Ekranlarda önlüklü küçük yavrular ellerinde pankartlarla bağırıyordu: "Susma susarsan sıra sana gelecek!" Bu lafın ne manaya geldiğini bildiklerini sanmıyorum. Ama söyleyin demişlerdi, söylüyorlardı. Yeni ders yılının başlaması münasebetiyle ilkokul çocuklarının çeşitli sebeplerle yaptıkları eylemleri seyrediyoruz. Okulların açıldığı ilk gün bazı öğrenciler velileriyle beraber sokağa dökülmüştü. Mikrofon kendisine uzatılan yavrucaklar "Okula gitmek istiyorum, ama nasıl gideyim ki, kalemim defterim yok!" diye boyun büküyordu. Pankartlarda yazılar: "İşçi çocukları" "Okumak istiyoruz." Yani okumak istiyoruz ama kalem defter alacak paramız yok, babalarımızın ücretini arttırın. Yapmayın hanımlar, beyler! Küçücük çocukları alet etmeyin. Günahtır. 7-8 yaşlarında ellerinde pankartlarla sokakta gösteri yaptırırsak 18-20 yaşlarında ellerinde taşlarla, sopalarla meydanlara döküldükleri zaman kimi suçlu ilan edeceğiz? Bu işin sokağa dökülmeden çaresine bakılamaz mı? Ne diyor bu çocuklar? Daha doğrusu bu çocuklara ne söylettiriliyor? "Kalemim defterim yok, okula gidemiyorum." Kalem, defter, önlük, bir de kitaplar... Öyle mi? Öğrencinin bu temel ihtiyaçlarını karşılamak için eğitim sistemimiz içinde birtakım formüller bulamaz mıyız?
Mesela... Her sene kayıt yapılırken veya kayıt yenilenirken sorulan sorular arasına "Araç gereç yardımı istiyor musunuz?" diye bir madde koyalım. Bütçesi çocuğunun okul ihtiyaçlarını karşılayamayacak veli o soruya "evet" der. Öyle muhtardan fakirlik ilmuhaberi falan istemeyeceğiz. İşi zorlaştırmak, halka eziyet etmek değil gaye. Sadece velinin sözü yeterli olacak, senet olacak, vatandaşımıza güveneceğiz. Ben maddi durumu yerinde olduğu halde o soruya "evet" diyerek devleti kandırmaya tenezzül edecek ana-baba olabileceğine ihtimal vermiyorum. Hali vakti yerinde ana-babalar çocuklarına seçe beğene eşya almayı herhalde tercih ederler. Kayıt sırasında her okul böylece araç gereç yardımı isteyen velileri tesbit eder; on kişi, yirmi kişi, elli kişi.... Bu sayıyı Okul Aile Birliği''ne, Koruma Derneği''ne bildirir. Ve çocuklar için önce standart birer torba hazırlanır. İçinde defter, kalem vesaire... Hazırlanan torbalar adları yazılı öğrencilere okulun açıldığı ilk gün dağıtılır. (Sınıf huzurunda değil, ilgili müdür yardımcısının odasına çağrılıp dağıtılır) Bu torbayı devlet hazırlasın demiyorum. Asla.... Okul Aile Birliği ve Koruma Dernekleri bu organizasyonu üstleneceklerdir. Mesela, kırtasiyeciler kalem, defter hibe eder, konfeksiyon mağazaları önlük hibe eder. Eğer bir semtin esnafı, iş sahipleri o semtte oturan ve okul ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar yoksul çocukların kalemini, defterini temin edemiyorsa yazıklar olsun! Çocukların kalem, defter diyerek sokağa dökülmesine göz yumuyorsak kazançlarımızda bet bereket aramayalım. Altımızda yabancı marka arabalar, ellerimizde yabancı marka sigaralarla gezinirken, bilmem kaç milyona bilet alıp stadyumları, konserleri doldururken küçücük çocuklar "defter kalem alamıyoruz" diyerek gösteri yapıyorsa utanmak gerekir. (Ama defter kalem bahane de, çocuklarımızın safiyetini kendi isteklerimiz için kullanıyorsak o da günahtır.) Hatta zengin semtlerin Okul Aile Birlikleri, bir dar gelirli semt okulunu kardeş okul ilan edip araç gereç yardımı yapmalıdır. Okul Aile Birlikleri, Koruma Dernekleri en faal olması gereken sivil toplum kuruluşlarıdır. Ev hanımlarımız sabah kahvelerinde, ikindi çaylarında harcadıkları vaktin yarısını bu derneklere ayırabilir. Bir de ders kitapları konusu var. Kitapların yekunu elbette daha çok tutacaktır. Yine her okulun Okul Aile Birliği ve Koruma Derneği, araç gereç yardımı isteyen öğrenci sayısınca, gerekli olan kitapları mahallenin, semtin kitapçılarından hibe yoluyla tedarik edip alır, öğrencilerine dağıtır. Semtin yahut mahallenin büyüklüğüne göre, her iki-üç kitapçı bir okulun yoksul öğrencilerinden sorumlu olabilir. Kitapçılar her sene ellerinde kalan, ziyan olan okul kitaplarından yakınıyor. Çocuklar da paramız yok okuyamıyoruz diye bağırıyor. Her kitapçı mahallesindeki üç fakir çocuğun ders kitabı ihtiyacını karşılasa herhalde bütçesi sarsılmaz. Devlet bize el uzatsın diye yanıp yakılmadan önce birbirimize el uzatmanın çarelerini arayıp bulalım. Devletin elinin vaziyeti işte ortada. Dış borç 114 milyar doları aşmış. Ders kitapları üzerine haftaya yazacaklarım var.

