Aradan iki ay geçmişti. Esin okuldaki kaydını dondurmuş, bir mühendislik bürosunda iş bulmuştu. Çarşı içindeydi büro. Mühendis Feyzi bey ve iki arkadaşının kurduğu bir büroydu. Genç kadın telefonlara bakıyor, dosyaları düzenliyordu. Fazla bir para almıyordu. Ayda elli milyon gibi komik bir rakamdı eline geçen. Ama Selim''in aldığına da eklenince sanki büyük bir servete konmuşlar gibi sevinmişlerdi. O kadar mutluydular ki... Yaşadıkları sıkıntıların hiç birini görmüyorlar, hele işler yolunda gitmeye başlayınca, karşılaştıkları engellere gülerek bakmasını bile becerebiliyorlardı. Gülhan ailesinden ise hiç ses çıkmamıştı. Selim artık kayınpederinin ve kayın validesinin kendileri ile uğraşmaktan vazgeçtiklerini, hayatlarını yaşamaları için onları rahat bıraktıklarını düşünüyordu. Hatta ilerisi için kızlarını affedebilecekleri umudunu bile taşıyordu. Esin ise kocasına belli etmemesine rağmen tedirgindi. Anne ve babasını gayet iyi tanıyordu. İskender beyin bu işin peşini bu kadar kolay bırakabileceğini aklına bile getirmiyor, tetikte bekliyordu hep. Hep korku içindeydi. Mutluluklarına gölge düşecek diye korkuyor, bütün bu yaşadığı çelişkiyi kocasına belli etmemek için aşırı derecede çabalıyordu. Evlendiğinden beri rengi solmuş, zayıflamıştı biraz. Ara sıra yoklayan baş ağrıları bazen canından bezdirecek dereceye geliyor, çantasından eksik etmediği ağrı kesicileri ikişer ikişer yutuyordu. Hiç bahsetmiyordu bu şikayetlerinden Selim''e. Onu üzmemek için acıdan ölse bile sesini çıkartmazdı. Selim ise sabah yedi buçukta çıkıyordu evden. Koşa koşa istasyona gidiyor, oradan trene binip Gaziosmanpaşa''ya geliyordu. Saat sekiz buçukta dükkanın önünde bekliyordu Talat ustayı. İşler pek iyi değildi. Kırk yılda bir, bir tamir çıkıyordu. Arada bir de tesisat işi. Onun dışında dükkanda oturuyordu ikisi de. Talat beyin yüzünün asıklığı Selim''i kahrediyor, gücüne gidiyordu. Sanki her sözü ima doluydu ustanın. Haksız da sayılmazdı. Kendini zor geçindiriyordu dükkan. Yine de genç adam katlanması gerektiğini düşünerek her türlü harekete boyun eğiyor, ustası işten çıkartmadan çıkmayı düşünmüyordu. Bir keresinde Talat usta iyice belli etmişti huzursuzluğunu: - Bu işler böyle gitmeyecek artık. Baksana bu hafta kazandığımız para dokuz milyon bir şey. Sana on iki milyon vereceğiz. Hesap ortada, cepten yiyeceğiz demektir.
Sesini çıkartmamıştı Selim. Suçlu suçlu önüne bakmıştı sadece. Ağırına gidiyordu bu şartlarda çalışmak. Yüreği eziliyordu. Gururunu kırıyordu. Ama bu yaşadıklarının bir zerresini bile karısına nakletmiyor, hissettirmiyordu. O gece yine dudaklarına tam evine girerken yerleştirdiği gülücüklerle daldı içeri. - Esin... Ben geldim... Ses yoktu. Saatine baktı. Sekize geliyordu. Bu saate kadar çoktan çıkmış olması lazımdı işten. Mühendislik bürosu altıda kapatıyordu. Hemen yan tarafa, mutfağa uzattı başını, kimse yoktu. Odanın kapısını açınca karısını büzülmüş bir şekilde kanepenin üzerinde yatarken buldu. Bir an bir şaşkınlık yaşadı. Sonra korkuyla atıldı: - Esin... Esin hayatım, neyin var! Genç kadın mahmur bir tavırla elini başına koydu: - Hı? Selim... Sen misin, yok bir şey, dalmışım. Biraz midem bulandı da... Biraz da başım... - Kalk, hemen hastahaneye gidelim. Rengin sapsarı. Korkutuyorsun beni.. Genç kadın gülümsedi sevgiyle. Elini kocasının yanağına uzattı: - Canım benim, telaşlanma, bir şeyim yok. Geçer şimdi. Biraz midem bulandı o kadar... Yoruldum herhalde. Öğlen de doğru dürüst yemek yemedim işten. Biraz simit atıştırdım. Açlıktan da olabilir... Bütün gece gözünü karısının üzerinden ayırmadı genç adam. Onun hareketlerini kontrol etti, tavırlarına baktı. İnceledi. Yüzü solgundu Esin''in. Sanki bir huzursuzluğu varmış gibi ara sıra yüzünü buruşturuyor, sonra Selim''in baktığını fark edince hemen dudaklarına bir gülücük yerleştiriveriyordu. Selim dayanamadı: - Sen benden bir şey saklıyorsun, bir derdin var senin. Genç kadın hemen toparlandı. İyi olduğunu ispatlamak istermiş gibi ayağa kalktı ama bir anda külçe gibi yere yığılıverdi... DEVAMI YARIN

