Kaydet
a- | +A

Bizim meslekte öyle dinlenme veya tatil falan olmaz. Bulunduğun her yeri yansıtmak, algıladığın kadarıyla aktarmak, sorumluluğumuz gereği. 20 günü aşkın Batı Avrupa seferimiz de öyle oldu. Ulaşabildiğim kadarıyla çektim fotoğraflarını. Çoğunda da yine bizim insanımız. Daha sınırdan adımınızı atar atmaz insanımızla, mirasımızla, medeniyetimizle, hatta gelişmelere katkımızla yüzyüzesiniz. Dolayısıyla repertuvarımız dopdolu. Yoksa Batı''da ekonomik kalkınma, teknolojik gelişme falan zirvede ama hayat tek düze. Mesela Almanya''da akşam oldu, caddeler ve sokaklar hemen boşalıyor. Çalışanlar işinde gücünde olduğundan gündüz de kentlerin alıştığımız kalabalığı yok. İstanbul 24 saat cıvıl cıvıldır. Ankara da O''na özeniyor, İzmir, Bursa, Konya, Gaziantep''in de bunlardan bir farkını bulamazsınız. Türkiye''de ne oluyor, anında Avrupa''da. Medyamız sıfır saniyede aktarıyor, inanır mısınız Batı medyası ülkesiyle ilgili haber ve yorumda sıkıntı yaşıyor. İyi ki petrol krizi ve Prag Konferansı falan gerçekleşti de gazetecilere iş düştü. Sivil Toplum Kuruluşlarının sesi yükseldi. Sivil tavır batıda yerinden oynatıyor otoriteyi. Dünyayı yöneten patronların, Dünya Bankası, IMF ve ekonomi kurmaylarının Prag Toplantısı''nı protesto için gençler yollardaki taşları söküp polise fırlatıyorlardı; televizyonlardan izlemişsinizdir! Globalleşmeye, küreselleşmeye, tekelleşmeye, hatta Avrupa Birliği''ne karşı çıkan gençler, uygulanan ticaret ve ekonomi politikasıyla insanların hızla fakirleştiğini, kartelleşmenin arttığını ileri sürüyorlar. Bir kısmı ise hayata geçirilen politikalarla ülke egemenliklerine ortak olunduğunu savunuyor. Medya''ya iş düştü nihayet. Hileli Yugoslavya seçimleri de öyle. Katil, insan kasabı Miloşeviç yine gündemde. Batılı meslektaşlarımız koşturuyor. Bizde koşmaya gerek yok, haber cenneti bir ülkeyiz. Neye elinizi atsanız, yahut neye gözünüz ilişse haber özelliği taşıyor. Üzerine de giderseniz, manşete çıkabilir. Geldim Türkiye Gündemi''ne baktım. Dünyanın gündemi ile örtüşmüyor. Bıraktığımız gibi. Temenniler ve dayatmalar yine önde. Allah''tan bizde muhalefet, iktidar gibi "alternatifim yok" demiyor. Kara Kartallar''ın acı mağlubiyeti; Barcelona galibiyeti, Halil Mutlu, Hüseyin Özcan ve Hamza Yerlikaya''nın Sidney''deki "Altın madalyaları" kadar dikkat çekici. Şöyle veya böyle dünya gündeminde; 72 milletin izlediği beyaz cam''ın göbeğindeyiz. Zirvede yarışıyoruz. Leeds United, Graz''ı da öyle yenmişti. Kıyamet kopmadı. Graz da Avrupa Şampiyonlar Şampiyonu''nu yendi! Böylesi adımlar büyümenin, serpilmenin, güçlenmenin kanat vuruşlarıdır. Linç edilmenin değil. Linç edilme dedim, Türkiye''ye döner dönmez, "Bay Pipo"yu 3. defa çevirdim, ardından Kayıhan Yayınları''nda çiçeği burnunda Douglas Reed''in "Milletlerin Aldatılması"na başladım ve bitirdim. 76 model ama bazı ülkelerin, bazı ülkeleri, kuruluşları ve kişileri nasıl ve neden linç ettiğinin tarihi serüvenini ve arka plânı''nı yeniden yaşadım. Sözkonusu linç; beynelmilel menfaat ve ilişki dolayısıyla aynı ülkede bazen aynı ülkenin insanına veya kuruluşuna yaptırılıyor! Türkiye''de de böyle örnekler yaşandı.

Hacasan Yüncü''nün ideoloji ve mesaj ağırlıklı tercümesine rağmen Yazar Douglas Reed''in çalışması Amerika''da yayınlandığında deprem oluyor adeta. Yayıncıyı iflas ettirdiler. Linç''e uğradı Reed ayakta kalmayı başardı. Ancak eserlerinin tümü kendi vatanında yasaklandı. Yani ABD''de Linç''#llerce kara liste''ye alındı. Ama D. Reed Amerika''nın pençesinde kıvrandığı üç tutsaklık iddiasından vazgeçmedi. Şimdi bu "üç tutsaklık" dünyayı tehdit ediyor. Gerektiğinde demokrasi''yi de kullanıyor, özgürlüğü de. Kral''ı da, kralcılığı da. İnsanlar aldanmasa, milletler hiç aldanır mı? Sağduyu, feraset ve bilgi yeter de artar bile.