İslamiyet her işte orta yolu emreder; aşırı gitmeyi men ve yasak eder. Sevgili Peygamberimiz bir gün eshabına, kıyametten ve ahiret hallerinden bahsetmiş; sohbetin tesirinde kalan Hz. Ali, Hz. Mikdad ve Hz İbn-i Mes''ud gibi bazı sahabiler, Hz. Osman bin Maz''un''un evinde toplanarak dünyadan el-etek çekmek istemişlerdi. Dünyadan ve onun geçici nimetlerinden, büsbütün yüz çevirmeye azmetmişlerdi. Bunlar, devamlı (her gün) oruç tutuyor, gece gündüz namaz kılıyor, eski püskü şeyleri giyinmekle iktifa ediyor, kadınlarının yanlarına gitmiyor, kalan ömürlerini böyle geçirmeye ve hatta kendilerini kısırlaştırmaya dahi karar vermişlerdi. Onların bu hallerini duyan Peygamberimiz, derhal yanlarına gidiyor ve: "Ben böyle bir kulluk şekli ile emrolunmadım. Vücut ve nefislerinizin sizde hakkı vardır. Oruç tutup, namaz kılın, fakat aynı zamanda orucunuzu açıp yiyin ve uyuyun. Ben, namaz kılar ve uyurum, oruç tutar iftar ederim, et yerim ve kadınlarıma yaklaşırım. Benim yolumdan çıkan benden değildir!" Buyurdu. Nitekim Cenab-ı Hakk, Maide suresinin 88. ayetinde (mealen): Allah''ın size helal ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin ve kendisine iman etmiş olduğunuz Allah''tan korkun! buyuruyor. Ancak; insan, bu ideal ölçüyü koruyamamış ve çoğu kez, nefsine mağlup olmuştur. Orta yolu unutmuş, ifrat ya da tefriti benimsemiştir. Bu hal, insanın mayasında vardır. Me''aric suresinin 19 -21. ayetleri, hırsına düşkün ve onu mağlup insanın halini sergiler: Gerçekten insan, pek hırslı (ve sabırsız) yaratılmıştır. Kendisine fenalık dokunduğunda sızlanır, feryat eder. Ona imkan verildiğinde ise pinti kesilir. Kalbinde Allah korkusu olmayan ve helal-haram tanımayan; gelsin de nereden ve nasıl gelirse gelsin diyerek, dünya (mal, mülk, mevki, şöhret...) peşinde koşandan daha zalim kim olabilir? Bunlar insan suretinde canavarlardır. Her kılığa girer, veremeyecekleri taviz yoktur!
Hazret-i Mevlana buyuruyor ki: İnsanın meyl ve arzuları, uyumuş köpekler gibidir ki, onlarda hayır da şer de gizlidir. Bu meyl ve arzu takımında kuvvet ve kudret bulunmayınca uyurlar. Susmuş ve ayağını salıvermiş odun gibi yatarlar! Fakat, ortaya bir leş atıldı mı, o uyumuş köpeklere adeta hırs-ı suri üflenmiş olur! (Yani; hepsi de dirilmiş ölüler gibi, yattıkları yerlerden, büyük bir iştiha ile fırlarlar) Gaybda gizlenmiş olan hırslar, insanlara hücum ederek onların yeninden, yakasından baş çıkarırlar. Leş başında köpeklerin her tüyü ayrı ve keskin bir diş kesilir. Köpeğin kendisi de hile için kuyruk sallamaya başlar. Köpeğin yarı belinden aşağısı hile, yukarısı gazap ve hiddettir... İşte; hırsı aklını örten insanın, Hz. Mevlana''nın bahsettiği köpekten farkı yoktur. Bu tipler, en ufak bir menfaat karşısında, köpekçesine yaltaklanır, enva-i çeşit şaklabanlık yapar; amirinin, beyinin, efendisinin paçalarında dolanıp durur! Kendi maiyetindekilere ise, Allah yarattı demeyip, onlara zulmün binbir çeşidini tattırır ve bundan da büyük bir keyif alır! Allah''a ve Ahiret Günü''ne inanan insan, Peygamberimizin elinde büyüyüp, O''nun ahlakıyla yetişen, faziletler timsali Hz. Ali Efendimizin şu sözünden ibret alır: Bu dünyada hırsı terket; tamahkar olma! Malı, mülkü, parayı toplayıp yığma! Çünkü sen, bu parayı kimin için topladığını bilmiyorsun! Zira, kendi toprağında mı, başka yerlerde mi öleceğini de bilmiyorsun! Rızık, elbette taksim edilmiştir. Su-i zan asla fayda vermez. Tamah ve hırs sahipleri, ne kadar mala, mülke, paraya vb. sahip olurlarsa olsunlar, asla zengin olamazlar! Kanaat sahipleri de ne kadar yoksul olurlarsa olsunlar, onlar gerçekte zengindirler!
Evet; Sevgili Peygamberimizin buyurdukları gibi: Kanaat, tükenmez hazinedir. Dolayısıyla kanaat sahipleri sonsuz hazinelere maliktirler. Gönül zenginliğinin ne olduğunu, hırsı aklını örtmüş mal, mülk sahipleri bilemezler.
Bu dünyada mü''min mazlumdur ve musabtır. Yani, çokça musibetlerin isabet ettiği kişidir. Mü''min bütün bunları güzel bir sabırla defeder ve Ahiret Günü''nü bekler! O, sonsuza taliptir! Netice-i kelam; eden kendine eder, sevgili okuyucularım...

