Kaydet
a- | +A

Selim şaşırmıştı. Sofraya bir kez daha baktı. Kaşları çatıldı. İçinde birden kopan fırtınaların, sonradan pişman olacağı bir şey yapmasına sebep olmaması için durmadan kendi kendine sakin olmak için telkin ediyor, hırsından ve sinirinden dudaklarını ısırıyordu. Esin onun ne kadar büyük bir kargaşa yaşadığını fark etmiş olacak ki yumuşacık sevgi dolu bir sesle yaklaştı yanına: - Neden böyle yapıyorsun, Güler ablamın ne suçu var. Geldi işte eksik olmasın, ne annemin ne babamın haberi var bu ziyaretten. Beni görmek için gizli gelmiş, düğününde bir şey yapamadım dedi. Eli boş gelmemiş işte. Hasta olduğumu görünce de girip mutfağa yemek yaptı bize. Fena mı? - Nereden bulmuş burayı? Kollarını iki yana açtı genç kadın: - O cin gibidir, istediği her şeyi yapar... Kızmadın değil mi Selim? Genç adam bir şey söylemedi. Ağırına gidiyordu bütün bunlar. Kendini küçücük hissediyor, asla bu yükü kaldıramayacağını düşünüyordu. Bu sebepten olsa gerek doğru dürüst bir şey yemedi. Biraz çorba içti, biraz da pilavın üzerine iki parça et koyup onu tattı. Yemekten sonra hemen kalktı sofradan. Eline küçük, pilli radyoyu alıp karıştırmaya başladı. Yan gözle sofrayı toplayan karısına bakıyor, onun solgun yüzünü gördüğü zaman yüreğine sanki görünmeyen eller bıçaklar saplıyordu. Usulca kalktı yerinden tabakları götüren karısının elinden aldı eşyaları. Gülümsedi: - Sen bana bakma, her şey çok güzel olmuş. Benim canım sıkkın biraz ondan... Esin gözlerini açtı merakla. Yeşil zümrüt tanesi gibi parlıyordu göz bebekleri: - Ne oldu hayatım, neden sıkıldın? - İş yerinde, müşteriler falan. Durma üzerinde. Yorgunluktan da olabilir.

Esin gülümsedi şefkatle: - Şimdi bir çay koyayım o zaman, sıcak sıcak içelim, hem sohbet ederiz, bir şeyin kalmaz. Sevgiyle baktı genç kadının ardından. O bulaşıkları mutfaktaki tezgahın üzerine bıraktı, yemekleri dolaba kaldırdı ve çay kutusunu aldı. İşte tam bu anda döndü başı. Tutunacak bir yer aradı elleriyle sanki görmüyormuş gibi. Yüzünün şekli değişmiş, korku hakim olmuştu. Selim bir ok gibi fırladı olduğu yerden. Son anda tuttu karısını.

- Esin... Esin hayatım... - Selim... Başım... başım çok dönüyor... ne olur beni yatır.... Genç adam, kucaklayarak kanepeye götürdü. Upuzun yatırdı. Yere, baş ucuna çömeldi, elini bırakmıyordu karısının: - Ne oldu bir tanem, neden oldu? Hafifçe ama zoraki bir şekilde gülümsedi Esin: - Bu bebek bana çok çektirecek galiba. Birden kararıverdi her şey, fırıldak gibi döndü etraf... Hep böyle oluyor. Güler ablamın yanında da midem bulandı bu gün. Ölüyorum zannettim. Dudaklarını ısırdı Selim. Kararını vermişti artık. Bunun başka yolu, başka çıkışı görünmüyordu. Ertesi gün sabahtan gidecekti İskender Gülhan''a. Açık bir şekilde konuşacaktı. Ne yapıp etmeli, Esin o Fransız doktorlar tarafından ameliyat olmalıydı. Yoksa yavaş yavaş ölüyordu. Gözünün önünde, göz göre göre gidiyordu bir can.

- Uyumaya çalış bakalım sen şimdi. Ben bulaşıkları yıkarım, çayı falan da boş ver...

Esin gözlerini kapatmıştı. Cevap bile veremedi. Göz altları simsiyah oluvermişti bir anda. "Başım ağrıyor" diye fısıldadı uykuya dalmadan önce... Selim, mutfağa gidip bulaşıkları yıkadı. Gözlerindeki yaşlar, tıpkı önündeki sarı, eski bakır çeşmeden ip gibi süzülen su gibi akıyordu yanaklarından gömleğinin üzerine...

DEVAMI YARIN