Kaydet
a- | +A

Hakan sırt üstü uzanmıştı. Tam başının üzerindeki kocaman blok altından konulan demir destekle havada duruyordu. Etraftaki insanlar nefeslerini tutmuşlar bekliyorlardı. Kafasının üzerinden uzattığı elleriyle bir büyük tuğla parçasını daha çıkarttı. Usulca dönerek boşluğa attı. Derin bir nefes aldı. Az kalmıştı. Bir kez daha seslendi: - İyi misin arkadaş! Az kaldı, dayan... Derinlerden boğuk bir ses duyuldu: - Dayanamayacağım artık, ne olur acele edin, bacağım çok kötü... - Gayret et! Çalışıyoruz... Bir kez daha uzandı kolları yıkıntılar arasına. Pozisyonu itibariyle çok zor hareket edebiliyordu. Ter içinde kalmıştı. Vücudundan süzülen terler tenine yapışan kumları ıslatıp çamur haline getiriyordu. Birden bir gürültü duyuldu ve Hakan''ın tam başının üzerindeki kocaman beton blok sarsıldı. Onları nefesini tutmuş bir şekilde uzaktan izleyen insanlardan bir uğultu yükseldi. Aylin''in sesi çınladı: - Hakan, dikkat et! Yıkılacak! Genç adam kıpırdamadan durup bekledi kumların, taş parçalarının dökülüşünü. Daracık, yaklaşık yirmi santimlik bir aralıkta çalışıyordu. Etrafı yokladı elleriyle. Hafifçe tıklattı parmaklarını kıvırıp yığıntıyı. Tok bir ses geldi. Şimdi yıkıntıların ardındaki sesi çok net duyabiliyordu artık: - Birader, yan taraf çöktü. Yüzüme gözüme doldu topraklar.

Hakan heyecanlanmıştı: - Tamam aslanım. Seni çok iyi duyuyorum şimdi. Aramızda bir tek engel kaldı. Bak işte burası. Eliyle yıkıntıya tekrar vurmuştu. Devam etti: - Sonuna geldik bu işin. Şimdi nefesini bile tut. Sakın kıpırdama. En ufak bir yanlışlık bütün enkazı başına çökertir. Neyi nereden ne tutuyor bilmiyoruz çünkü. Bir müddet konuşmayacağım. Beklemeye devam et.

Sonra başını dışarıya çevirip seslendi fazla bağırmamaya gayret ederek: - Bana bir keski verin. Bir de gürültü etmeyin sakın. Sesten bile etkilenip yıkılır burası.

Korkunç bir bekleyiş başlamıştı. Keskiyi uzattılar. Hakan hafif hafif vurmaya başladı başının üzerindeki yıkıntıya. Belki yarım saat sabırla, iğneyle kuyu kazar gibi kazdı enkazı. Sonunda karanlık bir boşluk çıktı önüne. Bağırdı içeriye: - Arkadaş! Neredesin? Bir el uzandı boşluktan kirli, kan içinde. Yakaladı eli Hakan. Sırtından buz gibi terler boşandı bir anda. Yüreğinin gümbürtüsünden korktu. Kendi kendine sakin olmayı telkin etti içinden. - Tamam arkadaş. Elini yakaladım bak! Ha gayret. Şu deliği biraz genişletip seni çekeceğim buradan. Bu sırada Aylin enkaz altındaki adamın karısı ve çocuklarının yanında onları teselli etmekle meşguldü. Zavallı kadın heyecan içinde yumruğuyla ağzını kapamış, dehşet içinde açılmış gözlerini enkaza dikmiş bakıyordu. Aylin kolunu onun omzuna atmış, usulca fısıldıyordu kulağına: - Sakin ol! Şimdi çıkacak! Göreceksin, hem de hiçbir şeyi yok! Sesini duyuyor arkadaş. O da yardımcı oluyor kendisine. Sen güçlü bir kadınsın. Kocan da çok güçlü. Sakin ol kardeş! Hakan neredeyse yarım metre kadar genişletti deliği. Şimdi adamı rahatça görebiliyordu. Yaklaşık yetmiş, yetmiş beş santimlik bir boşluğa sığmıştı zavallı. Yüzü gözü tanınmayacak haldeydi. Kaşının üzerinden hafif bir kan sızmıştı. Güldü Hakan: - Merhaba dostum. Şimdi ellerimi uzatıp seni omuzlarından yakalayacağım. Belki biraz canın yanacak çıkarken, ama değer! Bir gayretle uzandı, üzerine doğru çekti koca gövdeyi yüzüstü yatıp. Kolayca süzüldü adam dışarıya. Hemen yardım edip açığa aldılar. Bir alkış koptu, feryatlar yükseldi gökyüzüne. Bir hayat kurtulmuştu. Hakan bırakıverdi kendini boylu boyunca... DEVAMI YARIN