Kaydet
a- | +A

Bir Pazar sabahı 8.30''da arabayla evden çıktım. Bizim sokağın köşesindeki yeşil saha insan doluydu. Yolun iki tarafına, sağlı sollu arabalar park etmişti. "Bu ne kalabalık?" diye şaşırıp yavaşlarken sahaya baktım, iki ayrı beyzbol maçı vardı. Oyuncular küçük beyaz bir top ve bir

sopa ile koştururken şezlonglarına kurulmuş kadınlı erkekli seyirciler kendi takımlarını coşturuyordu. Termoslarında kahveleri, meyve suları hazırdı. "Hay Allahım!" dedim kendi kendime, "Pazar sabahı bu vakitte? Ne zaman kahvaltınızı yaptınız, ne zaman giyindiniz?"

Yola devam ettim. Otoyolun köşesindeki alış veriş merkezinin meydanında 20 kadar motosikletli toplanmış, yola çıkış için son hazırlıklarını yapıyordu. Hepsi bir örnek ve siyah giyinmişti. Bir çeşit klüp faaliyeti bu sanıyorum. Bu mevsimde Pazar günleri otoyollarda gürül gürül motosiklet grupları sefer eyler.

Yola devam ettim. Kadınlar, erkekler eşofmanlarını giymiş koşuya veya yürüyüşe çıkmıştı. Bazıları bisiklete biniyordu. Bir kere daha şaştım.

"Oturun evinizde sabahın bu saatinde. Alın elinize çay fincanını, Pazar gazetesi okuyarak çayınızı yudumlayın."

Bazıları makinalarını çalıştırmış bahçelerinin çimenini biçiyordu. Kimisi çimen biçme işini tamamlamış fıskiyeleri açmıştı.

Diğer bazıları da itinayla giyinmiş arabalarına biniyordu ki onlar kilise yolcusuydu.

Az sonra trafik durdu, ilerde kırmızı ışıklar yanmıştı. Köprü açılmıştı. Yolun solunda kalan küçük koydaki yat limanından sağımızdaki denize açılacak olan irili ufaklı motorlar peşpeşe köprünün altından geçiyordu. Ne zaman gelmiş de hazırlanmıştı bunların sahipleri?

Lisenin bahçesine geldiğimde o kadar geniş park yerinin dolmuş olduğunu gördüm. Ortaokul öğrencileri arası birkaç futbol (Amerikan futbolu değil, bizim bildiğimiz futbol) takımının maçı vardı bugün. Herkes gelmiş yerini almıştı, ilk maçın oyuncuları ısınma hareketleri yapıyordu, oyun biraz sonra başlayacaktı. Zaten ben de takımlardan birinde oyuncu olan oğlumu getirmiştim.

Evden çıkarken: "Pazar sabahı bu saate maç mı konur?" diye takımın yöneticilerine kızıyordum, semtin manzarasını görünce düşüncelerimden utanıp örtbas ettim.

Dönüş yolunda aynı manzaralarla karşılaşarak eve geldim ve bir kere daha anladım ki bu memleketi böyle müreffeh yapan insanlarındaki bu dinamizmdir.

Dinamizm çalışkanlık getiriyor. Çalışkanlık -ülkenin zengin kaynakları ile birleşerek- üretim getiriyor. Üretim refah getiriyor. Pazar sabahı spor faaliyetleri için erkenden kalkıp kahvaltılarını alelacele yaparak yola düşen bu insanlar haftanın beş günü de sabahın 6''sında işlerine gitmek üzere evlerinden çıkıyorlar, akşam 5''lere, 6''lara kadar işbaşında oluyorlar.

Bunlar karı koca çalışan, iki üç çocuk, bir köpek sahibi sade Amerikan vatandaşları... Pazar günü bari oturup keyfedelim demiyor, üstelik sabah sabah yine ayaklanıyorlar. "Amerikalı" deyince aklınıza Hollywood''un göz kamaştırıcı artistleri, tantanalı hayatları sık sık magazin gazetelerine konu olan milyarderler yahut esrarkeşler falan değil bu vasat insanlar gelsin. Amerika''yı Amerika yapan onlardır. Bu vasat insanların ilk özelliği çalışkanlıktır.

Eğer bir Amerikan gerçeğinden söz edilecekse işte budur. Bu da emeğin mükâfatıdır.

Cumhurbaşkanımız seçildi. Hayırlı, uğurlu olsun! Churchill''in, İkinci Dünya Savaşı başladığında, bütün Avrupa gibi İngiltere''nin de endişeler ve sıkıntılar içinde olduğu 1940 yılında başbakan olarak seçildiğinde söylediği ilk nutkun bir cümlesi pek meşhurdur: "Size kan, gözyaşı, alınteri ve çalışmaktan başka birşey vaad etmiyorum." Trafik kazalarını saymazsanız ülkemizde çok şükür kan ve gözyaşı yok! Ama çalışmak ve alınteri olmalıdır.

Bugünlerde yeni cumhurbaşkanımızın ağzından duyulacak ilk sözleri milletçe kulak kabartmış dinliyoruz. Vereceği ilk mesajlar bilhassa mühimdir.

"Terleyin!" demesini bekliyoruz. "Hep beraber terleyeceğiz." demesini.

"Çalışacağız!" demesini. Seçilmişlere, seçenlere, atanmışlara, atayanlara, herkese çalışmayı öğütlemesini.

Bir de gülümsemesini bekliyoruz.