"Ben aç bir çocuk olmadığımda savaş çocuğu oldum; savaş çocuğu olmadığımda sürgün çocuğu oldum; sürgün çocuğu olmadığımda korkunun çocuğu oldum. Ne elektrik ışığı, ne sıcak su, ne de sobada yanan ateş; sırtımda yamalı gömlek, ayağımda tabanı aşınmış papuç, üstümde rengi uçuk çullu battaniye, gaz lambasında gazı tükenmiş fitilin yanık kokusu." Cengiz Dağcı''nın bu hüzünlü hayatı 9 Mart 1919''da Kırım''ın Gurzof kasabasında başladı. "Doğum günümden kuşkum yok" diyor Dağcı, "Dokuz Mart olduğundan eminim. Annem Kur''an-ı Kerim''in iç kapağına yazmış; Dokuz Mart, karlı ve rüzgârlı bir gecenin sonunda diye.."
Güzel Gurzof... Denizin kıyısında Ceneviz kalesi ve en yüksek noktasında beyaz camisiyle güzel Gurzof... Kırım''dan çıkınca kendimi dönüşsüz yolların ötesinde buldum. Yolların benim için açılmayacağını biliyordum. Başkaları için zamanla açılır belki bu yollar. Ama benim için (hiç değilse hayatımın kendi gücümle dönebileceğim bir döneminde) açılmayacaklardı. Dönebileceksem eğer, yalnızca düşlerim ve düşüncelerimle dönecektim.
Ama döndüm. Sık sık... Altmış yıl boyunca üstünde doğup büyüdüğüm topraklara dönmediğim bir günüm bir gecem olmadı. Yolum her oraya düştüğünde başkalarının beni görmelerini ve duymalarını istedim. Bizim orada bin yıl evvelsi dedelerimizin elleriyle inşa edilmiş köy ve kentlerimiz vardı; duvarları beyaz badanalı, damları kırmızı kiremitli, verandaları ve balkonları salkım çiçekleriyle süslü evlerimiz vardı; ağaçları ve kütükleri bin yıl evvelsi dedelerimizin elleriyle dikilmiş bağ ve bahçelerimiz vardı. Benim insanlarımın ruhları hiç terketmediler o evleri ve bahçeleri. Onlar seyredeceklerdi benim oraya her dönüşümü..."
"Kırım yolu beni yutar"
Cengiz Bey böylesine tatlı ve güzel anlatırken hemen araya giriyorum: "Kırım''ı hiç ziyaret etmeyi düşünmüyor musunuz?" Sorumun üzerine şöyle bir iç çekercesine bana bakarak, "Kırım yolu beni yutar" dedi. "Artık benim için sadece çalışmak değil, yaşamak bile zor" diye ekledi. Kırım''ın tanınmış yazar ve şairlerinden aynı zamanda Kırım Yazarlar Birliği Başkanı Yunus Kandimov''un kendisine mektup yazdığını belirterek, "Kızıltaş''taki evimizde iki Rus ailesi oturuyormuş. Yunus Kandimov evimizi satın almak istediklerini belirtti. O ev sizin eviniz değil, milletimizin evidir. Orayı mutlaka satın alacağız" dedi. Bundan iki üç yıl önce Kırım gezim sırasında Büyük Onlar kasabasına uğramış oradaki Milli Mektebi ziyaret etmiştim. Ziyaretim sırasında Cengiz Dağcı Beye ulaşmak istediklerini ifade eden Okul Müdürü Halime Hanım ve Yardımcısı Hediye Hanım''a Cengiz Dağcı Beyin adresini vermiştim. İşte bu okulun yöneticileri ve öğrencileri Dağcı''ya mektup yazmışlar. İçine de okul öğrencilerinin ve öğretmenlerinin bir resmini koymayı ihmal etmemişler. Bu mektuplar Cengiz Bey''i çok duygulandırmış. Özenle o mektupları gösterdi.
Bize nüfus lâzım Cengiz Dağcı çok hassas bir yüreğe sahip; Kendisini Türkiye''den bir bayanın telefonla aradığını, "Eserlerinizi ağlayarak okudum" dediğini söyleyerek, "Ben insanları ağlatmak için bu eserleri yazmıyorum. Bazı gerçeklerin bütün açıklığıyla bilinmesini istiyorum. Bazıları ''Cengiz Dağcı''da Rus düşmanlığı vardır'' diyor. Yok öyle birşey. Ben hakikatleri yazdım. Ben de ünlü Rus yazarlarının etkisi büyük oldu. Ama Ruslar''da bir duygu vardır. Diğer milletleri boyunduruğu altında tutmayı kutsal bir hak olarak görüyorlar. Ruslar, Moskova ve etrafında olan bir Kinezlik olacak. Bu Ruslar içinde faydalı olur. Rusya''da doğanlardan fazla ölenler var. Bu milletin yok olması için kestirme yoldur. Kırım''da çok çocuk yapmak lazım. Kadınlarımız niçin çocuk doğurmuyor ben anlamıyorum. Bize nüfus lazım. Mutlaka fazla çocuk yapmak lazım."
Türkçemizle tanışma... İlk Türkiye Türkçesi ile tanışmasını soruyoruz. Cengiz Bey o günleri adeta yaşar gibi anlatıyor: "Kırım''ın, Karadeniz kıyısında yaşayan halkımızın dilinde ben yazılarımı yazdım. Benim Seyit Ömer amcam vardır. Üniversitede öğrenciyken tüberküloz hastalığına yakalanmış. Edebiyat meraklısı idi. Ömer Seyfettin''in hikâyelerini bulmuş. Bana da verdi. Onları zevkle okudum. Amcam kendisi de yazardı. Türkçe yazıyordu. Onun yazdığı hikayeler de beni çok etkiledi. Ama onların hiçbirisi yayınlanmadı."
Hangi Türk yazarlarını okuduğunu sorduğumuzda ise, "1930''lu yıllarda ilk olarak Halide Edip, Reşat Nuri, Yakup Kadri''yi okudum. Daha sonra Orhan Kemal ve Kemal Tahir''i okudum. Yaşar Kemal''in İngilizce olarak basılan ''İnce Memed''ini okudum. Bence Yaşar Kemal ortaokul düzeyindeki çoçuklar için iyidir. Ama Türk Romanı deyince akla Halide Edip, Reşat Nuri, Yakup Kadri gelir. Halide Edip benim için en değerli romancıdır. Günümüz yazarlarını da takip etmeye çalışıyorum." diyor.
Bin yıllık medeniyet... "Bizim orada bin yıl evvel dedelerimizin kurduğu köyler, beyaz badanalı evler, bağ ve bahçelerimiz vardı. Benim insanlarımın ruhları hiç terketmediler o evleri ve bahçeleri..."
Ne elektrik ne sıcak su "Ben aç bir çocuk olmadığımda savaş çocuğu oldum,
savaş çocuğu olmadığımda da sürgün çocuğu...
Ne elektrik, ne de sıcak su; sırtımda yamalı bir gömlek
ve gazı tükenmiş fitilin yanık kokusu..."
Yeni nesilden Dağcı''ya mektup
Kırım''daki millî mekteplerde okuyan öğrencilerin yazdığı mektuplar, Cengiz Dağcı''yı çok duygulandırmış.. Kırım''ın okullarında genç nesiller, Cengiz Dağcı''nın ismiyle, ruhuyla ve yazılarıyla yaşıyor.
Yarın: Vücuda işlenen Ayyıldız

