Nazif, Selim''in anlattıklarını dikkatle dinliyordu. Bazen gözleri kısılıyor, şişman yüzünde iyice kayboluyordu, bazen de düşünceli bir şekilde yüzünün yarısını kaplayan pala bıyıklarını burarak öylece, boş boş bakıyordu. Sonunda sözlerini bitirdi Selim. Derin bir nefes aldı: - İşte böyle ağabey... Ben de biraz düşünebilmek için kalkıp buraya geldim. Ne yapacağımı bilmiyorum ki... - Bırakma kendini evlat. Senin elinde gül gibi mesleğin var! Buluruz bir iş. Babacan bir tavırla eğildi genç adamın kulağına: - Paraya falan sıkışık mısın, söyle aslanım, hiç çekinme. - Yok ağabey, sağ ol, ihtiyacım olursa söylerim, sen meraklanma...
- İş bulmayı bana bırak. Ben hemen haber uçururum. Bir arkadaş var ama Gaziosmanpaşa''da yeri. Bakırköy''den gidip geleceksin oraya, bakayım, bekle de arayayım bir... Şişman kahveci adeta yuvarlanarak kalktı yerinden. Tezgahın arkasından kayboldu bir müddet. Sonra sırıtarak geldi yeniden. - Haydi aslanım, atla git, gelsin konuşalım dedi. Pek öyle büyük bir dükkan değil ama iyi adamdır Talat... Benim asker arkadaşım. Aynı memleketli de sayılırız. Karısı bizim oralı. Al adresi yazayım. Hiç yoktan iyidir. Selim sevinçle kalktı yerinden. Elini yakaladı Nazif''in, öpmeye çalıştı. Duygulandı şişman adan. Geri çekti elini: - Yok evlat, sen bizim çocuğumuzsun yahu...
Adresi gelişigüzel yırtılmış bir defter kağıdına küçük harf, el yazısı karışımı büyük yazısıyla yazmıştı. Selim hemen fırladı. Nazif gözlerini kısarak baktı onun ardından. Kaba saba yüzünde hiç de tahmin edilemeyecek kadar yumuşak ve merhametli bir ifade belirdi. Küçük, çipil gözleri ıslaktı. Kendi kendine söylendi: - İlahi Müşfik usta, yapılır mı bu elin yetimine, öksüzüne... İnsanlık mı yahu bu? * * * Ara sokakların arasındaydı dükkan. Selim adresi katlayıp cebine koyarak tam başının üzerindeki tabelayı bir kez daha okudu: - Aydın Aydınlatma... Talat Aydın... İçeri girdi. Her yer elektrik malzemesi doluydu. Dükkan çok küçük ve dardı. En dip tarafında küçücük bir masa ve arkasında beyaz saçlı ama genç bakışlı, esmer bir adam oturuyordu. Kibarca karşıladı Selim''i: - Buyurun delikanlı, ne istemiştiniz... - Beni... Nazif ağabey yolladı. Selim... Adam güleç bir tavırla ayağa kalktı: - Haaa... Tamam delikanlı gel bakalım. Ben burada yalnızım. Arada iş çıkıyor, dükkanı kapatıp gidiyorum, olmuyor. Gel burada tamirat işlerine, tesisat işlerine git, ben de dükkanda oturayım. Diploman da varmış değil mi? - Evet efendim, meslek lisesi mezunuyum. Adam memnun bir tavırla başını salladı: - Oldu bu iş. Haftada on milyon. Fazla veremem. Bir de otobüs pasosu çıkartırım sana. Yol için. Bakırköy''den gelecekmişsin... Aslında bu taraflarda da evler var... Bir oda yeter sana. Selim kekeledi: - Ben... ben evliyim efendim... Eşim var... - Bak şimdi... Be evladım, deli misiniz nesiniz yahu, işiniz gücünüz olmadan evlenmek neyinize. Neyse beni ilgilendirmez. O zaman on iki milyon haftada. Fazla bir şey yapamam. Sigorta falan da isteme sakın. Zaten küçücük bir dükkan, kendini zor geçindiriyor... Uyarsa hemen başla, yok bana kafi değil dersen senin bileceğin iş. Selim gözlerini kapattı, çaresiz bir şekilde "kabul efendim" diye mırıldandı... DEVAMI YARIN

