"Öyle çok derdim, sorunum var ki Betül Abla nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Bu sene ikinci kez üniversite sınavına gireceğim, bu son şansım. Ailem son kez girme hakkı tanıdı. Ne yapıp edip bu sınavı kazanmam lâzım. Ailemle çok mutsuzum ve bütün hayallerim bu sınava bağlı. Kazanamamaktan çok korkuyorum. Öyle çok bunalımın içindeyim ki çırpındıkça batıyorum. Çocuk gibi annemden dayak yiyorum, ağır laflar altında eziliyorum. Annem en küçük şeyi sorun haline getiriyor, küçük bir hatayı çok büyütüyor. Ona karşı gelmiyorum. Kendimde de hata aramaya çalışıyorum ama her şeyim sorun. Tek isteğim, annemle aramın iyi olması. Gün geçtikçe insanlardan uzaklaşıyorum. İçine kapanık birisi oldum. Lisede doğru dürüst arkadaşım bile olmadı. Çünkü arkadaşlarıma ayak uyduramadım. Annem telefonda konuşmama bile kızar. "Ne gerek var, okulda görüşmüyor musunuz?" derdi. Ne arkadaşlarıma gidebildim, ne de onlar gelebildi. Kısacası annem hayatımı çok engelledi ve ben şimdi çok yalnızım. Mektup sürüyor gidiyor. 18 yaşında bir genç kızın köşemize gönderdiği mektubundan alıntıydı okuduklarınız. Ne düşünüp, ne hissettiniz? Bakın bir genç kızımız da şöyle diyor; "Annemi çok seviyorum fakat o bana gökteki yıldızlar kadar uzak." Anneler babalar! Bu haftaki yazımız sizlere... Gençler çok dolu, gençler ilgi bekliyor. Daha evvel de, "biraz anlayış, biraz da güven" adı altında çeşitli defalar gençlerin duygu ve isteklerini sizlere duyurmaya çalışmıştık. Evet, gençlere, "Biraz anlayış, biraz da güven lâzım." Ama öncelikle, "sevgi" Sakın yanlış anlamayın, onları sevdiğinizi tabii ki biliyoruz, ancak biz, "sevgiyi gösterebilmekten, bunu karşı tarafa hissettirebilmekten" bahsediyoruz. İfade edilmeyen, hissettirilmeyen sevgi bir başına ne işe yarar ki? Bir de kendisine değer verildiğini hissetmek konusu var ki, en az "sevgi" kadar önemli ve belki de sevginin en önemli gıdası. Çünkü sevgi "sen benim canımsın, kanımsın" gibi süslü cümlelerde değil, davranışlarımıza yansıyan değerde ve onu anlamakta gizlidir.
Eğer siz; * Çocuğunuzun da kendine özgü duygu ve düşüncelerinin olabileceğini, * İsteklerinin sizin isteklerinizden farklılık gösterebileceğini, * Onun da karar verebilme hakkının olduğunu, * Sizden bağımsız bir kişilik geliştirdiğini, * Sürekli sizin gibi hissedip, düşünmek zorunda olmadığını, * Başka insanlarla sohbet etmeye, sevincini, derdini paylaşmaya sizin kadar onun da ihtiyacı olduğunu, * Aile içi kararlarda onun da fikrinin alınması gerektiğini düşünüyorsanız, Kısacası kendi gençlik yıllarınıza dönüp, onun yaşında iken neleri yapıp neleri yapamadığınızı, nelerden hoşlandığınızı anne ve babalarınızla nasıl geçindiğinizi hatırlıyor ve en azından bir kez, kendinizi aynı dönemin sorunlarıyla düşünüyorsanız, çocuklarınıza verdiğiniz "sevgi" gerçek değerini buluyor, demektir.
Yok eğer siz; * Çocuğum ben ne dersem onu yapmalıdır, * O benim çocuğumdur, ister döver ister severim, * Ne demekmiş okumak, çalışmak. Kız kısmı evlenir, erkek çalışır derseniz, * Arkadaşlarının olabileceğini, * Gururunun kırılabileceğini, * İlk gençlik yıllarının en kırılgan, en hassas dönemler olduğunu unutursanız, yukarıda mektubunu okuduğunuz genç kızın yetiştirilmesinde olduğu gibi çok büyük hatalar yaparsınız.
Sonuçta da; * Sizden kopuk evlatlar, * İçine kapanık, * Mutsuz, ne istediğini tam olarak bilmeyen ve en önemlisi de dönüşü olmayan hatalar yapmış gençler sizin eseriniz olur. * Unutmayın ki, özellikle ergenlik yıllarında işler hemen olup bitivermez. Yaşamın pek az dönemi, ergenlik yıllarında olduğu kadar güçlükler arz eder. Bu yıllara tedirginlik, belirsizlik, umursamazlık, mahcubiyet duygularıyla girilir ve bu yılları gençler sendelemeden ancak ebeveynleri sayesinde atlatırlar. Sonra da gençliğin durmadan açılıp, genişleyen, seçeneklerin birbiri ardı sıra kendisini gösterdiği penceresinden dışarıya açılırlar.
Haftanın Sözü Hayatı zengin bir şekilde yaşayıp yaşayamama, hayat içinde sevginin olup olmadığına bağlıdır. R. D. Laing

