Konuşmak sanatı varsa, bir de dinlemek sanatı vardır... "Bak kızım, benim zamanımda gençler... Boşver canım ne önemi var, kafanı taktığın şeye bak!... İyi, dinle beni, sana kaç kere söyledim... Yeter artık bırak bu saçmalıkları da..." Bir düşünün bakalım, bunları ve benzeri sözcükleri çevrenizde kimbilir kaç kez duydunuz? Hatta bunlar bazen size söylendi, siz de başkalarına söylediniz öyle değil mi? Bir de sürekli olarak, "ben, ben" diyenler vardır; "ben çok iyi dans ederim, ben şuradayken, ben buradayken, benim evim, benim arabam, benim işim" bitmek bilmez benler ve egoları... Peki ya dinleyen ben, beni ne zaman duyacaksınız, benim duygularım, becerilerim, becerisizliklerim ve anlatmak istediğim onlarca şey ne olacak?" Hep dinlemek zorunda mıyım? Bazılarınızın anlat o halde dediğinizi duyar gibiyim. Anlatayım ama kime? Sürekli nasihat veren öğretmenime mi, patronuma mı, anneme mi? Yoksa, "aman boşver" diyen arkadaşıma mı? Söyleyin kime anlatayım? Gerçekten de, hepimiz canımızın sıkıntısını, neşemizi, başarımızı veya bir sorunumuzu, kısacası insanca birçok duygularımızı birileriyle paylaşmak isteriz. Ancak, zaman zaman karşımızdaki kişide arzu ettiğimiz hassasiyeti bulamayız ve hayal kırıklığı yaşarız. Hatta böylesi bir durum bazen bizi, işyerimizde veya okulumuzda yanlış anlaşılmak veya değerlendirilmek gibi haketmediğimiz bir duruma da düşürebilir. Oysa sağlıklı bir ailenin ve toplumun temelini doğru iletişim kurmayı becerebilmiş fertler oluşturur. Doğru iletişimin ilk kurallarından biri, iyi bir dinleyici olmaktır. Dinlemek çok önemli bir davranıştır. Karşımızdaki insanı, ancak dinleyerek anlayabilir ve tanıyabiliriz. Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu, Kaliforniya''da katıldığı ve Türkçe''ye "Yaşam Müfredatı" diye çevirdiği bir seminerde, dinleme üzerine verilen bilgileri şöyle aktarıyor bizlere; Dinlemeyen toplum olunca, tanınmayan toplum oluruz ve o toplumda yetişen insanlar kendi değerlerini bulamazlar: Dinlenmeyen çocuk, kendisini dinleyen arkadaşlarına uyar, kötü alışkanlıklarını onlara uyarak geliştirir. Gençlerini dinlemeyen toplum ancak suç işlediği zaman onları varsayar ve polisiyle, hapishanesiyle onları karşılar. Konuşma, dinlemenin bir fonksiyonudur: Karşınıza boş bir sandalye alın ve ona konuşun. Ne kadar çabuk yorulduğunuzu göreceksiniz. Sizi dinlemeyenlerle konuşmaya çalıştığınız zamanları hatırlayın, ne kadar can sıkıcıdır. Diğer taraftan konuşmaktan zevk aldığınız zamanları bir düşünün, mutlaka sizi dinleyen bir kişi vardır. Konuşmanızın hoşluğu, karşınızdakinin dinlemesine bağlıdır. Dostluklar, ancak dinleyerek oluşur: Gerçekten de dostluk, dinlemenin bir sonucudur; konuşmanın değil. Dinlemesiyle insanları anlayan ve değer veren kişi, herkes tarafından sevilir, tercih edilir: Bu kişiler çevrelerinde öyle bir güven ve anlayış ortamı oluştururlar ki herkes onları özler, onlarla birlikte olmak ister. Böylece dinleyen de kendini geliştirme ve karşısındaki kişinin fikirlerinden yararlanma imkanı bulur. İnsanları dinleyin. Dinlerken, karşınızdaki kişiyle ilgilenin, öncelikle işiniz onu dinlemek olsun ve göz temasına girin. "Hımmm," "evet" gibi sözcüklerle konuşulanları takip ettiğinizi belirtin. Konuşan kişinin duygularını isimlendirin. "Demek çok üzüldün vb." gibi. Diğer taraftan eğer siz, iyi bir dinleyici olduğunuzu ancak, "kendinizin dinlenmediğinizi" düşünüyorsanız; bu sefer, karşı tarafa yayını siz yapın. Karşı tarafı küçümsemeden, suçlamadan ve kırmadan ona duygularınızdan bahsedin. "Ben şöyle hissettim, şöyle düşünüyorum gibi..." Bunun için cesur olun ve saygı sınırlarını aşmayın, sonunda kazandığınızı göreceksiniz...
Kendinizi gripten koruyun Bastıran soğuklarla birlikte, aldığımız önlemlerin yeterli olmaması, sıcak ortamlardan soğuğa geçişler bünyelerimizin savunmasını kırıyor. Okul, iş derken günümüzün büyük bir kısmını evlerimizden uzak geçiriyoruz. Hal böyleyken, gribin etkisinden kurtulmak çok ta kolay değil galiba. Ancak grip deyip geçmeyin. Yoksa ileride çok daha ciddi sağlık problemleriyle uğraşabilirsiniz. Bu nedenle herşeyden önce bağışıklık sistemimizi kuvvetlendirmemiz gerekiyor.
Nasıl mı? Huzurlu olmaya çaba harcayın: Bağışıklık sisteminin bir numaralı düşmanı strestir. * Spor yapın: Araştırmalara göre her gün 45 dakika yürüyen bir kişinin bünyesi diğerlerine göre daha fazla antikor üretiyor ve gribe yakalanma şansı spor yapmayanlara göre yarı yarıya azalıyor. * Beslenmenize dikkat edin: C vitamini eksikliğinde bünye antikorlar üretemez. Demir eksikliği de aynı sonucu doğuracaktır. (C ve E vitaminleri) * Uykunuza özen gösterin: Uykudan mahrum kalmak bünyeyi dayanıksız kılar. Vücut direncini düşürür. Dolayısıyla da gribe yakalanma oranı yükselir. * Giysilerinizi iyi seçin: Havaya, mekâna uygun giyinilmezse vücut ısısında düşüş olur, hastalık riski artar.
OKUYUCU MEKTUBU Not ortalamasının önemi Suluova''dan yazan sevgili okuyucumuz Kübra Tan; Avrupa''da ya da Amerika''da okumak için gerekli olan şartları çeşitli defalar köşemizde işlemiştik. Yine aynı konuya değinmeden önce sorularınıza cevap verelim. Yurtdışında okumak için okul birincisi olmanız gerekmiyor. İmam Hatip Lisesi mezunu olmanız da bu ülkelerde sorun çıkarmaz. Başarılı olabileceğinizi düşündüğünüz bir bölümde, okulun gerekli şartlarını yerine getirebildiğiniz takdirde okuyabilirsiniz. Okul birincisi olmanın avantajı şudur, bazı okullar öğrencilerini lise not ortalamalarına bakarak aldığı için notları yüksek olan tercih sebebidir. Diğer taraftan önemli olan; bu okullarda okuyabilecek kadar yabancı dil bilmek (İng.) ve bu okulların eğitim masralarını karşılayacak güce sahip olmaktır. İngilizceniz yetersizse bile üniversitelerin dil kurslarına giderek, yeterliliğinizi alıyorsunuz. Amacına ulaşmanı diliyorum.
Hayatın tadı... Ankara''dan yazan Sevgili Sinem Altıntaş; öncelikle, "Hayatın tadı" adı altında yazdığın güzel satırların ve mesajların için çok teşekkür ederim. Nasıl psikolog olacağına gelince; insanlarla ilgilenmeyi sevmen, iyi bir gözlemci olman senin için büyük bir avantaj. Psikoloji bölümü öğrencisi olabilmen için lise TM bölümü öğrencisi olman gerekiyor. Bugün ülkemizin birçok üniversitesinde psikoloji bölümü var. Psikoloji mezunlarının diplomalarında "psikoloji bölümünden mezun olmuştur" şeklinde yazar. Psikolog ünvanı için master yapılması gerekir. Psikoloji bölümü, insan davranışlarının nedenlerinin ortaya çıkarılması için, gözlem ve deney yöntemleri ile bilimsel bir şekilde incelenmesi konularında eğitim ve araştırma yapar. Psikologlar genellikle uygulama alanlarında çalışırlar. Hastaneler, ruh sağlığı merkezleri, kreş ve çocuk bakımevleri, huzurevleri, rehberlik ve danışma merkezleri ile okullar başlıca çalışma alanlarıdır. Okuyucularımızla paylaşmak istediğin mesajına gelince, ancak bir bölümüne yer verebildiğimiz için üzgünüm. Ömrünüzü iyi değerlendirin "Hayat 15''inde, gözüne çok uzun görünen, fakat 70''ine geldiğinde biraz daha yaşayabileceğimi bilsem dedirten hem çok uzun hem de çok kısa bir çizgidir. Yaşıyoruz dünyada. Fakat gözlerimiz kör, kulaklarımız sağır olmuş, çevremizdeki güzelliklerin farkına varamayacak kadar. ...................... Belki zengin değiliz ama sevdamız en büyük zenginlik değil mi? Eğer bir evin, birlikte masanın etrafına oturup yemek yiyebileceğin bir ailen, soğuk bir kış gününde, sıcak bir fincan çay ile okuyabileceğin bir kitabın, canın sıkıldığında arayabileceğin bir dostun, dinlediğin bir şarkın, sokaktaki insanları izleyebileceğin bir penceren, tuttuğun bir takımın, kurabileceğin hayallerin, uğrunda ölebileceğin bir bayrağın, kışın ayağını sıcak tutan bir botun, öpebileceğin annen, baban kardeşlerin veya sevdiklerin varsa sen dünyanın en zengin insanı sayılırsın zaten!... Evet bir düşün, bunların hangisine sahipsin? Düşün ve hayatın tadına varmaya çalış. En önemlisi de bu nimetleri hiçbir zaman senden esirgememesi için Allah''a dua edebilecek gücün olsun." Mutlu ve başarılı günler diliyorum.
Haftanın Sözü Hayat, kişinin yürekliliğine bağlı olarak genişler ya da daralır. Anais Nin

