Kaydet
a- | +A

Gençler hayretle içeri giren çifte baktılar. Turhan olayı bildiği için hemen gülerek karşıladı Hülya''yı: - Hoş geldin Hülya! Nasılsın? Genç kız en azından karşılaştığı bu samimi havayla birazcık rahatlamıştı: - Teşekkür ederin Turhan... İyiyim.

Tarık diğerlerinin yanına yaklaştı: - Hülya''yı biliyorsunuz değil mi çocuklar?

Her kafadan değişik, kinayeli, anlamlı sesler yükseldi. İçlerinden sadece Aylin gözlerini kısmış, kindar ve kızgın bakışlarla süzüyordu onları. Başını geriye attı havalı bir şekilde: - Arkadaş sandviççinin kızı değil mi? Hülya taş gibi kalmıştı. Tarık hemen atıldı: - Evet... Neydi adı babanın? Hatırlamış gibi yaparak alnına vurdu yavaşça: - Hah! Mahmut, Mahmut beyin kızı.

Sonra manalı bir bakışla Aylin''e dikti gözlerini: - Dün beni aramışsın akşamüzeri. Annem söyledi. Ben Hülya''yla buluşmaya gitmiştim. Ne vardı? Hülya sevincinden, mutluluğundan az kalsın boynuna sarılacaktı Tarık''ın. Ne güzel dersini vermişti bu şımarık kızın. Aylin''in yüzü kıpkırmızı olmuş, hırsla fırlamıştı yerinden: - Rahatsız ettiğimi bilseydim aramazdım beyefendi. Yeni arkadaşınızla oldukça meşgulsünüz anlaşılan... Turhan olayın tatsızlaştığını fark etmiş olacak ki hemen atıldı: - Haydi çocuklar, kayıkların oraya inelim güneş batana kadar... Çocukluklarından beri yaptıkları bir şeydi bu. Güneşin batma saatinde kıyıya inerlerdi... Bizim kültürümüzde olmayan, batıl bir inanışla Güneş batarken dilek tutarlardı... Hepsi üniversitede okuyan, kimisi mezun olan kocaman gençler olmuşlar, fakat böyle şeylerden zevk alıyorlardı. Tarık usulca eğilip oyunun mahiyetini anlattı Hülya''ya. Genç kızın tedirginliği nispeten yok olmuş gibiydi. Yine de buradaki gençlerle çok farklı dünyaların insanları olduklarını kavrayabiliyordu. Ama kendisi de o dünyanın bir parçası olabilirdi.

Sahile indiler koşarak. Kıyıya, kumların üzerine çekilmiş kayıklara çıktılar. Güneşin batmasına daha zaman vardı. İçlerinden yaşça küçük olan bir tanesi atıldı. Adı Şafak''tı. - Duydunuz mu? Bugün Hasan ağabeyin kayığının altını deniz oymuş. Sabahleyin bir kalkmışlar, az kalsın kayık sürükleniyormuş. Ben gördüm, kocaman bir mağara açılmış sanki kayığın altında... Turhan umursamaz bir tavırla cevap verdi. - Dalga çıkmıştır gece...

Bir tanesi haykırdı adeta: - Sabah depremi duydunuz mu? Küt diye bir salladı ki... yataktan fırladım. Tarık başını salladı: - Öyleymiş, biz duymadık. Turhan''la beraberdim sahilde. Hiçbir şey anlamadım. Hafif olmuş. Hülya''ya döndü: - Sen duydun mu hayatım? Genç kız başını kaldırdı. Mutlu bir tavırla omuzlarını kaldırdı: - Hayır, hiçbir şey duymadım... Burada kışın da olur hafif hafif hep. Deprem kuşağıymış bu bölge! DEVAMI YARIN