Hakan tulumunu çıkartıp elini yüzünü yıkamış, güzelce saçlarını taramış ve dükkandan çıkmıştı. Etrafına baktı. Yüreğindeki yara durmadan kanıyordu. Günlük, rutin işleriyle oyalanmaya çabalamıştı bütün gün. Kafasını kaldırmadan, hatta öğle tatili bile vermeden çalışmıştı. Biraz olsun terkedilmişliğinin acısını unutmayı hayal etmiş ama başaramamıştı. Saatine baktı. Altıyı yirmi geçiyordu. Ağustos ayına girmişlerdi artık. Sıcakların daha da artması bekleniyordu. Hemen sol tarafa kıvrıldı. Villalara kadar yürüyecekti. Biraz hava alır, ciğerlerine oksijen çekerdi. Fakat çok sıcaktı. Bu saatte bile güneş bütün baskısıyla hissettiriyordu kendisini. Ağır adımlarla yürüdü. Yarım saat kadar sonra villaların girişine ulaşmıştı. Elindeki adrese baktı. Villaları teker teker kontrol ederek ilerledi. Sonunda son derece bakımlı bir bahçenin içindeki beyaz Bergama taşıyla kaplı, veranda ve kapısı tahtadan yapılmış villanın önünde durdu. Dikkatle inceledi kapıdaki numarayı. Bu sırada kapı açıldı ve Aylin fırladı dışarıya: - Harika, dakiksiniz doğrusu. Burası, buyurun. Hafifçe gülümsedi genç adam. Çekingen bir tavırla girdi içeriye. Muhteşem bir evdi burası. Hayran gözlerle süzdü etrafı. Dayanamadı, usulca mırıldandı: - Çok güzel bir eviniz var! Aylin sevimli bir şekilde gülümsedi. Bu sözler hoşuna gitmişti: - Teşekkür ederim. Buyurun, benim odama yapılacak raflar. Hemen salonun yan tarafındaki asma tahta merdivenden yukarı çıktılar. Aylin istediği yeri gösterdi. Hakan hemen metreyi çıkartıp sabah genç kızın getirdiği şemanın üzerine aldığı ölçüleri yazmaya başladı. İşini bitirdikten sonra gülümsedi: - Hiç gerek yokmuş aslında gelmeme. Siz bütün ölçüleri doğru almışsınız... Genç kız bir kahkaha attı: - Evet, doğru aldım ve dikkat ettim. Ama siz bana güvenmediniz... Neyse, oda sizin işinizdeki titizliğiniz olsa gerek...Tamam mı şimdi... Yapabilirsiniz değil mi? Kaşlarını çatarak birkaç hesap yaptı Hakan. Sonunda başını salladı: - Yaparız ama size... Aylin onun sözünü kesti: - Lütfen, para önemli değil. Onu babamla konuşursunuz iş bittikten sonra. Gelin aşağıda size soğuk bir şeyler ikram edeyim... Aşağıya indiler. Verandanın çift kanatlı kapısını açtı genç kız. Denizden gelen iyot kokusunu içine çekti. Sonra arkasına döndü: - Ne içersiniz? Kahve, soğuk bir şey... Hakan tedirgindi. Boynunu büktü: - Soğuk bir şey olursa daha çok hora geçer... Buraya kadar yürüdüm gelirken. Bayağı da sıcak hava... Hemen seslendi içeriye: - Halime abla, bize soğuk kola getirir misin? Limon da koyuver içine... Evde bir başkasının daha olduğunu öğrenmek rahatlatmıştı Hakan''ı. Etrafına bakındı sessizce. Aylin ona döndü: - Sizin adınız ne? - Hakan... Hakan Açıkalın.
- Memnun oldum Hakan... Bir ricam daha var sizden. Daha doğrusu babamın ricası... Bizim kayığın oturma yerinde bir problem varmış galiba. Hemen bir tahta kesilecekmiş. Mümkün mü acaba? Genç adam gülümsedi: - Kolalarımızı içtikten sonra gider ölçüsünü alırım Aylin hanım... DEVAMI YARIN

