Ali Bayram Meral ve Prof. Kemal Gürüz yerlerini korudu.Türk-İş ve YÖK düşünsün gerisini. Kurumlarını yıpratmamak onların elinde, vatandaşın değil. Alaattin Çakıcı''yı Fransa iade edecek. Kendisi de bu konuda zaten bir dilekçe vermişti. Ülke gündemine hoş maddeler ekleniyor. Birinci Futbol Ligi''nde fikstürün altı da üstü de karışık. Kimin ne olacağı belli değil sürpriz üstüne sürpriz. Ah Fenerbahçe ah!.. Ama ben hiçbirinden bahsedecek değilim. Hatta Aralık ay''ı zamları da büyük bir hışımla girdi içimize. Sakın ha tekel ürünleriyle kalacak falan sanmayın. Hele biraz bekleyin, petrol ürünlerine alıştığımız gibi her şeye bağışıklık kazandırıyor bu koalisyon. Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar da öyle gideceğe benziyor. Sonrası ise keyifli olacak. Çünkü iktidar ömründen yiyor, takatini tüketiyor.
ABD''DEN KOLLAMA Önemli olan Helsinki Zirvesi.. hükümet buna hazırlıklı mı, ne yapıyor çok ketum bilinmiyor. Ama ABD resmen Avrupa''ya baskı yapıyor. "Türkiye''yi içinize alın" diye dayatıyor. Amerikan Kongresi''nin bir grup üyesi bu çağrıyı tekrarladı. 27 üyenin imzasını taşıyan mektup AB Dönem Başkanı Finlandiya Cumhurbaşkanı Marti Ahtisaari''ye ulaştı. ABD''ye göre; Türkiye Avrupa''nın bir parçası. Daha 1959''da yani AET''nin kurulmasından bir yıl sonra üyelik için başvurdu. AB''nin ismi AET ile örtüştürerek çok sonra değiştirildi. Ankara ayrıca batıyla ilişkilere hep önem veriyor; NATO, Avrupa Konseyi, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü''nün de üyesi. Dolayısıyla Türkiye, batı dünyasında yerini tam olarak almalı. Siyasi ve sosyal alanlarda hem kendi halkına, hem de AB halklarına yarar sağlayacak reformları gerçekleştirecek.
SCHRÖDER''DEN ŞARTLI DESTEK Almanya da açık oynuyor bu ara.
Başbakan Gerhard Schröder Türkiye''ye AB''ye üyelik statüsü verilmesi için ısrarla çaba gösterdiğini belirtiyor. Schröder''e göre, Türkiye, Avrupa için önemli. Ancak Ankara''ya; Avrupa''ya dahil olmak için kesin bir perspektif verilmiyor. Almanya böyle diyor demesine de koşulları da yok değil: İnsan haklarının korunması, azınlıklara saygı gösterilmesi, istikrarlı bir hukuk düzeni oluşturması! Esasında gereken ne varsa Ankara bunu önce AB için değil, Türkiye için gerçekleştirmeli. Eğer bunlar gerçekleşirse, Alman Başbakan, "Biz Avrupalı bir Türkiye istiyoruz. Dolayısıyla Türkiye''ye Avrupa perspektifini açmayı amaçlıyoruz" diye de ekliyor. Schröder kendilerini de eleştiriyor AB komisyonlarında yeniden akılcı bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu savunuyor. Ortak çıkar ve eşit görev dağılımı teklif ediyor. Nedeni de Avrupa''nın menfaat ve değerlerini rahatça koruyabilmek ve savunabilmek. Almanya''nın özetle görüşü şöyle "Avrupa ile bütünleşme sürecinin devam ettirilmesi dışında akılcı bir başka seçenek yok." Bu görüş bizim lehimize.. Berlin yönetiminin tavrı da önemli.
BAHANE ÇOK Almanya ve Belçika''dan sonra İngiltere de Helsinki de, Türkiye''ye adaylık statüsü vermekten yana. Dışişleri Bakanı Robin Cook, böyle bir bildiri hazırlığı yaptıklarını da gizlemiyor. Şartları ise Almanya''nınkine benziyor. DGM''de askeri üyenin geri çekilmesini olumlu karşılıyor. Ancak, mahkûm fikir işçileri ve hapishane yönetimleri için aynı duyguları yansıtmıyor. Londra''nın bir hatırlatması da; siyasi oluşumlara daha fazla özgürlük. Bunu açıklaması da onları yüreklendirmek. İşin püf noktası ise gelip Kıbrıs Sorunu''nda düğümleniyor. Sadece teröristbaşı Öcalan''ın idam edilmemesi falan değil. Ege sorunu da buna düğümleniyor, FIR Hattı da. Yunanistan; batı medyasında gerek imzalı, gerek imzasız onca yazı yayınlattırıyor. En son Papandreu imzasıyla neşredildi. Atina iddialarından hiç ama hiç vazgeçmiyor. Kaydedilecek (ilerleme de bu sorunlara bağlı) diyor. Şehit analarını üzmemiz bile kafi gelmeyecek haberiniz olsun. Allah''tan KKTC lideri Denktaş, Rum medyasının kendisine "işgal lideri" demesine aldırmadan tezini savunuyor. Oysa Türkiye daha kibar, daha centilmen "Kıbrıs Rum Kesimi (toplumu) lideri" falan demekle iktifa ediyoruz. Aradaki fark dağlar kadar. Klerides ile yüz yüze de görüşmüyor, taviz vermiyor Denktaş. BM aracılığıyla görüşlerini iletiyor veya öğreniyor. Kofi Annan olmadığı zaman özel temsilci Alvaro Desoto devreye giriyor. 15 Aralık''a kadar da iki lider New York''ta kalacak. Anlaşmaya varılana kadar da hiçbir şey kabul edilmemiş sayılacak. Açıklama da yapılmayacak. Ketum davranılacak. Ama Klerides yine de eleştirmekten geri kalmıyor. Denktaş ise umursamıyor; öze ilişkin konuşuyor, yetki dağılımı, mal, mülk ve toprak konularına değinilmesini istiyor. Programı, projesi çantasında. Rumlar''ınki ise ağızlarında, uluslararası baskıyla Denktaş''ı ve bittabi Türkiye''yi dize getireceklerini sanıyorlar.
ÇÖZMEK VEYA KÖRDÜĞÜM ABD de sorunun çözümünü istiyor.Clinton''ın özel temsilcisi Alfred Moses bir Denktaş''ta, bir Klerides''te, bir Annan''da. Her gün toplanıyorlar. Mektuplar veriliyor, görüşler iletiliyor. Sonuç için beklemede geri sayım başladı. Sorunların hepsi de birbirine bağlı. Birinden taviz verilse ötekisi gelecek, bitmeyecek. Türkiye''nin önemini Avrupa bizden daha fazla farkında, biliyor. Dolayısıyla herşey Ankara''nın diplomasisine bağlı, atağına ve aktif politikasına düğümlü. Çözmek diplomaside her zaman mümkün. Kördüğüm yapmak da. Tercih ilgilisine ait. Rumlar bunalımı ve baskıyı sever mesela. Türkiye ise öyle değil. Nasıl olduğunu hep birlikte göreceğiz.

