Müşfik Usta telaşlı hareketlerle kıpırdandı olduğu yerde. Pencereden dışarıya bir göz attı. Kimse yoktu. Bunca senedir yanında çalışan, bir baba gibi kucak açtığı delikanlıya söylemek zorunda olduğu şeylerin sıkıntısını yaşıyordu. Vicdanı arasında gidip geliyor, biraz da İskender Gülhan''ın gücünden çekiniyordu. Bir evladı vardı gözü gibi sevdiği. Torunu daha çok küçüktü. Kendini değil, onları düşünüyordu. Derin bir nefes aldı bunalmış da kurtulmak istermiş gibi. - Usta hasta mısın bugün? Başını iki yana salladı cevap vermeden. Kaşları çatıktı. Beyninin gerisine ittiği diğer sebep ise, alay eden bir canavar gibi dişlerini gösteriyordu sanki. Çok para... Hep sıkıntı içinde yaşamıştı bugüne kadar. Hiçbir zaman görüp de beğendiği bir şeye sahip olamamıştı. Hep gerekenleri, ihtiyacı olan şeyleri alabilmiş, keyfi için bir kuruş bile harcayacak imkân bulamamıştı. Şimdi kucağına bütün bu içinde kalmış heveslerini tatmin edebileceği imkânlar sunuluyordu.
- Usta, neyin var senin? Selim''in ısrarlı sorusu daldığı düşünceden kurtarıverdi bir anda yaşlı adamı. İşte korktuğu gerçekle yüz yüze kalmıştı. "Her şeyin bir bedeli var mutlaka!" diye düşünerek hafifçe öksürdü.
- Otur da konuşalım... Selim önlüğünü eline alıp hemen karşısındaki tahta sandalyeye çöktü meraklı bir halde. Ela gözleri kısılmıştı sanki duyacağı şeyleri az çok tahmin ediyor gibi. Müşfik usta onun yüzüne hiç bakmıyordu. Gözlerini masanın üzerindeki karalanmış bloknottan kaldırmadan mırıldanır gibi konuştu: - Durumu biliyorsun, ben bu işi götüremeyeceğim. Sen de evlendin, buradan alacağın yetmez sana. En iyisi bu işi kesip atalım. Sen daha iyi imkânlar bulursun kendine. Sadece senin için, yanlış anlama sakın... Şaşkınlığından birbiriyle tutarlı olmayan bir sürü şey söylüyordu peş peşe. Selim şaşkındı. Hiç konuşmadan dinliyordu ustasını. Yaşlı adam kuruyan dudaklarını diliyle ıslatmak için duraklayınca atıldı: - Yani beni işten mi çıkarıyorsun usta? Müşfik usta derin bir nefes aldı, üzgün ama kaçak bakışlarla birkaç saniye dolaştırdı gözlerini genç adamın yüzünde. Başını salladı "evet" anlamında. Selim başını geriye doğru attı. Eğer bu anda Müşfik Usta başını kaldırıp delikanlının yüzüne baksaydı hayatı boyunca bu gözlerdeki manayı unutamaz, vicdanını asla bu cendereden kurtaramazdı. Selim hemen fırladı ayağa: - Tamam usta... Bugüne kadar yaptıkların için sağ ol! Müşfik usta hemen elini cebine attı, para çıkarmaya yeltendi. Bu sırada bir kağıt parçası fırladı avuçlarının arasından, süzülerek Selim''in önüne düştü. Genç adam usulca eğildi, yerdeki kağıdı alıp ustasına uzatmak istedi. Birden gözleri takıldı. Bu bir çekti ve hatırı sayılır bir çekti. Altındaki imza ise Selim''i allak bullak etmeye yetip de artmıştı bile. İskender Gülhan! - Hoşça kal usta... Nedeni anlaşıldı meselenin... dedi acı bir gülümsemeyle.
Müşfik usta suçlu bir şekilde başı eğik duruyordu karşısında. Selim kapıya doğru yürüdü, birden geri döndü: - Bir ricam olacak... Elindeki çekte yazan miktarla dostluk alabilirsen, haber ver bana da... Bakarsın bir gün o kadar param olur, ben de dost edinebilirim... Kapıyı kapattı. Dışarıdaki sıcak bir günün habercisi olacak gibi boğuk hava insanın nefes almasını bile zorlaştırıyordu. İlk bahar iyice belli etmeye başlamıştı kendini birkaç gündür. Ağır adımlarla geldiği yöne yürümeye başladı. O sırada Çaycının çırağı Mustafa atıldı önüne: - Hah, Selim ağabey... Sakın dükkana gitme. Müşfik usta tembih etti. İskender Gülhan mı Gürcan mı ne gelmiş, o anlar dedi... Güldü Selim. Eliyle genç çırağın omzunu tuttu: - Tamam aslanım, halloldu o mesele... Ağır adımlarla uzaklaştı. Şimdi Esin''e ne söyleyeceğini düşünüyor, bundan sonra nasıl yaşacaklarının hesabını yapıyordu.
DEVAMI YARIN

