa Filibe Zirvesi''nde soruna neşter vurulmalıdır. Bu konu mevcut yöneticilerin ve politikacıların değerlendirmek zorunda olduğu hususlardır, tarihçilerin değil. Dışişleri nasıl görüş verdi Cumhurbaşkanı A. N. Sezer''e bilmiyorum ama "çifte pasaport" uygulaması acil bir çözümdür. Bölge barışına ve istikrarına da katkıda bulunacaktır. Çünkü görünen o ki, Sofya ve Bükreş; Ankara''dan önce AB içinde olacak. Hollanda ve Almanya''da olduğu gibi Türkler, Türkiye''den önce Avrupa Birliği''nde yer alacaklardır. Asırlar öncesi tarihe mührünü vuran "Osmanlı Barışı" AB Standardıyla günümüze tanıklık edecektir. Türkleri Asya''ya geri sürmek görüşü taban bulamayacaktır. Yalnızlığa itemeyecek, kuşatmayı kıracaktır.

Operasyon sonrasındaki 730. gün Tuncay Özkan''ın Kenya''da 15 Şubat 1999''da yakalanan terörist başı Abdullah Öcalan''ın Türkiye''ye getirilişinin belgeselleştirildiği "Operasyon"unu okudum. Bitti. Ciddi ve önemli bir çalışma. İşte bir hatırlatma kitaptan; görevli-teröristbaşı diyaloğu: - Abdullah Öcalan memlekete hoş geldin, nasılsın sağlık durumun nasıl? Sen şimdi bizim misafirimizsin. Sana bir şeyler sormak istiyorum. Rahat ol. Kendini öyle sıkıntıya sokma.. - Sağol.. İyiyim.. Ben ülkemi severim. Annem de Türk''tü. Eğer bir hizmet gerekirse yaparız. Onun dışında bana bir şey sormayın." PKK Terör Örgütü elebaşısı Öcalan yargılandı ve idama mahkûm oldu. Kararın infazı için TBMM''de görüşülmesi gerekiyor. Teamüllere aykırı olarak, hükümet kararı parlamentoya sevketmedi, öteki idam kararları gibi donduruldu. Gerekçe de 1983''ten bu yana idam kararı uygulanmaması. Medya Teröristbaşı Öcalan''ın 2. yılını anlatıyor. Geniş geniş yansıtılıyor: 06''da kalkış. 35 metrekarelik koğuşta kültür fizik, traş, kahvaltı. Çarşamba günü ziyaretler var. Gelen kitap ve dergiler okunuyor. 11''de spor kıyafetle havalandırmaya çıkıyor. Deniz havası yürüyüşü yapıyor. 13''te doktor muayenesi, okuma ve not alma. 15''te yeniden havalandırma. 16 banyo çamaşır saati. 22''de kesin uyku. Galatasaray maçı varsa, neticeyi öğrenmeden yatağa girmiyor!? PKK terör örgütünün dün ve bugün eylem günü. Cezaevi şartlarının iyileştirilmesini istiyor yandaşları! Bu böyle devam ederse eski MİT Görevlisi Yarbay Korkut Ekenler çoğalmaz mı ve demezler mi ki: "- Cezamı İmralı Adası''nda çekmek için başvuracağım. Hem oradaki arkadaşın canı sıkılıyordur. Hem ben de onun gibi devlet yardımı alır, perhiz yemeklerinden faydalanırım." Bağdat''a pirince gitmek iyi de!