Saatler o kadar yavaş geçiyordu ki... Esin ameliyata gireli neredeyse sekiz saat bitmek üzereydi ve dışarıda bekleyenler sanki sekiz asır geçmiş gibi zor gelmişti bu zaman. Bir ara İskender bey hastahanenin bahçesine çıkmış, orada dolaşmıştı. Berrin hanım ise sekiz saattir hiç kımıldamadan koltuklardan birinde oturuyor ve hiç konuşmuyordu. Güler bir köşede sessiz sessiz ağlıyor, durmadan dua ediyordu. Bir ara o kadar boğuk hıçkırıklarla sarsıldı ki Suna dayanamadı:
- Haydi Güler abla, gel seni biraz bahçeye çıkartayım. Hava alır ferahlarsın!..
Bu fikir İskender beyin de hoşuna gitmiş olacak ki tasdikledi:
- Haydi Güler... Biraz hava al!
Güçlükle kalktı emektar hizmetçi. Suna''nın koluna dayanarak bahçeye çıktı. Kalabalık değildi bahçe. Söğüt ağaçlarının altında banklar vardı. Birine oturdular. Güler açık havaya ve tenha bir yere gelmiş olmasının da etkisiyle bağırarak ağlamaya başlamıştı:
- Yavrum, kuzum benim, talihsizim benim, şanssızım benim. Ne para, ne pul, ne mal, ne mülk... Hiçbir şey önemli değil Suna bu dünyada. Al işte hepsine sahip, küstü hayata. Yüreğinden yaralandı. İkisi de.. Kim bilir o Selim''cik ne halde şimdi....
Suna hayretle baktı emektar hizmetçiye. Onun ne demek istediğini anlamaya çalışıyordu. Dayanamadı:
- Selim mi? Aşkolsun Güler abla, Selim''in ne yaptığını bilmiyormuş gibi. Terk etti kızı böyle bir anında...
Güler ileri geri sallanıyordu. Başını iki yana çevirdi art arda:
- Yok bebeğim, yok... Öyle değil o... İskender ağabey yaptı her şeyi. Selim gitmiş ondan yardım istemiş. O da kızımı terk et, o zaman onu tedavi ettiririm demiş, yoksa zırnık koklatmam demiş. Ondan bıraktı garibim, çok sevdiğinden, yaşamasını istediğinden... yoksa bırakır mıydı kuzumu, çok seviyordu, bırakır mıydı!
Suna dehşet içinde kalmıştı. Kulaklarına inanamıyordu. Sarstı omuzlarından Güler''i:
- Güler abla, doğru mu bunlar? Çabuk söyle doğru mu?
Başını salladı "evet" anlamında. Suna hemen koluna girdi kadının:
- Sen şimdi doğruca yukarı çık, kimseye bir şey söyleme. Ben geleceğim biraz sonra...
Koşarak çıktı hastahanenin bahçesinden. Bir taksi çevirdi. Aceleyle konuştu:
- Bakırköy kardeşim, gidebileceğin en yüksek hızla. Hayat memat meselesi, ne olur!
Arkasına yaslandı. Yirmi dakika sonra çevre yoldan Bakırköy kavşağına gelmişlerdi bile. Tekrar öne doğru eğildi. Evi tarif etmeye başladı. On dakika sonra Selim''in küçük gecekondusunun olduğu çamurlu sokağa girmişlerdi bile. Taksiye "bekle!" diyerek atladı arabadan. Kapıya attı kendini, bütün gücüyle yumrukladı. Defalarca hem de... Kimse açmıyordu. Perdeler çıkmıştı. İçeri baktı. Bomboştu. Sadece bir karton kutu görünüyordu kapının yanında bir de valiz. Yardım ararcasına etrafına baktı. Yan taraftaki iki katlı yarısı bitmemiş binadan başı örtülü bir genç kadın uzattı kafasını:
- O gidiyor kardeş. Buradan gidiyor.
- Tamam da şimdi nerede biliyor musunuz? Ne olur?
Omuzlarını kaldırdı kadın:
Bilmem ki, sabah eşyalarını verdi, bir kamyonet gelip aldı hepsini. Bizim beyle konuşurken duydum ben de. Eşyaları taşırken. İstanbul''dan gidiyormuş. Artık gelmeyecekmiş.
Suna yerinde duramıyordu. Sıkıntıyla bakındı çevresine. "Mutlaka bulmalıyım onu" diye geçirdi içinden. Birden karşı sokağın köşesinden düşük omuzlarıyla yürüyen Selim''i tanıdı. Heyecanla atıldı. Çılgın gibiydi:
- Selim, Seliiiim! Çabuk gel... Çabuk...
Genç adam şaşkın bir şekilde bakakalmıştı. Suna onu kolundan tuttuğu gibi attı taksiye ve şoföre bağırdı:
- Çabuk hastahaneye geri dönelim. Hem de en hızlı şekilde...
DEVAMI YARIN

