Kaydet
a- | +A

Yazı yazmanın en zor olduğu zamanlar memleketimde bir felâket olduğu zamanlardır. Böyle zamanlarda Ankara menşeli huzursuzlukları, sosyal veya kültürel dertleri mumla arıyorum. Onları konu etmek meğer devletmiş. Fakat, ben -Amerika''ya geleli değil- kendimi bildim bileli bu kadar büyük bir felâket de olmamıştı. Böyle bir felâketin üzerine ne yazılır ki? Bütün lâflar beyhûde. Yazılanlar, söylenilenler boş... Hangi şair demişti:

Nice tahrir ideyin nâmede derd ü elemin,

Bağrı yufka kâğıdın, gözleri yaşlı kalemin. Amerikan televizyonlarının haber saatlerinde günlerdir ilk haber Türkiye. Olmaz olaydı dememek mümkün mü? Böyle bir sebeple adımız anılacağına anılmaz olaydı? Can kaybı açısından, dünyanın gelmiş geçmiş yedinci büyük depremi imiş. İçimizi parçalayan manzaralar... Televizyonun başından her defasında gözü yaşlı kalkıyoruz. Türkiye''nin nüfus yoğunluğu en fazla olan bölgesi. Sanayiimizin üçte biri bu bölgede. En gelişmiş bölgemiz. "Gelişmiş" ne demek? Gelişmişlik buysa eksik olsun! Bu hasar biraz da "gelişmişlik" sandığımız şeyin sonucudur. Deprem tabiî bir âfet. Olmasını önleyemeyiz. Ama olduğu vakit hasarın, zararın en az olmasını sağlamak üzere tedbir almak insanın elinde değil mi? Depremin olacağı günü ve saati tesbit edemiyoruz ama Kuzey Anadolu Fay Hattı bilinmeyen birşey değil ki. Biz getirdik, fabrikalarımızı bu fay hattının üzerinde kurduk, ülkenin bir numaralı sanayi bölgesi yaptık orayı. Fabrikalar orada kurulunca insanlar oraya hücum etti. Memleketimizin en fazla nüfuslu bölgesini o kadar hareketli bir fay hattının üzerinde gerçekleştirdik. Sırtına yükünü vuran köyünden kalkıp oraya geldi, derme çatma evlere yerleşti. Artan nüfusun ihtiyacını karşılamak üzere tarım arazileri parsellenip parsellenip iskâna açıldı. Tarla sahipleri memnun oldu, malları kıymetlenmişti. Politikacılar memnundu, "gelişmiş" bölgeye yerleşen insanlar oy deposu olacaktı. İnşaatçılar memnundu, "idare-i maslâhat" ile inşaatları ucuza mal edip çok kazanıyorlardı. İnsanlar da memnundu, şehirli oluyor, şehirde iş tutuyorlardı. El çabukluğu ile, dıştan parlak, içten ne idüğü belirsiz apartmanlar dikildi. Rüşvet, adam kayırma, denetimsizlik, sorumsuzluk, parti, seçim, oy...

Oy anam oy! Enkaz altında daha 35 000 kişi varmış! Bütün lâflar boş şimdi. Deprem felâketini duyan Amerikalı tanıdıklar üzüntülerini bildiriyor. 1950''li yıllarda Ankara''da görev yapmış bir emekli asker "Ben oradayken de birkaç defa deprem oldu, 500 sene önce yaptığınız binalar yerinde duruyor, yeni yaptıklarınız yerle bir oluyor. Bu nasıl iştir?" diye soruyordu. Bu nasıl iştir? Ah, Adapazarı... Ben kendimi yarı yarıya Adapazarlı sayarım. 1980''de orada meslek hayatıma başladım. Orada evlendim, orada çocuğum doğdu. Orada birbirinden kıymetli birçok dostumuz oldu, hâlâ orada yaşıyorlar. İnşaallah yaşıyorlar. Yirmi sene önce Adapazarı''nda inşaatlar görürdük. Temel kazarlar, bir metrede su çıkardı. Pompayla suyu çeker, apartmanı dikerlerdi. Eşim -jeofizikçi yahut inşaat mühendisi olmadığı halde- "Bu kadar sulu toprağa ev yapılmaz, burası ziraat arazisi. Adapazarı yanlış yerde kurulmuş" diye söylenirdi. Yirmi seneden bu yana Adapazarı, İzmit çevresine daha ne fabrikalar kuruldu, gururlu törenlerle açıldı, onlara bağlı olarak daha ne apartmanlar dikildi, insanlarımız medeniyete koşuyoruz, gelişiyoruz diyerek gelip yerleşti. Halbuki Kuzey Anadolu Fay Hattı denilen çizgide 1939''dan beri yedi büyük deprem meydana gelmişti ve her defasında depremin merkez üssü biraz daha batıya kayıyordu. Bu bölgenin böyle "gelişmesine" ruhsat veren, belediyeler, Devlet Plânlama Teşkilâtı yetkilileri, İmar-İskân Bakanlığı, Bayındırlık Bakanlığı yetkilileri, üniversiteler bütün bunları bilmiyor muydu? Bütün yazdıklarımız, söylediklerimiz boş lâf şimdi. Ateş düştüğü yerleri yakıyor. Hayatını kaybedenlere Allah''tan rahmet, kalanlara sabırlar diliyorum. Millî bir felâketle karşı karşıyayız; göstereceğimiz dayanışma tek tesellimiz olacaktır.