Kaydet
a- | +A

2000 yılına girmek için, son günleri yaşıyoruz. İnsanlık, yeni bir bin yıla doğru ilerleyecek. Düşüncesi bile heyecan verici. Herşeyin hızla değiştiği, bilginin en değerli hazine olduğu şu günlerde, kimbilir daha neler değişecek hayatımızda. Oysa hiçbir zaman değişmeyecek öyle şeyler var ki; sevgi, aşk, hoşgörü, ihanet, bağışlamak gibi, onlar aklın yanısıra duygularıyla da hareket eden bizler için hayatımızın her diliminde anlamını koruyacaklardır. Bunların içinde yapmakta en zorlandığımız iş "bağışlamak" galiba. Öyle kırılırsınız, öyle incinirsiniz ki değil bağışlamak, bu kelimenin adını bile duymak istemezsiniz. Peki ama nedir bağışlamak? Herşeyi unutmak mı? Hani hep denir ya "bir hatadır yapmış, affet büyüklük sende kalsın! Bir çoğumuz zaman zaman büyük haksızlıklara uğrarız. Bazen işyerindeki birinin haketmediğimiz bir davranışı, bazen de her türlü sevinci, kederi paylaştığımız bir dostun, hatta en derin duygularla bağlandığımız eşimizin, sevdiğimizin ihanetine uğrarız.

Ne dersiniz böyle durumlarda bağışlayabilir miyiz? Bağışlamalı mıyız? Bağışlamak ne zaman doğru ve gerekli bir eylemdir? Evet bağışlayabiliriz.

Öfkenizi değil haklılığınızı ortaya koyun Bağışlayabilmek için bazı şeyleri görmek gerekir. Neleri mi? * Örneğin, yalana çok sık başvurulan, daha çok sizin verici olduğunuz, sürekli yıprandığınızı düşündüğünüz ilişkilerde bağışlayıcı olmak, pek çözüm getirici olmuyor. Burada izlenecek yol, daha sağlıklı ilişkilere yönelmektir. * Diğer taraftan, bize hatalı davranan kişinin, hatasını anlayıp gerçekten pişman olduğunu görüyorsak, bağışlama o zaman insanca ve gerekli bir davranıştır. * Bunların dışında, kızgın olduğunuz kişilere, öfkenizde ne kadar haklı olduğunuzu gösterin. İçinize atmayın, konuşun. * Herkesin farklı olduğunu unutmayın. Karşınızdakini ne kadar anladığınızı tekrar gözden geçirin. Tartışmaların çoğunun insanların birbirlerini tam olarak anlayamamalarından kaynaklandığını gözardı etmeyin. Yargısız infazdan kaçının. * Öfkelendiğiniz kişi, aileden biri veya okulda, işyerinde her gün gördüğünüz biriyse, yüzünüzdeki tebessüm yerini mutsuz ve gergin bir ifadeye bırakır. Tedirgin günler geçirmeye başlarsınız. Bu durumdan kurtulmanın yolu çok zaman bağışlamaktır. * Bağışlamak, gerçekten çok kolay bir iş değildir. Ancak şurası da bir gerçektir ki, bağışlama aslında insanı gerçekten iyi edici, rahatlatıcı ve kişiye güven verici bir harekettir. Unutmayın; bağışlayabilmek için öncelikle karar vermek gerekir. Ancak bu karar sözle değil, kalple verilmelidir. Haydi şu günlerde siz de kırgın olduğunuz kişileri affedin. Affedin de "sevginin, dostluğun daha ön planda tutulduğu" bir yüzyıla girelim.

Ah!.. Bir bilseniz onlarsız hayat ne zordur Siz hiç, yaşlılar yurdunu ziyaret ettiniz mi? Hani bir zamanlar, sizin gibi genç, canlı, hayat beklentilerinin çok olduğu o mâlum dönemden geçen ve zamana yenik düşen yaşlıların yaşadığı, birçok kalbin "arayanımız var mı acaba?" diye attığı yerler... Ya yetiştirme yurtlarını, çocuk esirgeme kurumlarını? Anne-baba sevgisine, aile sıcaklığına hasret, gözlerindeki ışıltılarda bir eksikliğin hissedildiği gençlerin, çocukların olduğu yerleri... Geçtiğimiz günlerde, öğrencilerimizle birlikte Darülaceze''de kalan yaşlıları, çocukları ziyaret ettik. Çok

duygulandık, bir o kadar da düşündük... Bir kısmının, gerçekten kimsesi yok. Bir kısmının da büyük emeklerle büyüttüğü, canından can verdiği evlatları, yiğenleri var da bir

arayanları yok. Oysa çocukluğunuzu düşünün, nasıl da gözünüzün içine bakmışlardır siz büyüyesiniz diye. Sorun, okula ilk gittiğiniz günü, sizden iyi hatırlarlar. Evlatlarının askere gidişleri, gelin oluşları hep gurur kaynağı olmuştur, onlar için. Andre Maurois''ında dediği gibi; bir aile düşünün;

"Akşam yemeğinden sonra baba koltuğa gömülmüş, gazetelerini okuyor. Anne ya bulaşık yıkıyor, ya da kızıyla sohbet ediyor. Oğullardan biri büzik dinliyor, diğeri kitap okuyor ya da yarınki işiyle meşgul. Bu insanların her biri ötekinden ayrı ve uzak görünenler; hatta birinin uğraşı bazen öbürünü rahatsız bile eder. Ama bütün bireyler bu yuvada olduklarını bilirler. Orada bir rahatlık ve güven verici bir sıcaklık bulurlar. Bilirler ki, orada birbirlerinin sorumluluğunu yüklenecek insanların arasındadırlar. Örneğin biri hastalanırsa, kovan içinde bir telaş başlar. Kız kardeş yatak hazırlamaya koşar, anne hasta kardeş ile uğraşırken, erkek kardeşlerden biri ya da baba soluğu eczanede alır. Hasta olan kendisini asla yalnız hissetmez. Aile ocağından yoksun bir kimse ise, bu geniş alemde o yakınlık ve sıcaklığa hasret tir tir titremeye mahkumdur." O halde Sevgili Gençler! Bugün olduğu gibi yarın da ailenizin, yaşlılarınzın kıymetini bilin. Bilin ki, ileride sizlerin de kıymeti bilinsin. Dışarıda sizler kadar şanslı olmayan yaşıtlarınızı da düşünün. Düşünün ki, verdiğiniz kıymetin derecesi artsın. Ve... ne olur, meşguliyetlerinize kısa bir ara verip hiç olmazsa şu mübarek günlerde, onlara bir dost eli uzatın. Sevgiyle kalın.

Okuyucu köşesi Optik üzerine... Bir grup optisyen adına Sivas''tan yazıyorum, diyen okuyucumuz Adnan Bey; "Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Meslek Yüksekokulu Optisyenlik Bölümü mezunu olduğunuzu ve alanınızda iş bulamadığınızı yazmışsınız. Maalesef ülkemizde sizin gibi, mezun olduğu alanda çalışma imkânı bulamayan birçok genç insan var. Ancak yine de umudunuzu kesmemeli, bölüm hocalarınızla da görüşüp, neler yapabileceğiniz hususunda onların da fikirlerini almalısınız. Diğer taraftan, optik üzerine bir iş yeri açma isteğiniz çok yerinde bir karar olmuş. Sizler gibi, alanında eğitimli kişiler tarafından açılacak böyle bir yerin bölgenize de faydalı olacağına inanıyorum. Ancak ruhsat alamadığınızı, sesinizi köşemizde duyurmamızı istemişsiniz. Çalışma alanınız insan sağlığı üzerine olduğu için, araştırmalarıma göre, Sağlık Bakanlığı''nın size ruhsat vermesi gerekir. Bakanlığın, gerek gördüğü şatları tam olarak yerine getirdiğiniz takdirde çalışma ruhsatınızı alabileceğiniz kanaatindeyim.

Amacınıza ulaşabilmeniz dileğiyle

Haftanın Sözü "Allah''ım! Yaşarmayan gözden, titremeyen kalpten, paylaşılmayan servetten, işe yaramayan ilimden sana sığınırım." Kelâm-ı kibar

Her türlü soru ve sorunlarınız için: (Ayrıca hoşunuza giden bir anekdot, hikaye ya da haberi Genç Türkiye okuyucularıyla paylaşmak ister misiniz?) Türkiye Gazetesi Genç Türkiye Köşesi 29 Ekim Caddesi 34530 Yenibosna/İST. Faks: 0 212 454 20 30 e-mail: BetBay@apexmail.com