İskender bey koridorun başından hızlı adımlarla kendilerine doğru yaklaşan Suna ve Selim''i görünce ayağa fırladı. Adeta şaşkınlıktan çıldırmış gibi atıldı: - Bu da nereden çıktı? Ne işi var bunun burada... Beni katil edecek.... Selim''in üzerine doğru yürüdü öfkeyle. Ama genç adamın önüne geçen Suna durdurdu onu: - Yeter İskender amca... yeter artık! Kızınızın ne halde olduğunu düşünmüyor musunuz? O kocasını seviyor, seven iki insanın ahını aldınız. Bunun vebalini nasıl ödeyeceksiniz. Ölüyor o! Esin ölüyor belki de... Siz burada hâlâ o kör inadınızın peşinde hayatları karartmakla meşgulsünüz. Ben her şeyi biliyorum. Selim''e söylediklerinizi, düşüncelerinizi. Eğer Esin sağ salim çıkarsa oradan bütün bunları ona anlattığım takdirde ne yapacağını düşünebiliyor musunuz? İskender bey duraklamıştı. Gözlerindeki öfkenin yerini suçlu bir çaresizlik almıştı. Yan gözle dönüp karısına baktı. Berrin hanım elindeki mendilin ucunu ısırmış, yalvarırcasına bakıyordu kocasına. Adam, yapacak bir şeyi kalmadığı için omuzları çökmüş bir vaziyette koltuğuna geri döndü. Sanki yirmi yaş ihtiyarlamış gibiydi. Selim''le Suna ayakta, onlardan uzak bir köşede duruyorlardı. Suna ona Esin''in son günlerini anlatıyor, ameliyata girmeden önce söylediklerini tekrar ediyordu. Selim ise heyecandan durmadan saatine bakıyor: - Daha ne kadar sürecek Suna? Neden çıkmadı? Diye yerinde duramıyordu. Esin''in içeri alınışından on saat sonra ameliyathanenin kapısı açıldı. Doktor Fazıl bey iri cüssesini yorgunluktan adeta sürükleyerek yanlarına geldi. Bir anda çevresini sarıvermişlerdi hepsi. - Hocam... Ne oldu, kızım nasıl? Diye haykırdı Berrin hanım. Fazıl bey gözlerini kıstı: - Biz elimizden geleni yaptık ama çok büyük sürprizlerle karşılaştık. Beyini sarmış tümör. Temizledik ama... Bir çığlık koptu. Berrin hanım bayılmıştı. Güler kendini koltuklardan birine atmış, elleriyle yüzünü kapatmış ağlıyordu. İskender bey ise dehşet içinde açılmış gözlerini doktora dikmiş, şaşkın bir şekilde bakıyordu. Doktor Suna''ya döndü: - Şu anda yaşıyor ama bunun ne kadar süreceğini bilmiyorum. Ayılmak üzere. Bilinci var mı yok mu onu da bilmiyorum. Suna metin bir şekilde atıldı: - Doktor, onu görmemiz lazım. Mutlaka görmemiz lazım, bakarsınız tanır, ne olur... Doktor omuzlarını silkti. Eliyle işaret etti içerisini. Selim''in elinden yakaladığı gibi koştu Suna. Koridor boyunca ikisinin ayak sesleri çınlıyordu. Sonunda ameliyathanenin yanındaki camlı kapının ardında gördüler Esin''i. Başı sarılıydı. Gözleri yarı aralık, ağzında, burnunda hortumlar, başının üzerinde makineler doluydu. İçeriye girmeden ayaklarına mavi galoşlar, ağızlarına maske, başlarına bone ve önlük giydiler. Selim hemen yatağın yanına gitti. Gözleri kapalıydı genç kadının. Burnunun kenarından su sızıyordu. Bir hemşire geldi. Elindeki bezle sildi akan suyu. Selim usulca sordu: - Ne zaman ayılır? Hemşire baktı ona: - Ayık zaten. Demin su içti... Genç adam heyecanlanmıştı. Eğildi, usulca fısıldadı: - Esin... Canım, canım benim... Yeşil gözler hafifçe aralandı. Mahzun ve yorgun bir şekilde Selim''e baktı. Hafif bir ışık yanıp söndü sanki göz bebeklerinde. Yanı başında uzayan elinde hafif bir kıpırtı oldu. Selim hıçkırığına sahip olmaya çalışarak mırıldandı: - Seni çok seviyorum hayatım. Hiç terk etmedim seni... Sadece yaşaman için...
Esin''in dudaklarından boğuk bir hırıltı çıktı. Gülümsemeye çalıştı. Gözbebeklerinde mutluluk ışıkları parladı bir anda gözle görülür şekilde. Dudakları kımıldadı. Başını geriye doğru attı, boğuk bir sesle: - Bebeğim... diyebildi. Birkaç saniye sürdü bütün bunlar. Başı yanına düştü. Makinalardan gelen periyodik sesler kesiliverdi... DEVAMI YARIN

