Kaydet
a- | +A

Ucuz pastanelerden birine gittiler. Birer limonata söylediler kapının ağzında bekleyen garsona. Masalardan birine oturup beklediler. Çok geçmeden uzun, yuvarlak bardaklarda geldi limonataları.

- Ne dersin, bu sene hazırlan sınavlara, ben de yardım ederim. Evliyken de okuyabilirsin.

Başını salladı Selim. Çok isterdi. Hele bu saatten sonra. Karısının sahip olacağı diploma kendisinde ister istemez bir aşağılık duygusu oluşturacaktı... - Ama çok çalışmam gerekecek. Hem iş, hem ders nasıl yaparım bilmiyorum... - Ben de çalışırım Selim. İki kişi birden çalışınca kalkarız altından. Bir arkadaşım var, ders veriyor özel, dünyanın parasını kazanıyor. Ders veririm. İngilizce dersi. Nasıl olsa öğretmenlik için de müracaat edeceğim. Bakarsın buradan başka bir yere gideriz. Uzak bir yere mesela... Selim keyifle tebessüm etti: - Nasıl istemem. Burada kalırsak iki misli uğraşmak gerekecek. Hem hayat şartları, hem seninkiler de burada olacak. Baban güçlü bir adam. Muhakkak engeller çıkaracaktır önümüze... Esin cevap vermedi. Saatine baktı. Yediye geliyordu. Sadece hafta içinde bir veya iki akşam, bir saat görüşüyorlardı. Esin böyle istemişti. Bu aralar evden sık sık çıkmasının, geç gitmesinin oldukça zeki bir kadın olan annesi Berrin hanımı şüphelendirmesi korkusuyla bu kararı almıştı. Hafta sonu ise Suna''yla birlikte çıkabilir, daha uzun süreli görüşebilirlerdi. Bu hafta sonunda da Selim''im evine gideceklerdi. Aslında daha öncesi için sözleşmişlerdi ama sınavların üst üste gelmesi bu buluşmayı ertelemelerine neden olmuştu. İki genç evlenmeye karar vereli neredeyse üç hafta dolmak üzereydi. Esin limonata bardağını iyice dikti. Sonra cebinden çıkardığı kağıt mendil ile sildi ağzını. Bir tane mendil de Selim''e uzattı.

- Alış verişe ne zaman çıkalım? Selim irkildi. Kaç gündür bu konu uykusunu kaçırıyordu. Suna ile genç kız yemeğe gelecekleri için hazırlık yapması gerekliydi. Oysa bütün bunlara yetecek parası yok gibiydi.

- Ben hallederim. Merak etme... diyerek geçiştirmek istedi. Esin onun durumunu bildiği için üsteledi. Biraz da sert bir sesle: - Bana bak Selim, şu anlamsız gururundan vazgeç artık lütfen. Ne kadar komik olduğunu bilemezsin. Biz evlenmeye karar verdiğimize göre böyle kaçak şeylerle vakit geçirmek tuhaf geliyor bana. Niçin samimi değilsin? Paranın az olduğunu biliyorum. Bu suç mu? Utanılacak bir şey de değil. Bende para var işte. Ne var yani ben alsam? Ne olur? Derin bir nefes aldı. Kaşları hâlâ çatıktı: - Böyle yaptığın zaman paraya ne kadar değer verdiğini düşünüyorum şahsen.

Selim itiraz dolu bakışlarını genç kıza dikti: - Hayır, paranın önemi yok benim için... - O zaman düşündüğün gibi davran. Yarın akşam uğrarım, gerekenleri alırız. Zaten ne alınacak ki, salatalık malzeme ve tavuk. O kadar... Mangalın var değil mi? Başını salladı genç adam. Babasından kalma eski bir mangalı vardı. Kalktılar. Esin onun hesabı ödemesine ses çıkartmadı. Nasıl olsa fazla bir şey tutmadığını biliyordu. Birbirlerine iyi geceler dileyip ayrıldılar.

Selim''in minibüsleri hemen karşı kaldırımdan kalkıyordu. Genç adam küçük, kırmızı araba kaybolana kadar ardından baktı. Hafta başından beri Esin''den gizli olarak evi düzeltmekle meşguldü. İki kutu boya almış, bütün duvarları boyamıştı baştan. Bir kapıyla, pencere pervazları kalmıştı. Onu da bu akşam bitirecekti. Tavana kireç badana çekmiş, çatlakları kapatmıştı. Bir gece önceden perdeleri suya basmış, bu gece yıkayıp asacaktı. Hummalı bir çalışma içindeydi bir haftadır. Daha önceki kararlarının ertelenmesi işine yaramıştı. Minibüse atladı. En arkaya geçip oturdu. Hayatından memnundu ama içinde yine de adını koyamadığı bir huzursuzluk yaşıyordu. Aslında bu sevdiği genç kızla arasındaki sınıf farkının rahatsızlığından başka bir şey değildi.

DEVAMI YARIN