Kaydet
a- | +A

Yaz mevsiminin ışıl ışıl, güneşli günlerini çoktan geride bıraktık. Kış mevsimi, zaman zaman kendini gösteren yalancı güneşe rağmen soğuğuyla, rüzgarıyla kapımızı çoktan çaldı. Mevsim değişikliği etkisini yorgunluk, bitkinlik, görüntümüzde bir cansızlık vb. hallerde gösteriyor. Siz sakın kendinizi kışın olumsuz etkilerine teslim etmeyin. Hem mevsimin güzelliğini yaşayın hem de şu önerilerimize de kulak vererek kendinizi yenileyin;

* Kahve ya da koyu çay yerine ıhlamur, bitki çayları ya da maden suyu için. Hem cildiniz canlılık kazanır hem de sinirleriniz yatışır. * Her sabah, yarım limon karıştırılmış sıcak su için. Organizmayı temizler. Bal katarsanız kabızlığa iyi gelir. * Nemlendirici krem kullanmayı ihmal etmeyin. Soğuktan cildinizin çatlamasını önler. * Cildinize her gün, taze ve besleyici gıdalarla destek verin. Meyve, sebze, pirinç, yoğurt, balık, fasulye, fındık, yağsız et gibi. * Kış mevsiminde nezle, grip gibi hastalıklara yakalanma riskimiz daha fazladır. Çok gerekli olmadığı zamanlar antibiyotik almaktan kaçının. Çünkü antibiyotikler bağırsaklardaki ve cildin yüzeyindeki bakterileri yok ederler. * Uzun kış gecelerinin sabahında uyanmak bir derttir. Bazı sabahlar yorgunluktan veya uykusuzluktan gözaltlarında torbalar oluşur. Çiğ bir patates dilimini gözlerinizin üzerinde bir müddet bekletin. * Kış ayları, vücuttaki kiloların ve selülitlerin depolanma mevsimidir. Selülitleri yok etmek için iri taneli tuzla masaj çok faydalıdır. * Giyiminizde koyu renklere öncelik verin. Ancak takı, fular, kravat, hırka vb. aksesuarlarla kendinizi renklendirmeyi unutmayın. İçinize hem terinizi alması hem de soğuğa karşı koruması için atlet,

t-shirt vb. giysiler giyin. * Aklınızdan çıkartmamanız gereken altın kural; yaz-kış demeden her gün en azından 4-6 bardak su için. Su hem cildinize hem de vücudunuza çok faydalıdır.

"Kısmet" Geçtiğimiz pazar günü Büyükşehir Belediyemizin Caddebostan-Fenerbahçe Parkı''nın açılışına katıldım. Yazdan kalma bir günde, pırıl pırıl güneşin altında parlayan yemyeşil çimler insanın içini ısıtıyordu. Yürüyüş, koşu ve bisiklet yolları, jimnastik alanı ve rengarenk çiçeklerle sahil boyunca uzanan bir yeşil alan; emeği geçen herkesin ellerine sağlık, yeni bir Kadıköylü olarak teşekkür ediyorum. Açılış için çeşitli şeyler düşünülmüştü. Bir yanda sıcak simit ve meyve suyu ikram ediliyordu. "Medeni" bazı insanlar sıraya girmişti. Çok geçmeden yakınmalar başladı. Sıraya dikkat etmeyenler vardı. Aradan uzanan kollar, üçer-beşer ikram edilenleri alıyordu. Etrafımızda, sıradaki medeni insanların "cık cık"ları ve "versene"ler duyuluyordu; "lütfen verir misiniz" hele hele, "teşekkür ederim" gibi kelimeleri hiç duymadım. Birden İngiliz dilinde en çok kullanılan kelimelerin başında "lütfen ve teşekkür ederim"in geldiğini düşündüm. Diller, bir bakıma insanların hayat tarzlarını yansıtır. Kendi adımıza üzüldüm. Başka bir yerde, küçük saksılarda süs bitkileri dağıtılıyordu. Burası bana deprem bölgelerindeki dağıtımları hatırlattı. Çiçekler bir anda "yağmalandı." İnsanlar üçer-beşer aldıkları çiçekleri koyacak "koli" arıyorlardı da imdada dağıtılan içeceklerin kolileri yetişti. İyimser olup insanımızdaki çiçek sevgisini takdir ettim. Park boyunca yürüdüm. Geri dönerken, ellerinde dörder-beşer saksı ile yürüyen insanlar gördüm. Birinin yanına yaklaşıp "Bak,sen bu kadar almasaydın, benim de bir çiçeğim olacaktı, akşam senden daha güçlü talancıları seyrederken sakın kızma" demek istedim. Tören bitmişti. Görevliler çimlerin üzerindeki meyve suyu kutularını topluyorlardı. Bu sefer de törende süsleme için kullanılan balonların paylaşımı kavgası vardı. Küçük bir çocuk "ağbi bir tane versene" dedi; ağabeyin cevabı netti: "Git ordan al." Sevgili gençler; gözlemlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Yazdan kalma bir günde maalesef bütün bunlar bana kışın soğuk yüzünü yaşattı. Bize ne oldu? Oradaki hiç kimse ikram dışı fazladan bir simide muhtaç değildi. Çiçekler her yerde bulunan, birkaç yüz binlik şeylerdi. Neden kimse teşekkür etmiyordu? En "mutena" semtlerde bile artık eksik olan neydi? İki simitçi çocuk uzakta, satamadıkları simitlerle dolu tablalarıyla, olup biteni seyrediyorlardı. Yanlarına yaklaştım, "bu iş size hiç yaramadı" dedim. Fakir simitçilerin cevabı kısa ama tüm sorularıma cevap olacak nitelikteydi: "Kısmet". Sanırım, biz medeniyetimizin bize "kısmet" dedirten unsurunu kaybettik; şimdi de bu "buhranı" yaşıyoruz.

Gençlerden büyüklere Biraz anlayış, biraz da güven... 16-20 yaş arasındaki gençlerle, küçük bir araştırma yaptık. "Genç insanlar karşılarındaki kişinin kendilerini ön yargıyla dinleyip dinlemediğini anlama konusunda oldukça hassastırlar." Genç insanları anlamak bazen güç olur. Bazen menfi olurlar. Ya sürekli olarak anlaşılmadıklarını ileri sürerler, ya da hemen dikenlerini çıkarıverirler. 16 ile 20 yaşları arasındaki gençlere sorduğumuz "dertlerinizi ailenize açabiliyor musunuz?" sorusuna büyük bir çoğunluğun olumsuz cevap verdiğini gördük. Araştırmamız genç-ebeveyn arasında zaman zaman yaşanan iletişim kopukluğuna küçük bir örnektir. Kimi zaman, gence ne olup bittiği konusunda ebeveynin herhangi bir fikri bile yok. Ama gençler anne ve babalarından, büyüklük kompleksinden biraz olsun sıyrılmalarını bekliyor. Bir bilim adamına göre: "Ebeveyn zamanla kurduğu otoriteyi azaltıp, çocuğun sorunlarına insancıl bir açıdan bakmalı. Ama bu onlar gibi olup, onlar gibi davranmak anlamına gelmemeli." Gerçekten de çocuklarını anlayabilmek için onların seviyesine inmeyi gerekli gören bir anne-babanın bu tutumu bir çıkış yolu değildir. Gençlerin büyüklerinden bekledikleri aynen onlara uymaları değil, biraz anlayış ve güven.

Okuyucu Mektubu Anahtar: Çok okumak Sevgili Savaş Bey; sayfamıza gösterdiğiniz ilgi için çok teşekkür ediyorum. "Madem ki insan olarak yaratılmışız, düşünmek mecburiyetindeyiz" diye başlayan yazınızda, insan olmanın ve okumanın önemine değinmiş ve yazılarınızın daha iyi nasıl olacağını sormuşsunuz. Naçizane kanaatime göre, ben bunun anahtarının çok fazla okumak olduğunu düşünüyor, kendi adıma da bunu yapmaya çalışıyorum. Değerli edebiyatçılarımıza, yazarlarımıza göre de, sürekli okuyan, sürekli daha iyiye ulaşmak için gayret gösteren, düşünen, düşündüğünü ifade edebilen yazım sanatında başarılı olabilir. Size bir küçük örnek vereyim: Büyük Fransız Usta, ölümsüz eser "Madam Bowary"nin yazarı Gustow Flaubert''in, yazılarını yazdığı bir karatahtası varmış. Cümleyi yazar, sonra da incelermiş en mükemmel nasıl kurabilirim diye. Çok güzel bir pasaj yazdığı zaman da koskoca evinin bütün ışıklarını yakar, kendisine harika bir ziyafet verirmiş. Okuma listenize, gözlem yapmada usta yazarlarımızı da katarsanız çok yararınıza olur. Örneğin, Refit Halit Koray, Semiha Ayverdi, Abdülhak Şinasi Misar, Haldun Taner vb.... Saygılarımla.

Umarım işinize yarar Kahramanmaraş''tan Sevgili Nermin; Deulcom İnternational Şirketi''nin telefon ve adresini istemişsin. İstanbul''da, Taksim, Kadıköy ve Bakırköy''de, ayrıca Ankara ve İzmir''de şubeleri olan Deulcom''un Genel Müdürlük telefon numarası: 0212 292 06 61 (5 hat). Adresi de: İstiklal Cad. No 79/81 Kat: 2 Taksim/İST. Umarım işine yarar... Sevgilerimle...

Haftanın Sözü Kendi sorumluluğunuzu tümüyle aldığınız ve mazeret bulmayı bıraktığınız gün, zirveye doğru hareket ettiğiniz gündür.

O.J. Simpson Sevgiyle kalın...

Betül B.Altınbaşak