Kahvede belki bir saat kadar daha oturdu Selim. Sonunda böyle oturmanın hiçbir faydası olmadığını düşünmüş olacak ki, usulca kalktı. Nazif hemen atıldı: - Evlat, al şunu, on milyoncuk. Fazla param yok. Ama benden de bu kadar, ihtiyacın olur şimdi... Çekinerek geri çekildi genç adam: - Yok Nazif usta, para var. Verdiğin otuz milyon duruyor daha, çok azını harcadım, taksi parası falan... - Al sen, al, bulunsun.. Bakarsın hastahaneye gitmek falan icap eder... Durakladı bu sözlerden sonra, pot kırmış gibi telaşlı baktı genç adamın yüzüne. Selim acı bir gülümsemeyle elini onun omzuna atıp sıvazladı: - Haklısın ağabey... Bundan sonra ne olacağı belli değil ki... Selim kahveden çıktıktan sonra çalıştığı dükkana gitti. Ustası Talat onu görünce dudak büküp kinayeli bir tavırla karşıladı: - Oooo, maşallah beyim, nihayet gelebildiniz... Selim saygılı bir tavırla önüne baktı. Sakin bir sesle olanları anlatmaya çalıştı: - Eşim çok hasta usta. Onu doktora götürdüm, hastahaneye kaldırdık. Çok hasta. Yanında olmam gerek, bana bir hafta daha izin versen. Başka kimsemiz yok. Birbirimize bakıyoruz sadece. Talat kaşlarını kaldırarak önündeki masaya avucunun içiyle vurdu: - Yok aslanım, o kadar da değil, işte kapı, bu kadar izni ben hayatım boyunca yapmadım. Bedavadan kazanılmıyor para. - Usta eğlence için istemiyorum, hastam var... Talat yüzünü buruşturdu. Sandalyesine oturup başını öte tarafa çevirmişti bile: - Zaten yüzün gülmez, konuşmazsın, hep bir köşede, öyle... Bitsin bu iş. Hem ben de ne kazanıyorum ki. Ben idare ederim kendi başıma dükkanı. Haydi sana geçmiş ola... Güle, güle... Selim donup kalmıştı. Birkaç saniyelik durgunluktan sonra toparlandı. Acı bir gülümsemeyle cevap verdi: - Tamam o zaman usta, hakkını helal et. Çalıştığım günlerin parasını alayım. Gideyim. Talat kaşlarını kaldırdı. Çok hayret etmiş gibi bir ifade vardı yüzünde: - Ne parası be? Zaten bir haftadır işe geldiğin yok! Bir de para diyor utanmadan.
Genç adam şaşkın bir şekilde güldü: - Usta, ayın 24''ü bugün. Dört gündür gelmiyorum işe. Eder yirmi gün. İki de pazarı çıkart. Onsekiz gün. Onsekiz günlük yevmiyem var.. - Yok canım öyle şey... Olmaz. Borcum falan yok sana, haydi güle güle.
Birkaç dakika acı acı baktı adama Selim. Sonra başını eğdi.
- Ne diyeyim, şu günümde bunu yaptın ya... Allah''ından bul Talat efendi.
Yürüdü yavaş yavaş. Üşüyordu. Oysa güneş gökyüzünde pırıl, pırıl parlıyordu. Yürüdü demiryolu boyunca. Nereye gittiğini bilmiyor, ne yapacağını kestiremiyordu. Dün gece Suna''nın söylediklerini düşündü. Kayınpederine gitmek zorundaydı. Başka hiçbir çaresi yoktu. Birden hala geldi aklına. Mualla hala. Hemen cebindeki küçük defterini çıkarttı. Kadının numarasını buldu. O araya girerse belki bir şeyler olabilirdi. İlk bulduğu telefona adeta saldırdı. Heyecandan parmakları titriyordu. Numaraları çevirip beklemeye başladı. Sonunda açıldı telefon. Sevinçle haykırdı: - Mualla hala, ben Selim... Esin''in eşi... Karşı taraftaki kadın durakladı. Sonra tane tane konuştu: - Affedersiniz, Mualla hanım iki hafta önce kalp krizinden vefat etti. Biz taşındık evine. Telefon bizim artık...
Yıkılmıştı sanki. Bu acı haberi karısına asla veremezdi. Bütün ümitleri daha doğmadan yok olmuştu... DEVAMI YARIN

