Kaydet
a- | +A

Eskişehir''den yazan bir okuyucumuz mektubunda şöyle diyor; "kimseye hayır diyemiyorum. Arkadaşlarımın her işine, her isteğine koşturmak zorundayım sanki. Bu yüzden çok sıkıntı çekiyorum. Üstelik de ne karşılığını görebiliyorum ne de hayır demeyi becerebiliyorum. Ne yapabilirim?" Benzeri sıkıntıları hepimiz yaşamıyor muyuz? İşyerinizde "hayır" diyemediğiniz için önünüzde dosyaların, okulda yardım isteklerinin, evde işlerin biriktiği, kendinizi 40 parça hissettiğiniz zamanlar olmuyor mu? Bu konuyu araştıran psikologlar, psikayatristler, "hayır" demeyi becerememezin nedenlernin çocukluk yaşantımızla da ilgisinin olduğunu belirtiyorlar ve özellikle anlaşılmamış ya da sevgi eksikliğiyle dolu çocukluk geçirmiş olanların bilinaçltında çevresindekilerin isteklerine "hayır" dediğinde onları kaybedeceği korkusunun yattığını söylüyorlar. Sorunsuz bir çocukluk yaşadığımızı düşünsek bile, özellikle iş, okul gibi daha formel ilişkilerde "hayır" demek birçoğumuz için zor olmaktadır.

Gerektiğinde ''HAYIR'' diyebilme zorluğunu yenmek için...

Cesur olun İlk zamanlar size de, çevrenize de bu yeni tavrınız değişik gelecek, özellikle karşınızdaki kişileri, olumsuz etkileyecektir. Ama hiç önemli değil, bir süre sonra alışırlar. "Hayır" derken yeter ki kırıcı olmayın. Gerekli zamanlarda reddetmeyi bilen kişiler, her zaman daha çok saygı görürler. Bunun aksine, herşeye "olur, tabi, evet", diyerek diğerlerinin sevgisini ve ilgisini kazanacaklarını düşünenler çok yanılır. İnsanların, bu şekilde davranan kişilere daha fazla iş yükledikleri ve onların da bir kişiliği olduğunu görmezden geldikleri kesindir.

Kendinize güvenin Yanlış anlaşılmaktan, birşeyleri kaybetmekten korkmayın. Kendinize güvenin ve yaşantınızı başkalarının eline bırakmayın. Bu durum ileride sizi daha zor durumlara itebilir, ruhsal dengenizi bozabilir. Özetle diyebiliriz ki, önemli olan, ne "evet" derken, ne de "hayır" derken iki yönde de aşırıya kaçmadan, kendi istekleriniz ve sevdikleriniz arasında kişiliğinize zarar vermeyecek bir denge oluşturmaktır. Unutmayın sürekli "hayır" diyenin de dostu olmaz. "Evet" demek en güzeli, ama huzurlu bir evet...

Gençler tarih yazıyor Tarih Vakfı tarafından yayınlanmakta olan Toplumsal Tarih Dergisi, üniversite öğrencileri arasında tarih bilincini geliştirmek, araştırma ve yazma alışkanlığnı kazandırmak, geleceğin tarihçilerine, ilk yazılarını yayınlama olanağı sağlamak amacıyla bir tarih yarışması düzenliyor. Tarih Vakfı Tanıtım Sorumlusu Sn. Ayşe Çavdar tarafından bize ulaştırılan bilgileregöre; *Yarışmaya 1999-2000 öğretim yılında herhangi bir yüksek öğretim kurumunun ön lisans ya da lisans programına kayıtlı olan öğrenciler katılabilecek. *Yarışmaya sunulan çalışmaların, "özgün tarih araştırması olması"nın dışında bir konu sınırı getirilmemiştir. Öğrenciler sadece Osmanlı ve Cumhuriyet tarihimizin önemli politik ve toplumsal olayları hakkında değil, genellikle daha küçük ve önemsiz gibi görülen şeylerin, kendi kentlerinin, sokaklarının, ailelerinin, yakın çevrelerindeki kişilerin, hatta köşe başındaki bakkal dükkanının tarihi üzerine yapacakları araştırmalarla yarışmaya katılabilirler. *Dereceye girenlere maddi ödül, kitap ve eğitim bursu verilecektir. Yarışmaya son başvuru tarihi: 31 Mayıs 2000 Araştırmaların son teslim tarihi: 20 Ekim 2000 Sonuçların açıklanması: 1 Aralık 2000 Ayrıntılı Bilgi İçin: Müsemma Sabancıoğlu Tel: 0212 227 37 33 e-posta: toptar@tarihvakfı.org. tr www.tarih vakfı. org. tr/toplumsal tarih

Hayatta keder zaten var Bu sabah güne size bir soru sorarak başlamak istiyorum. Mutlu olmak için çok zengin mi olmak gerekir? Şimdi bu da nereden çıktı, diyebilirsiniz. Geçenlerde bir okuyucumuzdan gelen bir e-maile kafam, fazlasıyla takıldı. Şöyle diyor okuyucumuz; "yazılarınızı takip ediyorum. İnsanları motive etmeye, onlara mutluluk vermeye, olumlu olmaya yönelten özelliklerle dolu. Ancak neden sık sık bu konuları işleyerek hâlâ mutsuz ve fakir insanların biraz daha bozulmasına neden oluyorsunuz bunu anlayamıyorum." Öncelikle tüm okurlarımızın şunu bilmesini isterim ki bu köşe sizlerle ve sizlerin istekleri, düşünceleri ile gerçek değerini buluyor. Başka bir okuyucumuzun satırlarında dediği gibi "bizler yüreği ayrı ayrı yerlerde çarpan ama birbirine bağlı kocaman bir aileyiz." O yüzden sizlerden gelen her satırın bizim için ayrı bir değeri var. Bu nedenle, (sık sık olumlu ifadelerle dolu mektuplar alan bir yazar olarak) değerli okuyucumuzun yazdığı bu satırları da sizlerle paylaşmak istedim. Şimdi tekrar soruyorum ve hep beraber tartışalım istiyorum. Hayata pozitif bakmanın, birbirimizi olumlu yönde etkilemenin ne zararı olabilir ki? Mutluluğu çok uzaklarda, ulaşılamayacak şeylerde veya keder dolu yazılarda, şarkılarda aramak mı doğru; yoksa elimizdeki olanlarla mutlu olmayı denemek mi sizce? Halbuki mutluluk hiç de uzağımızda değil. Kütahya''dan sevgili okuyucumuz Musa Dora''nın gönderdiği aşağıdaki satırlarda ifadesini bulduğu gibi...

Mutluyum demektir Evimi bir davet sonrası temizlemek için saatlerce çalışabiliyorsam, birçok arkadaşım var demektir...

Faturalarımı ödeyebiliyorsam bir işim var demektir...

Pantolonum biraz sıkıyorsa, aç kalmıyorum demektir.

Gölgem beni izliyorsa güneş ışığını görüyorum demektir.

Otobüsten indiğim yerden iş yerime kadar yolu uzun buluyorsam yürüyebiliyorum demektir.

Hükümet hakkında eleştiri yapabiliyor ve bu eleştirileri başkalarından da duyuyorsam, konuşma özgürlüğüm var demektir. Camları silmem, çatıyı onarmam gerekiyorsa, bir evim var demektir. Doğalgaz faturam yüklü geliyorsa, ısınıyorum demektir. Akşamları kendimi yorgun hissedebiliyorsam ve bacaklarım ağrıyorsa, o gün üretici olmuşum demektir. Daha çok iş yapmak istiyor ve daha azimli çalışıyorsam, bir amacım var demektir. Eğer özel bir günde aranıyorsam beni sevenler var demektir. Ve bütün bunların farkına varabiliyorsam mutluyum demektir.

Sevgiyle kalın!..