Kaydet
a- | +A

Yarından başlayarak, önümüzdeki yüzyılı kapsayacak şekilde, dünyanın nabzı İstanbul Şartı diye atacak! Ve kim ne derse desin 21. yüzyıl Türk Asrı olacaktır!

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Toplantısı''nın İstanbul''da yapılması, bunun habercisidir.

Türkiye, Kafkaslar ve Türk Cumhuriyetleri ile gerekli dirsek temasını yapabilir; ekonomik, kültürel ve siyasal oluşumları kuvveden fiile çıkarabilirse, tarihteki muhteşem günlerine yeniden kavuşamaması için hiçbir sebep yoktur.

Yeter ki, moralimiz bozulmasın ve azmimiz kırılmasın!

Yeter ki, içerde siyasi istikrarımızı muhafaza edebilelim!

Dikkat edilecek olursa, Türkiye; rahmetli Özal''ın Cumhurbaşkanlığı''na çıkmasıyla birlikte siyasi istikrarı kaybetmiş ve o gün bugündür bir daha da yakalayamamıştır.

Türkiye''nin yönetim tarzı parlamenter sistem olup, Başbakan''a endekslidir. Dolayısıyla güçlü iktidarlara ihtiyaç vardır.

Türkiye''nin önünü ancak, vizyonu olan Başbakanlar, güçlü iktidarlarıyla açabilirler.

Coğrafyamızdaki tecelliye bakınız ki; bizim en ufak bir dahlimiz olmadan talih yüzümüze gülmektedir! Coğrafyamızla bağlantılı dış etkenler, bizi, ister istemez önemli konuma ve role doğru zorluyor.

Dünya, bu rolümüzün farkında, o münasebetle de AGİT''i İstanbul''da topluyor.

Türkiye, bir yandan tarihi zirveye ev sahipliğine hazırlanırken, diğer yandan deprem felaketleriyle meydana gelen yaralarını sarmanın telaşında...

Yaşamakta olduğumuz bu felaket günlerinde birliğin, beraberliğin ve yardımlaşmanın güzel örneklerini sergiliyoruz.

Morale en fazla muhtaç olduğumuz bu günlerde, gazete ve televizyonlarımızda deprem tellallığı yapılmakla ve milletimiz endişeye sevkedilmektedir.

Bilim adamlarının kendi aralarında tartışacağı ve merkezi ve mahalli idarelere verilmesi gereken raporlar, gazete sayfalarında ve televizyon ekranlarında. Üstelik birinin ak dediğine diğerinin kara dercesine!..

Doğrusu, yaşamakta olduğumuz bunca felaketten sonra, topyekun milletimizi infiale sürüklemenin manasını anlamış değiliz. Kimler, neye hizmet etmektedir?

Türkiye''nin yüzde 98''i deprem kuşağında ve bu hal, yüzyıllar boyu böyle.

Marmara''da yüksek dereceli ve tahripkâr bir depremin olacağını söylemenin millete ne faydası olabilir?

Milleti demoralize etmekten ve hayata küstürmekten başka ne yapılabilir?

Bu kış günü 15 milyonluk İstanbul halkı bir yere gidemeyeceğine ve iyisiyle kötüsüyle ikamet ettikleri evlerini terkedemeyeceklerine göre, ne yapılmak isteniyor?

Felaket bölgelerinden büyük göçler yaşanıyor.

Bu ifadelerden sonra, Akyazı ve Sapanca''dan da güçler başladı! Halk, tedirgin ve endişeli bir bekleyiş içinde.

Aynı moral bozukluğu İstanbul halkı için de söz konusu!

Bakınız, dünya öyle demiyor! Dünyayı şekillendirecek kararları almak üzere İstanbul''a akın ediyor!

Depremle yaşamayı öğütlemek, gerekli tedbirleri açıklamak başka; "....umarım olmaz ama; olursa İstanbul''u büyük tehlike bekliyor!" demek ve bunu medyaya açıklamak başkadır.

Ve tek kelimeyle, felaket tellallığı yapmaktır.