İskender bey kaşlarını çatmıştı. Tok sesiyle sordu küçümser bir tavırla: - Ne istiyorsun? diye sordu. Selim yutkundu. Kararlıydı, ne kadar tahrik edilirse edilsin, asla saygısızca davranmayacaktı. Bu, Esin''e olan sevgisinden kaynaklanıyordu. Artık ölüme mahkûm karısına sevgisini böyle sanal şeylerle ispatlamaya çalışıyor, kendini tatmin ediyordu.
- Konuşmak istemiştim sizinle efendim, önemli bir mesele var... - Neymiş o önemli mesele? Benim sizin meselelerinizle ne gibi bir ilgim olabilir ki? Selim ayaktaydı hâlâ. Bacaklarının titrediğini fark edip, başıyla koltuğu işaret etti: - Oturabilir miyim? -Adam elini kaldırdı: - Geç... Fazla vaktim yok yalnız, ne söyleyeceksen söyle ve defol git sonra... Hayretle baktı Selim. Daha en başta böyle bir şey beklemediği belliydi. Fazla uzatmaya niyeti yoktu. Sanki sebep kendisiymiş gibi suçlu bir görüntü çizerek fısıldadı: - Esin çok hasta efendim... Durakladı. Bu sözlerin adamda yaptığı etkiyi merak ediyor, ama cesaret edip de başını kaldıramıyordu: - Beyninde tümör var. Kendisi bilmiyor ama ameliyat edilmezse ölecek... İskender bey arkasına dayandı. Meseleyi bildiği için tepki vermemeyi başarmıştı. Alaylı bir şekilde güldü: - Eee, ameliyat ettir öyleyse... Hayretle kaldırdı başını Selim. Bu kadar acımasız, bu kadar duygusuz bir insan olabileceğini düşünmediği için bu örneği görmek istemişti sanki. - Ama... Ölecek beyefendi... - Ne yani, ameliyat olmazsa ölecek diyorsun, o zaman ameliyat ettir. Ne istiyorsun benden. İşte bu ziyaretin asıl nedenine sıra gelmişti. Günlerce uykularını kaçıran, kendi kendisiyle hesaplaştıran o dakikalar! - Bu ameliyat için otuz milyar para gerekiyor efendim.
Önüne baktı. Duyulur duyulmaz bir sesle devam etti. - Benim o kadar param yok! Benim hiç param yok! Kulaklarını felç edecek kadar çirkin bir kahkaha çınladı odanın içinde. İskender bey acımasızca gülüyordu. Selim bir an çıkıp, gitmek istedi. Bu adamın yüzüne tükürüp, "yuh olsun sana!" diye haykırmak istedi ama eli kolu bağlıydı adeta. Yine görünmez bir el omuzlarından bastırıyor, kımıldamasına bile engel oluyordu.
- Doktorla konuştum... Fransa''dan bu ameliyatları dünyada en seri ve en başarılı şekilde gerçekleştiren doktorlar İstanbul''a kongreye geliyorlarmış. Bu bulunmaz bir fırsat diyor doktor bey... ben de düşündüm... İskender bey kahkahasını bitirmiş, arkasına dayanıp lakayt bir tavırla genç adama bakıyordu. Onun sözünü kesti: - Sen de düşündün, nasıl olsa bunun babası zengin, ameliyatı yaptırır dedin. Değil mi? Öne doğru eğildi cevap beklemeden: - Zaten senin niyetin buydu... Nasıl olsa bir bahane bulunur ve bu dargınlık, bu kızgınlık biter diye düşündün değil mi? O zaman sen bu servete konacak, paşalar gibi yaşayacaktın, hayatın kurtulacaktı değil mi? Yalan mı söyle? Öyle bir bağırmıştı ki Selim irkildi. Aşağılandığını, yerin dibine batırıldığını düşünüyor, kendini zor tutuyordu. İskender bey var gücüyle bağırıyordu: - Ben de o göz var mı sanıyorsun... Kızımı hasta ettin... Yavrumu benden koparttın seni nasıl affederim ben...
Durakladı, derin bir nefes aldı... Sonra sakin olmaya gayret ederek devam etti. - Kızımın bütün her şeyini üstlenirim ama bir şartla! DEVAMI YARIN

