Kaydet
a- | +A

Selim evden çıktıktan sonra çarşı boyunca yürüdü. Bakırköy esnafının neredeyse tamamını tanırdı. Yoldan geçerken selamlaşmadığı kimse yok gibiydi. Genellikle işsizlerin gelip gittiği deniz kenarına yakın bir kahvenin içine girdi. Kalabalık oldukça yoğundu. Sigara dumanından neredeyse göz gözü görmez haldeydi. İnsanı rahatsız eden uğultuya bir de duvarda, yukarı kısma monte edilmiş bir altlığın üzerinde duran televizyonun sesi de eklenince adeta bir curcunayı andırıyordu kahvedeki hava. Çay ocağının arkasındaki telaşlı koşuşma, çalışan iki tane garsonun bu yoğun talebe karşılık vermekte zorlandığını gösteriyordu.

- Bir çay versene bana Atilla! Diye seslendi garsonlardan birine. Genç çocuk uzun yüzlü uzun boyunlu, yüzü sivilceli bir delikanlıydı. Dudak büktü sesin sahibini gördüğü zaman: - Vay! Selim ağabey, hangi rüzgar attı seni buraya, hiç gelmezsin sen buralara... Güldü Selim sakin bir şekilde: - Şimdi geldim işte... Haydi, çok konuşma da bir çay ver bana... Tezgahın ardındaki pala bıyıklı, şişman adam başını eğerek baktı ondan tarafa. Meraklanmış olacak ki yanı başında, tezgahın üzerinde duran kareli kirli peçeteye ellerini kurulayıp delikanlının oturduğu masaya yaklaştı. Atik bir hareketle bir sandalye çekip hemen yanı başına çöküverdi: - Hayırdır Selim, Atilla doğru söylüyor, ne işin var senin burada?

- İşten ayrıldım Nazif ağabey. Çıktım işten. Nazif yuvarlak ve sarkık yanaklarını sarsarak bağırdı: - Haydi canım sen de! Olmaz öyle şey! Selim sakin bir şekilde, acı dolu bir gülümsemeyle salladı başını: - Ciddi söylüyorum Nazif ağabey... Ayrıldım işten. Hem de... Evlendim ben! Adam az kalsın boğuluyordu. Tükürüğü boğazına kaçmış olacak ki kızardı, karşısındaki insana patlayacakmış gibi bir his vererek öksürmeye başladı. Uzunca süren bir öksürük nöbetinin ardından gözleri yuvalarından fırlamış, sesi kısılmış bir halde konuşmaya çalıştı: - Hayırdır inşallah... hele başından anlat şu işi aslanım... Ağabeyin sayılırız biz. Neden haberimiz yok bir şeyden. Hay Allah, kimle evlendin, ne zaman evlendin, işten neden ayrıldın peki... Selim''in konuşmasına fırsat kalmadan bağırdı: - Atilla, çabuk buraya çay servisi yap, bırak şimdi elindekileri... Selim onun bu telaşlı haline gülmekten kendini alamadı. Her zamanki gibi yavaş ve durgun bir şekilde hafifçe tebessüm etti: - İskender Gülhan''ın kızıyla evlendim Nazif Ağabey... Tanırsın sen... Adam bir kez daha tutuldu öksürük nöbetine. Bu sefer hem öksürüyor, hem de bir an önce merakını gidermek için Selim''in yüzüne bakarak soru sormaya çalışıyordu. Nihayet boğazındaki gıcığı temizleyip rahatlayınca garsonun getirdiği çayı kaptığı gibi bir yudumda bitirdi: - Tövbe Ya Rabbim... Doğru duydum değil mi? - Evet ağabey doğru duydun... Adam güldü kocaman göbeğini hoplatarak: - Şimdi anlaşıldı neden işten ayrıldığın, o kadar zengin bir aileye damat olunca çalışmanın anlamı ne değil mi? Vay canına, talih kuşu konmuş senin başına aslanım... Selim hafifçe gülümsedi yeniden. Başını "hayır" anlamında iki yana salladı. Şişman adam şaşırmıştı... DEVAMI YARIN