Kaydet
a- | +A

"İçinden tanırım ben o elleri" diyor Faruk Nafiz, "Bizim Memleket" şiirinde: İçinden tanırım ben o elleri: Onlar ki zahirde viran olurlar, Ardıçlı dağları, çamlı belleri Aşanlar şiirine hayran olurlar. Lise yıllarından beri sevdiğim bir şiirdir de, bu mısraların manasını ben asıl Amerika''da kavramışımdır. "İçinden tanımak" ne demektir, işte onu. Vatanınızdan başka bir ülkede yıllarca ve yıllarca yaşasanız da o ülkeyi içinden tanıyamazsınız. İçinden tanımak öğrenmekle olmaz, kitapla, okulla olmaz. Amerikan tarihini üniversite mezunu (tabii tarihçi olmayan) pekçok Amerikalı''dan daha iyi öğrendiğimi söyleyebilirim. Fakat bu memleketi içinden tanıdığımı asla iddia edemem. İçinden tanımak bilmek değildir, öğrenmek değildir. İçinden tanımak burnunuzun direğinin sızlamasıdır. İçinden tanımak "bizim memleket" diyebilmektir. Başka bir ülkenin meseleleri karşısında merak duyuyorsunuz, öğrenmek için çalışıyorsunuz, kafa yoruyorsunuz; fakat başka bir ülkenin meseleleri sizi duygulandırmıyor, heyecanlandırmıyor, yüreğinizi oynatmıyor. Başka bir ülkenin meseleri karşısında mütecessis oluyorsunuz, mütehassis olmuyorsunuz.

Yirmi yıldır Amerika''dayım; Amerikalı sporcuların milletlerarası müsabakalardaki başarılarını, kırdıkları rekorları hayranlıkla takip ederim. "Bravo!" derim. "Analar neler doğuruyor?!" derim. Ama Halil Mutlu, vücudundaki bütün damarları patlatma pahasına halteri kaldırdığında, Hamza Yerlikaya minderde sevinç taklası attığında, Hüseyin Özkan rakibini yere indirdiğinde, ardından da madalya töreninde ayyıldızlı bayrak çekilip, İstiklal Marşı başladığında gözlerimden sicim gibi yaş gelir. Dünyanın her yerinde yetim, öksüz, boynu bükük, yarı aç, yarı çıplak çocuklar var; ekranlar hepsini odamıza taşıyor, hepsine acıyorum, hepsi için üzülüyorum ama sadece bizim memleketin boynu bükük çocuklarını gördüğümde gözlerimden yaş gelir. İçimizi yakan da, yüreğimizi hoplatan da, bizi öfkelendiren de, sevindiren de sadece memleketimden insan manzaraları oluyor. ABD seçimlere hazırlanıyor. Burada seçime katılma oranı düşüktür. Halkın çoğunluğu Washington''da olup bitenleri umursamaz, kendi işine gücüne bakar. Buna rağmen seçim propagandaları çerçevesinde hararetli günler yaşanıyor. İlgiyle, merakla takip ediyorum, oyumu da kullanacağım. Fakat TBMM''nin başkanlık seçimleri, Ankara''da olup bitenler, orada sahnelenen oyunlar beni buradakilerle kıyaslanmayacak kadar fazla heyecanlandırıyor.

Nedendir bu haller? Bu haller bir memlekete "bizim memleket" diyebilmektir. Bir memleketin halkına "benim insanlarım" diyebilmektir. Elbette, dünya yirmi sene evvelki dünya değil. Sabah kalkıyoruz, Internet''te o günkü gazetelerimizin hepsi hazır. Haftalık, aylık dergileri okuyun. Elektronik sohbet odalarında dostlar edinin, Türkçe çene çalın, dedikodu yapın. Elektronik posta mesajlarında sizi İstanbul''daki, İzmir''deki açılışlara, falanca üniversitedeki konferansa, filan yerdeki konsere davet ederler. 24 saat Türkiye''den altı televizyon kanalı ekranlarımızda. New York ve çevresinde düzinelerle Türk işyeri açıldı. Gazeteleri elektronik ortamda değil de, kağıt olarak okumak isterseniz oralardan alıyorsunuz. Karadeniz pidesi, döner, lahmacun, su böreği, baklava hasretle andığınız lezzetler değil, gidip alacağınız, yiyeceğiniz düzinelerle mekan var. Mübarek gecelerde, Ramazan''da, bayramlarda camiler doluyor. Bu ülkeye geldiğimizde vaziyet hiç de böyle değildi.

BBen de yirmi sene evvelki ben değilim. Dünyanın değişik memleketlerini görmek insanın dünyaya bakışını değiştiriyor. Dünyanın her yerinde sizin gibi gülen, ağlayan, üzülen, sevinen, kavga eden, yemek yiyen, işe giden, işten atılan, çok para kazanan, hiç para kazanamayan, aldanan, aldatılan, evlenen, boşanan, çocuk sahibi olan, dişi ağrıyan, başı ağrıyan, hastahaneye düşen, ölen insanlar olduğunu görüyorsunuz. Aynı dünyanın insanları olarak birbirimize benzediğimizi farkediyorsunuz. Bu benzerliği farketmek gönlün sınırlarını genişletiyor. Fakat gönlün ilk ve esas sahibi yerinden hiç oynamıyor. Ve insanoğlunun en büyük kaabiliyeti alışmak. Yaşadığınız yere alışıyorsunuz. Yirmi sene "Ah Türkiye!" diye inleyerek geçmedi. Geçmedi amma burnumun direğinde bir sızı kaldı. Vatan burnumuzun direğini sızlatan memlekettir. Globalleşme, küreselleşme, bilmem ne... Doğrudur, olabilir, oldu bile. Dünya şimdiye kadar köşeliydi, artık yuvarlak oldu. Daha da yuvarlaklaşabilir. Ama ben derim ki, sadece bir memleket sizin burnunuzun direğini sızlatmaya devam edecektir. İşte orası vatandır.