Hakan ve
Meserret hanım deprem olduğunu anladıkları anda birbirlerine sarılarak en kuytu köşeye doğru kaçtılar. Bahçede olmalarının verdiği şansla etrafa dökülen kiremit ve taş parçalarından korunabiliyorlardı. Korkunç gürültülerle çöküyordu evler. Ana oğul dehşet içinde açılmış gözleriyle çaresizce izliyorlardı kağıt gibi göçen binaları. Meserret hanım durmadan besmele çekiyordu:
- Bismillahirrahmanirrahim, La ilahe...
Neden sonra altlarındaki girdap durdu. Sallanmadıklarını fark ettiler. Ama çevreden gelen gürültüler, çığlıklar, feryatlar, inlemeler ayyuka çıkıyordu. Yaşlı kadın kendine gelir gelmez haykırdı:
- Hakan, evimiz... evimiz yıkıldı oğlum, gitti evimiz...
Genç adam farkına varmamıştı yaşadığı dehşet esnasında. Çevrede kopan o gürültüler arasında kendi evlerinin çöküşünü anlamamışlardı. Dili tutulmuş gibiydi. Büyük bir şok geçiriyordu. Öylece iki kolu yanına sarkmış, bakınıyordu etrafına. Annesinin feryadı duyuldu:
- Esma''lar gitti... Çökmüş apartman... Koş Hakan, bütün komşular gitti...
Yaşlı kadın bahçeden dışarı çıkıp sokağa bir göz atmıştı. Hayatlarını kurtaran Sarıbaş ise şaşkın bir şekilde bir kenarda duruyor, hafif hafif inliyordu. Meserret hanım çırpınıyordu. Yıkıntılar arasından hâlâ toz bulutları yükseliyordu. Ortalık karanlığa gömülmüştü. Birkaç dakika önce sanki yakalayacakları kadar yakınlarında hissettikleri yıldızların aydınlığından başka hiçbir ışık yoktu etrafta. Birden yan taraftaki yıkıntıdan bir patlama duyuldu kulakları sağır edecek gibi. Bir alev topu yükseldi çöküntünün arasından. Yanmaya başladı cayır cayır... Meserret hanım birkaç kişi gördü koşuşturan. Genç bir çocuk yaklaştı yanına. Başından kan sızıyordu yanağına doğru. Gözleri dehşet içinde açılmıştı. Haykırıyordu durmadan:
- Anamlar gitti, anamlar enkazın altında, yardım edin, anamlar gitti, babam, kardeşim, anam...
Meserret hanım geri döndü. Bıraktığı yerde taş kesilmiş gibi duruyordu Hakan. Yaşlı kadın oğlunun yüzüne okkalı bir tokat indirdi sağ eliyle. Sarsıldı olduğu yerde delikanlı. Gözlerini kırpıştırdı.
- Kendine gel oğul, toparlan... Çabuk, insanlar ölüyor, yardım edelim...
Yediği tokat girdiği şoktan kurtarmıştı Hakan''ı. Silkelendi. Etrafına bakındı:
- Aman ya Rabbim! Aman ya Rabbim...
- Her yer yıkıldı Hakan, sokaktaki bütün evler yıkıldı oğul... Koş...
Yıldırım gibi çıktı sokağa. Kendi evlerini unutmuşlardı. Diğer enkazların altında sağ kalmayı başarabilen birkaç canı kurtarmaktı bütün amaçları. Ama o kadar bilinçsiz, o kadar şaşkın bir haldeydiler ki, nereden başlayacaklar, ne yapacaklar bilmeden oradan oraya koşuyorlardı. Karşı apartmanın başına gitti genç adam. Sadece bir taş yığını duruyordu önünde. İskambil kağıdından yapılmış evler gibi kat kat çökmüştü. Yerle bir hizaya gelmişti dam. Çaresizce baktı annesine:
- Esma ablalar... Vehbi ağabey!
Meserret hanım ise tülbendi bir yana kaymış, kendini kurtarmayı başaran bir gencin kafasını kucağını yatırmış, başından akan kanları silmeye çalışıyordu sokağın orta yerinde. Göz yaşları yumuşacık yanaklarını sırılsıklam yapmıştı. Ölüm kokuyordu ortalık buram buram... Hakan dönüp evlerine baktı. Yoktu yerinde hiçbir şey... Yerle bir olmuştu... Etraftan sesler duyulmaya başladı. Canını kurtarabilen insanlar koşuşturuyor, şaşkın bir şekilde bir şeyler yapmaya çalışıyorlardı. Tam bu sırada bir ses duyuldu tanımadıkları:
- Enkazların önünden kaçın, yine sallanıyor....
Gerçekten de altındaki toprağın kaydığını hissetti Hakan. Var gücüyle kendini annesinin yanına attı. Açıklıktaydılar. Yine toz bulutları yükseldi çöküntülerden. Artık hafif inlemeler duyulmaya başlamıştı. Enkazın altında kalanlar ilk darbe geçtikten sonra kendilerine gelmişler, kurtarılmak için feryat ediyorlardı. Korkunç bir afetti yaşanan...
* DEVAIM YARIN

