Kaydet
a- | +A

Doğan bey valizini kapattı. Ceplerini kontrol etti. Her şeyini almıştı. Perihan hanım telaşlı bir şekilde odanın içinde geziniyor, etrafı kontrol ediyordu.

- Biletlerini falan aldın mı Doğan? Sakın bir şey unutma... Yaşlı doktor gülümsedi onun haline: - Telaş etme Perihan... Her şeyimi aldım. Oktay geldi mi? Kadın elini başına dayadı yorgunluğunu anlatmak istermiş gibi: - Bilmiyorum. Bir ses geldi aşağıdan ama... Bu sırada delikanlı başını uzattı odadan içeriye: - Hazır mısın baba? - Tamam oğlum. Gidebiliriz... Doğan bey bir konferans için gidiyordu Ankara''ya. Uluslararası bir tıp konferansı için otelde Tabipler Odası tarafından yer ayırtılmıştı. Yaklaşık dört gün sürecekti bu bilimsel toplantı. Oktay babasını arabasıyla havaalanına bırakacak ve dönecekti. Uzanıp babasının valizini aldı. Yaptığı Güney Doğu yolculuğunun üzerinden bir ay geçmişti. Değişmişti Oktay. O eski vurdumduymaz hali kalmamış, olgunlaşmıştı sanki. Doğan bey ve Perihan hanımla olan ilişkileri başlarda farklıydı. Olayı öğrenmiş olmasının verdiği tazelik genç adamda bir bunalım oluşturmuş, kendisini büyüten, yetiştiren, eğiten bu iki insana karşı bir tül germişti gözlerinin önüne. İşte geçen bu bir ay zarfında bu tül kalkmıştı ortadan. Kezban''ın lafı bile edilmiyordu artık. Her şey eskisi gibi gidiyordu. Ama mutlaka hepsinin içinde bir sızı, bir tedirginlik vardı. Örneğin Oktay, Perihan hanıma her "anne!" diye seslenişinde yüreğinde bir sızı yaşıyor, o keskin, ıstırap dolu bakışlarla bezeli siyah gözler geliyordu aklına. On beş gün önce gidip İclal''i istemişlerdi resmen. Belki genç adamın toparlanmasında katkısı olur düşüncesiyle acele etmişti doktorla karısı. Şerif beyler de mütevazı davranmışlar, iki gencin hayatlarını birleştirme kararına olumlu bakmışlardı. Bir yüzük takılacaktı... Okul bittikten sonra nikah masasına oturulacaktı. Hem bu zaman zarfında iki genç ve aileler birbirini daha iyi tanıyacak, hem de gençler aralarında her iki tarafın büyükleri tarafından da tescil edilmiş resmi bir bağla birlikte olacaklardı. Muazzez hanım ısrar etmişti bir restoranda aile arasında bir yemek yenilerek bir tören yapılması için. Kabul etmişti Doğan beyler. Karar verilmişti. Doktor beyin toplantısının bitişini bekleyecekler, onun evine dönmesiyle birlikte hemen yüzükleri takacaklardı. Doğan bey oğlunun peşine takıldı, aşağıya indi. Perihan hanım ise arkalarından geliyor, hâlâ bir eksiğin olup olmadığı hakkında söylenip duruyordu. Yaşlı doktor karısıyla vedalaştı: - Perihan, alış veriş işini halledin siz artık. Ben döner dönmez bitirelim bu işi. Ayıp olur insanlara. İclal kızıma da selam söyleyin... Para sıkıntın olursa Füsun''a telefon et. O halleder... Hoşça kal... Oktay motoru çalıştırdı. Rahat bir tavırla kırdı direksiyonu. Doğan bey hâlâ el sallıyordu karısına. Havaalanında park ettikten sonra birlikte indiler. Uçağın kalkmasına kırk beş dakika kalmıştı. Gerekli kontroller yapıldıktan sonra oğluna döndü Doktor Doğan Serdaroğlu: - İclal kızıma iyi bak oğlum. O çok iyi bir kız! Ne istiyorsa alın çarşıdan. Hiçbir eksiği kalmasın. Sen de öyle... Arzu ettiğin neyse al. Hiç önemli değil parası. Ben senin için varım. Bunu unutma. İçi titredi Oktay''ın. Minnetle mırıldandı: - Teşekkür ederim baba! Onun mahzun hali içini sızlattı yaşlı doktorun. Oktay devam etti: - Sizin hakkınızı nasıl ödeyeceğimi bilmiyorum. Size karşı yanlışlarım oldu. Şimdi onları düşündükçe utanıyorum kendimden. İnsan velinimetine böylesine nankörlük eder mi hiç... Doğan bey kaşlarını çattı: - Velinimet mi? O da ne demek? Bir insanın ana ve babasının görevidir bunları yapmak... Seni böylesine bağrımıza basıp yüreğimizin baş köşesine oturtmak için dünyaya getirmiş olmak gerekli değil sadece. Bunu böyle bil! DEVAMI YARIN